Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

God of War yeni oyunuyla beğenileri toplamaya devam ediyor. Uzun yıllardır beklediğimiz sinirli Kratos bu sefer yılların yorgunluğunu yüzündeki çizgilerinde taşırken bir yandan da küçük oğluyla ilgilenmek zorunda. Her ne kadar biraz yaşlanmış olsa da Kratos’un geçmişiyle değiştiremediği şey Tanrılarla olan husumeti. Bu sefer de İskandinav Tanrıları ile uğraşan Kratos, bir kez daha aksiyonun ve şiddetin tam ortasında.

Kratos’un serinin 4. oyununda karşı karşıya geldiği isimlerden biri de Odin’in oğlu Baldur. Oyunu oynayanlar Baldur’u hatırlayacaklardır ama oyunu daha oynamamış ya da oynanış videosunu izlememiş olan için ise Baldur’un kim olduğunu açıkladığımız için şimdiden özür dileriz çünkü ufak bir spoiler niteliği taşıyor. Gerçi İskandinav Mitolojisi’ne hakim olanlar oyunda Baldur’u hemen tanıyacaklardır.

İskandinav Mitolojisi’nde de yer alan Baldur, tüm tanrılar tarafından sevilen kişilerden biriydi. Tanrıların babası olarak bilinen Odin’in ve tanrıça Frigg’in oğlu olan Baldur; cömert, neşeli ve cesur olarak biliniyordu. Ancak bir süre sonra Baldur, bazı uğursuz rüyalar görmeye başladı. Bu rüyalarda Baldur, başına geleceği felaketlere tanık oluyordu. Rüyalarda sonsuz dek karanlığa gömülen Baldur’un hayatının tehlikede olduğundan kimse şüphelenmemişti. Ancak bu rüyalar, tanrı ve tanrıçaları Baldur’u nasıl koruyacaklarını konusunda uzun süreli bir tartışmaya zorladı.

İlk olarak Baldur’u öldürebilecek şeyler üzerine yoğunlaşan tanrı ve tanrıçalar, ihtimalleri belirledikten sonra hemen harekete geçtiler. Baldur’un annesi Frigg, dokuz diyarı dolaşmaya başladı ve Baldur’u öldürebilme ihtimali olan her cisme Baldur’a zarar vermemeleri için yemin ettirdi. Böylece oğlunu her türlü tehlikeye karşı koruyacağını düşünmüştü. Frigg’in emri üzerine ateş, su, her türlü metal, taş, ağaçlar, hayvanlar hatta Dünya bile Baldur’a zarar vermeyeceklerine yemin ettiler. Frigg’in bu titizlik ve kararlılıkla gerçekleştirdiği bu görev başarıyla işliyordu. Oğluna hiç kimse ve hiçbir şey zarar veremeyecekti.

Frigg edindiği görevini tamamladıktan sonra tanrı ve tanrıçaların huzuruna çıkıp görevin tamamlandığını bildirdi. Ancak tanrı ve tanrıçalar bazı kanıtlara ihtiyaç duydular ve Frigg’in söylediklerinin doğruluğu test etmek istediler. İçlerinden biri yerden küçük bir çakıl taşı aldı ve onu Baldur’un kafasına attı. Ancak Baldur, taşın kafasına isabet ettiğini bile hissetmemişti.  Görünüşe göre Frigg haklıydı. Herkesin sevdiği, ışığın, neşenin, güzelliğin tanrısı Baldur, rüyalarda gördüğü kaderi yaşamayacaktı.

Elbette ki bu durum erkek tanrıların Gladsheim’da keyifle karşılandı. Öyle ki tanrılar Baldur’a artık hiçbir şeyin zarar vermeyeceğini düşünüyorlardı. Ancak bu durum daha sonra tanrılar için bir eğlence haline dönüştü. Baldur’un zarar görmeyeceğinden emin olan tanrılar onu bir hedef tahtası haline getirmişlerdi. Ona taş attılar, sopalarla hatta baltalarla vurdular. Ancak Baldur hiçbir şekilde zarar görmüyor, tanrıların attığı dartlar teninden sekip ayaklarının dibine düşüyordu. Farklı farklı aletlerle dövülmesine rağmen Baldur, bunların hiçbirini hissetmiyordu.

Tüm tanrı ve tanrıçalar icat ettikleri bu oyundan oldukça memnundu. Hem eğleniyorlar hem de Baldur’a zarar verememenin tadını çıkarıyorlardı. Ancak tanrılardan biri bu durumdan pek de hoşnut değildi. Belanın tadını oldukça seven bu tanrı, Baldur’un o kadar şiddete rağmen zarar görmemesini bir türlü içine sindiremiyordu. Bu durum Baldur’a duyduğu kini günden güne artırıyordu ve bir süre sonra onu tüketmeye başladı. Kimden bahsettiğimizi anlayanlar olacaktır. Baldur’a karşı büyük bir kin besleyen bu tanrı İskandinav Mitolojisi’ndeki kurnazlığın ve kötülüğün tanrısı olan Loki’den başkası değildi.

Baldur’a biriktirdiği öfke Loki’yi harekete geçirdi. Bu durumu değiştirmek için bir şeyler yapması gerekiyordu. Kurnazlığın tanrısı olan Loki için şeytani  bir plan yapmak oldukça kolaydı. Bir öğleden sonra Loki, kurduğu planı gerçekleştirmek için çalışmalara başladı. O sıralarda diğer tanrılar gözde eğlencelerini devam ettirmekle meşgullerdi. Loki ise bu şamatadan faydalanarak kimseye görünmeden oradan ayrıldı ve hızla Fensair yönünde yürümeye başladı. Aklında şeytani bir fikir gelmişti.

Kimsenin onu izlemediğinden emin olduktan sonra Loki, kendi görünüşünü yaşlı bir kadına dönüştürdü. Loki’nin planının ilk adımı Frigg ile ilgiliydi. Yaşlı bir kadın kılığına giren Loki, Frigg’in Baldur için ne yaptığını öğrenmek istiyordu. Frigg’e bazı tanrı ve tanrıçaların bir adamı taşladıklarını ve bunun korkunç olduğundan bahsetti. Frigg de bu durumun aslında göründüğü gibi olmadığını taşlanan Baldur’un hiçbir şekilde zarar görmeyeceğini söyledi. Loki, bunun nasıl olabileceğini sordu ve Frigg’in 9 ayrı diyara gidip farklı farklı maddelere ettirdiği yemini öğrendi.

Loki işin aslını öğrense dahi biraz daha detay almayı amaçlıyordu. Baldur’a zarar verme ihtimali olan en ufak şeyin ne olduğunu öğrenebilirse ona yeterdi. Bu sebeple Frigg’e defalarca soru sordu. Amacı ağzından laf alabilmekti. Frigg, her ne kadar Loki’nin sorduğu sayısız soru yüzünden işkillense de Valhalla’nın batısında yetişen ökseotunun Baldur’a zarar verebilecek yegane şey olduğunu söyledi. Ökseotunun genel olarak zararsız olduğunu düşünen Frigg, ona yemin ettirmeye gerek duymamıştı.

Loki’nin aldığı bu bilgi, onun tam da ihtiyacı olduğu şeydi. Planı şimdiye kadar kusursuz işlemişti. İstediğini alan yaşlı kadın kılığındaki Loki, Frigg’in yanından uzaklaştı ve kimsenin onu görmediği bir yerde tekrar kendi görünümüne büründü. Planın ilk adımı tamamlanmıştı. Sırada Valhalla’nın batısında yetişen bu ökseotunu bulmak vardı.

Hiç vakit kaybetmeden Valhalla’ya doğru yola çıkan kurnazlığın tanrısı, hemen ökseotunu aramaya başladı. Her yeri didik didik arayan Loki, uzun uğraşlar sonucunda nihayet aradığını buldu. Bir meşenin gövdesinde uzayan ökseotu filizini gören Loki, bunun Frigg’in sözünü ettiği Baldur’a zarar verebilecek yegane şey olduğunu biliyordu. Hemen filizi bulunduğu yerden koparan Loki, tıkır tıkır işleyen planını düşünerek yüzüne yayılan geniş bir gülümsemeyle tekrar Gladsheim’in yolunu tuttu.

Loki, bu zararsız ökseotu filizini Baldur’a zarar verebilecek hale getirmek zorundaydı. Bu sebeple filizin bir ucunu iyice keskinleştirdi ve bir hançer şekline soktuğu filizi kemerine sakladı. Gladsheim’a geri  dönen Loki, buradaki tanrıların hala bıraktığı gibi bir şamata olduğunu görünce daha da keyiflendi. Kimse onun yokluğunu fark etmemişti. Etrafına bir göz atan Loki, Frigg’in de diğer tanrılara katıldığını gördü. Frigg’in yanında Baldur’un kör kardeşi Hod da vardı. Ancak göremediği için diğer tanrıların eğlencesine katılamıyordu. Loki ise planını gerçekleştirmeye devam ediyordu. Bir sonraki adım da Hod vardı.

Hemen Hod’un yanına yaklaşan Loki, ona neden diğer tanrılara katılmadığını sordu. Hod da göremediğini ve elinde bir silahı olmadığını söyledi. Loki de Hod’un eğlenceye katılmamasını diğer tanrıların onu dışladığı yönünde yorumladı. Amacı Hod’un aklını karıştırmaktı. İlk başlarda Hod, Loki’nin aklına yerleştirmek üzere olduğu fikri görmezden geldi. Daha sonra Loki, Baldur’un Hod’un kardeşi olduğunu ve Hod’un da tıpkı diğer tanrılar gibi Baldur’a olan saygısını göstermesi gerektiğini söyledi. Kemerinden çıkardığı keskin ökseotunu Hod’un eline tutuşturdu ve artık Hod’un bir silahı olduğunu söyledi. Kendisi de Hod’un gözü olacaktı. Loki’nin bu sözleri ve verdiği ökseotu Hod’un aklını çelmeyi başardı. Ökseotunun kardeşini öldürebileceğini bilmeyen Hod, keskin uçlu ökseotunu kavradı ve kardeşine doğru nişan aldı. Bu esnada ise Loki’nin gözleri alev alev parlıyordu. Amacına ulaşmak üzereydi.

Hod ökseotunu fırlattı ve ökseotu Baldur’un vücudunu deldi geçti. Bir anda büyük bir acı hisseden Baldur, yere düştü. Hiçbir şeyin zarar veremediği Odin’in oğlu Baldur, artık yaşamıyordu. Baldur’un cansız bedeni yerde yatarken Gladsheim, derin bir sessizliğe gömüldü. Daha birkaç saniye önce kahkahalarla yankılanan Gladsheim’da şimdi çıt çıkmıyordu. Tanrılar gözlerine inanamamış halde yerdeki Baldur’a bakıyorlardı. Tüm bu olanları göremeyen tek bir kişi vardı. Gözleri görmeyen Hod, ne yaptığının farkında bile değildi.

Salondaki herkesin bakışları bir anda Hod ve Loki’ye döndü. Hiç şüphe yoktu ki bunu yapabilecek ya da yaptırabilecek tek bir kişi vardı. Loki, salonun kendisine olan bu bakışları karşısında dayanamadı ve çareyi kayıplara karışmakta buldu. Loki’nin kaçışından sonra ise sessizlik, bir tanrıçanın feryatlarıyla bozuldu. Baldur’un babası Odin de bu esnada salondaydı ve tüm bu olanlara şahit olmuştu.

İlk konuşan Odin yerine Frigg oldu. Frigg, oğlunun gözleri önünde öldürülmesine rağmen metanetini korumayı başardı ve salonda bulunanlara bir çağrı yaptı. Acaba salonda onun iyiliğini ve sevgisini kazanmaya hevesli olan birileri var mıydı? Acaba salondakilerden hangi tanrı veya tanrıça Baldur’u bulmak için yeraltı dünyası Hellheim’a gitmeye gönüllü olurdu? İlk başta cevap gelmedi. Daha yüksek sesle Frigg salondakilere bir daha seslendi. Hellheim’in kraliçesi olan Hel’e, Baldur’u tekrar Asgard’a geri döndürmesi için fidye teklif edecek cesur isimler arıyordu.

Son çağrısından sonra nihayet cesur bir isim öne atıldı. Bu isim cesareti ile babasının göğsünü kabartan Odin’in oğlu Hermod’dan başkası değildi. Frigg’in çağrısına olumlu yanıt veren Hermod, cesaretini bir kez daha kanıtlamak istiyordu. Odin, bir kez daha cesareti karşısında tereddüt etmeden oğluna onayı verdi. Odin’in bir emri ile hizmetkarları salondan bir hışımla dışarı çıktı. Bir süre sonra tekrar salonda belirdiklerinde yanlarında Odin’in kendi atı Sleipnir vardı. Odin, Hermod’a bu zorlu görevinde ona eşlik etmesi için kendi atını veriyordu. Hermod babasından atın dizginlerini aldı ve vakit kaybetmeden Sleipnir ile beraber karanlığa karıştı.

Hermod, zorla görevini gerçekleştirmek üzere yola çıkarken geri kalan tanrılar Baldur’a olan saygılarını göstermek niyetindeydiler. Bu esnada da akıllarda hep Baldur, Hermod, Hod ve Loki vardı. Hermod başarılı olabilecek miydi? Baldur tekrar Asgard’a dönecek miydi? Peki ya Hod’a ne olacaktı? Loki’ye ne ceza verilecekti? Bu sorular akıllarda dönüp dururken, Baldur da bir cenaze törenini hak ediyordu.

Tanrılar Baldur’un bedeninin yakılması için görkemli bir odun yığını inşa etmek istiyorlardı. Bu kadar çok sevilen Baldur için bu gerekliydi. Ancak hiçbiri bunu yapacak kadar güçlü değildi. Bu sebeple dev Hyrrokin’den yardım istediler. Hyrrokin acımasız ve bir o kadar da devasa bir devdi. Devasa bir kurdun üstünde gelen Hyrrokin’in ellerinde dizgin olarak zehirli engerekler vardı. Hyrrokin’in gelişi pek de hoş karşılanmadı. Ortam gerildi. Thor en sonunda öfkesine yenik düştü ve Hyrrokin’e saldırmayı seçti. Nitekim diğerleri Thor’u engellemeyi başardılar ve ona devin onların çağrısı sonucu geldiğini hatırlattılar.

Baldur’un cansız bedeni tüm gemilerin en iyisi olarak kabul edilen Ringhorn’a konuldu. Ringhorn, bizzat Baldur tarafından inşa edilmişti. Baldur, kırmızı örtülerle kaplanmış bir şekilde gemiye yerleştirildi. Tüm bunlar olurken bütün tanrılar ve tanrıçalar yas doluydu. Ancak içlerinden biri bu acıya yenik düşmüş ve hemen orada o da son nefesini vermişti. Baldur’un karısı Nanna, kocasının ölümüne dayanamamış ve hayata gözlerini yummuştu. Nanna’nın cansız bedeni de kocasının yanına Ringhorn’a yerleştirildi. Çift ebediyete beraber yol alacaklardı.

Tüm tanrılar, tanrıçalar oradaydı. Tanrıların babası Odin ve onun kuzgunları Düşünce ve Hafıza da öyle… Valkyriler de oradaydı. Odin, kendi oğlunu uğurlarken yoğun bir kalabalığı da etrafında toplamıştı. Elfler, cüceler, devler de oradalardı. Baldur ve Nanna’nın cansız bedenlerinin etrafına odunlar yığıldı. Odunlarla beraber mücevherler, silahlar, kaliteli kumaşlar da ölü çiftin bedenlerinin yanına konuldu. Hatta Baldur’un atı da öldürülerek odunların arasındaki yerini aldı.

Odin son kez Ringhorn’a çıktı ve oğlunun koluna kendi kolunda bulunan Draupnir’i geçirdi. Son kez oğluna baktı ve üzüntüyle gemiden ayrıldı. Odin’in emri ile bir hizmetkar ölü çiftin bedenini ateşe verdi. Ateş yavaş yavaş büyümeye başladı. Cansız bedenler yandıkça çıkan duman daha da yoğunlaştı. Thor, çekicini kaldırdı ve ağzından kutsal sözler dökülmeye başladı. Ringhorn ateşler içinde su boyunca yavaşça süzüldü. Tüm Asgard’ın sevdiği Baldur, son yolculuğuna böyle uğurlandı.

Tüm bunlar olurken Hermod da gönüllü olduğu görevini devam ettiriyordu. 9 gece boyunca derin vadide yol aldı. Hiçbir şey göremiyordu. Bir süre sonra yeraltı dünyasının soğuk parmaklıklarına ulaştı. Girişe ulaşmıştı ulaşmasına da bu sadece başlangıçtı. Daha yolculuğu tamamlanmamıştı. Belki de ilerisi onun için daha da zor olacaktı. Pek çok farklı mitolojik varlığı geçmeyi başardı. En sonunda buzlu nehir Gjoll’a vardı.

Nehrin üzerindeki köprünün koruyucusu Modgud, Hermod’u durdurdu. Ona adını ve soyunu sordu. Hermod ilk başta cevap vermedi. Modgud sorusunu bir kez daha yineledi. Hermod daha sonra adını, soyunu ve neden orada olduğunu açıkladı. Modgud’a kardeşi Baldur’u sordu. Modgud, Hermod’a kardeşinin köprüden geçtiğini söyledi. Hermod aradığı cevabı almıştı. Tıpkı kardeşi gibi köprüyü geçip onu bulması ve daha sonra da Hel ile konuşması gerekiyordu.

Devasa bir demir kapıya varan Hermod, bu kapının arkasında Hel’in salonu Eljudnir’in olduğunu biliyordu. Demir kapı, Hermod ve Sleipnir sayesinde kırıldı ve ikili salondan içeri adımlarını attı. O esnada salonda bulunan sayısız yüz yeni gelen bu ikiliye bakıyordu. Soluk, sadece kemiklerden oluşmuş binlerce yüz, bu gelen atlının kim olduğunu merak ediyordu. Hermod, bu yüzlere aldırmaksızın ilerlemeye devam etti. Kendisini izleyen gözlere aldırmıyordu. Cesurca ilerleyen Hermod, gördüğü yüksek sandalyede ise tanıdık bir yüze rastladı, kardeşi Baldur’a…

Baldur’un iyiliği için tüm gece salonda kalan Hermod, hiç acele etmeden Hel’in ortaya çıkmasını bekledi. Nihayet bir süre sonra Hermod’un beklediği Hel göründü. Yüzü ve vücudu yaşayan bir kadınınkini andırıyordu. Ancak uylukları bir cesedinki kadar çürümüş ve benek benekti.  Oldukça kasvetli bir görünüşü vardı.

Hermod, Hel’i selamladı ve tanrıların kederini anlattı. Sözlerini dikkatle seçiyordu. Ne de olsa Hel ile yeraltı dünyasının kraliçesiyle konuşuyordu. Onu ikna etmesi gerekiyordu. Uzun ve dikkatli konuşmasından sonra Hel’e Baldur’u geri verip vermeyeceğini sordu. Hel bir süre düşündü. Daha sonra Baldur’un sanıldığı kadar herkesçe sevilen biri olmadığını düşündüğünü söyledi. Yine de Hermod’un ricasını yerine getirebileceğini ancak bunu bir şarta bağlayacağını söyledi. Baldur’un tekrar Asgard’a geri dönmesi için 9 Dünya’daki her canlı ve cansız varlık yas tutmalıydı. Eğer en ufak bir varlığın bile gözünden yaş gelmezse Baldur, Niflheim’da kalacaktı. Hermod, Hel’in sözlerini dikkatle dinledi ve daha sonra ondan uzaklaşmasını izledi. Hel’in uzaklaşmasından sonra Baldur ve Nanna ayağa kalkıp Hermod’un yanına geldiler. Baldur’un kolunda Odin’in verdiği Draupnir vardı.

Draupnir’i kolundan çıkaran Baldur, onu kardeşine uzattı ve Odin’e vermesini istedi. Babasına onu hatırlatacak bir şey bırakmak istiyordu. Nanna da Hermod’a Frigg için başörtüsü, Fulla için de altın bir yüzük verdi. Hel’in şartını dinleyen, kardeşi ve onun eşiyle görüşen Hermod, babasının atına atlayıp oradan ayrıldı. Son hızla tanrıların yanına dönen Hermod, yaptığı görüşmeyi en ince detayına kadar tanrılara anlattı.

Hermod’u dinleyen tanrılar, Hel’in şartını yerine getirmeyi uygun buldular. Daha önce Frigg, tüm varlıklara Baldur’a zarar vermemeleri yönünde yemin ettirmişti. Bu sefer de yas tutmalarını istemek pek de zor değildi. 9 Dünya’nın her köşesine haberciler gönderildi. Tanrıların isteği ile her türlü canlı ve cansız varlık Baldur için yas tuttu, göz yaşı akıttı. Hel’in şartı neredeyse yerine getirilecekti. Ancak haberciler Asgard’a dönerken, bir mağarada oturan bir deve rastladılar. Tüm varlıkların yas tutmaları gerekiyordu ve bu dev de buna dahildi.

Haberciler olan biteni deve anlattılar. Devin söylediğine göre ismi Thokk’tu. Thokk, habercileri sabırla dinledi. Bir süre düşündükten sonra Thokk, Odin’in ve oğlunun onun için bir şey ifade etmediğini ve Baldur’un Hel’in yanında kalması gerektiğini söyledi. Tanrıların isteğini reddeden Thokk, daha başka bir kelime etmedi. Habercilerin ısrarları sonuçsuz kaldı. Haberciler bu olayı tanrılara anlattıklarında ise tanrıların yası iki kat daha arttı. İstedikleri olmayacaktı. Baldur geri gelmeyecekti. Tanrıların içinde bulunduğu yas o kadar fazlaydı ki hiçbiri Thokk adındaki bu devin aslında Loki olduğuna şüphelenmedi.

Kaynak: 1,

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here