Bu içeriğimizde Aziz Nesin’in tiyatro görüşüne değinecek, Tut  Elimden Rovni adlı, Türk edebiyatında iki kişilik oyunlar sınıfında kabul edilen oyununu inceleyeceğiz.

 

Öncelikle Aziz Nesin’in edebiyatı nasıl algıladığından bahsetmemiz gerekir. Zira tiyatroya dair fikirlerini oluşturan şeylerin temelinde edebiyata yaklaşımı yatar. Tiyatro anlayışı hakkında kendisi;

 

“Bir yazarın kendisi için yazmış olması, kendisi bütünüyle halksa, halkıyla bütünleşmişse, halk için yazmasına ters düşmez. İşte burjuva yazarlarının bireyci görüşüyle benim görüşüm arasındaki – sözlerimiz tıpkı olduğu halde – büyük ayrım buradadır. Burjuva yazarları da kendileri için yazıyorlar, ben de kendim için yazıyorum. Burjuva yazarlarının kendileri için yazdıklarını söylemelerinde de büyük bir içtenlik, büyük bir doğru vardır. Onlar, “Kendim için yazıyorum” derken bağlı oldukları sınıfları için yazdıklarının ayırdında, bilincinde değildirler. Önemli olan şudur: Kendimiz için yazıyoruz, ama kendimiz kimiz, biz neyiz, ne ve kim olmalıyız? Kendisi tüm yaşamıyla halk olmayan, halktan olmayan, halkıyla bütünleşmeyen bir yazarın “Ben halk için yazıyorum!” demesi boş bir savdır. Halk gibi değil, halktan biri olmadıkça, halkıyla bütünleşmedikçe, “halk için yazıyorum“ sözü, bir özentiden ileri geçemez. Bir yazarın emekçi sınıfı için yazabilmesi demek, kendisinin emekçi sınıfından olması, yada ülkesinin emekçi sınıfıyla bütünleşmesi demektir. Bunun dışında, emekçiler için yazdığını söyleyen yazar, kendini emekçi sınıfının üstünde görür, kendini emekçi sınıfını ve dünyayı düzeltmeye görevlendirilmiş bir peygamber sanır; yada yaptığı yazarlık işinin dahaca bilincine varmamıştır.” 

Bu fikirleri edebi hayatının temelini oluşturmuştur. Hayatı boyunca halk için yazan yazar şu ayrımın farkındadır: Bir yazarın halkın iyiliği için yazması ayrıdır, sadece halkın kabul edeceği şeyleri yazması ayrıdır. Yazarın bazı fikirleri halkın görüşleri ile uyuşmasa bile yazar bunları söylemek zorundadır. Onun gözünde bu her aydının yapması gereken önemli bir misyondur. işte böyle bir insanın tiyatroculuğunun da herkes gibi olması beklenemezdi. Yazarın yazmayı en sevdiği tür tiyatroydu. Tiyatro kaleme almak da onun için büyük önem teşkil ediyordu. Lakin sadece tiyatro yazarlığı yaparak yaşamını devam ettirmesi imkansızdı. Bu sebeple yazın hayatında en az eser verdiği tür tiyatro oldu. Tiyatro ile ilişkisini kendi sözleriyle şu şekilde açıklar:

“İlkin, oyun yazışımı yadırgadılar. “Mizahçılığı, öykücülüğü küçümsüyor da…” dediler. Bunca yıllık uğraşımı küçümser miyim hiç, öper başıma korum kutsal ekmek gibi… Nerden bileceklerdi, daha ondört yaşımdayken oyuncu olmak için Ertuğrul Muhsin Beye başvurduğumu? Boğazında düğüm, gözleri buğulu, dudakları bükülmüş bir çocuğun o kapıdan çıkışını Muhsin Ertuğrul da anımsamaz. Nerden anımsayacak… İlk şimdi açılıyorum bunu; demek bu sırrı otuzüç yıl yalnız kendim için saklamışım.

Türk edebiyatında iki kişilik oyunlar 60’lı yıllarda yazılmaya başlanır ve 80’li yıllara kadar etkinliğini sürdürür. Ortaya çıkışı Türk tiyatro yazarlarının yeni biçim denemelerine girişmeleriyle gerçekleşir. Prof. Dr. Âbide Doğan iki kişilik oyunların yapısının, şahıs kadrosunun kalabalık olan oyunlardan farklı olduğunu, iki kişi ve bir denge üzerine oturtulan bu oyunlarda bireysel ve toplumsal, her türlü konunun işlendiğini söyler. “Tut Elimden Rovni” de bu türde kaleme alınmış bir oyundur ve türün tüm gerekliliklerini yerine getirir. Oyunun temelinde insan ilişkileri ve bu ilişkilerde bulunan denge unsuru bulunmaktadır. Sevda Şener bu durumu “dengeli karşıtlık” olarak ifade eder. Aziz Nesin karakterler arasında dengeyi dengesizlikle sağlamak adına karakterlerini canbaz /akrobat  olarak kurgulamıştır. Hal böyle olunca elimizde iş hayatlarında mükemmel dengeye sahip partnerler varken, evliliklerinde mutsuz bir karı koca vardır.

Aziz Nesin oyunla ilgili açıklamasında;

“Oyunun iki kişisi Mela ile Rovni karı-kocadır; ama oyunda anlatılmak istenen bir karı-koca ilişkisi değildir. Bu oyunda dost, arkadaş, ortak, sevgili, karı-koca ve bunların benzeri durumlardaki iki insanın ilişkisi ve bu ilişkiden doğan dramatik bir kesit sunulmaktadır. Karı-koca olan Mela ile Rovnİ, ilişkilerini karşılıklı olarak sürdürmek zorunda iki kişinin sahnedeki simgesel varlıklarıdır. Sürekli ilişki kurmak zorunda kalan iki insanın durumu canbazlığa çok benzediği için, karı-koca Mela ile Rovni canbazdırlar. Canbazlık nasıl bir denge kurmaksa, iki insanın karşılıklı ilişkilerini sürdürmeleri de aralarındaki dengeyi sağlamalarına bağlıdır. Denge bozuldukça çatışma ve sürtüşme olacaktır. Çatışmanın olması demek, ilişkideki iki kişinin dengeyi aramaları demektir. Denge bozulunca yeniden kurulamazsa, o iki kişi birbirini yok edecek, düşeceklerdir.” der. 

Oyundaki karakterlere gelecek olursak Mela ve Rovni dışında Mestini adlı bir canbazlık aleti ve Lanfa adlı bir akrobasi bisikleti bulunmaktadır. Bu aletler karakterlerin hayatları ve değerleriyle kişileşmiş ve derin anlamlar kazanmışlardır. Oyunun özeti ise şu şekildedir;

  • Birinci bölüm Rovni ve Mela’nın ellerinde valizlerle otel odasına girmeleri ile başlar. Konuşmalarından da anlaşılır ki birkaç saat sonra gösteriye çıkacaklardır. Rovni her gösteri öncesi olduğu gibi heyecanlı ve gergindir fakat Mela aynı hisleri paylaşmamaktadır. Bu sebeple içki içmektedir. Rovni ile Mela’nın çatışması burada başlar fakat bu çatışmanın yeni bir çatışma olmadığını görürüz. Rovni düzgün bir şekilde Mestini’yi çıkarır ve koltuğa oturtur. Ardından da gösterinin afişini duvara asar. Bu halleri Mela’yı sinirlendirmektedir. Mela’da Lenfa’yı aynı şekilde çıkarır. Aralarındaki kavga yan yana olmak zorunda kalmalarındandır. Bölüm boyunca çifti bu noktaya getiren dinamikleri görürüz. Ayrılıp barışma süreçlerini ve bu ayrılığın ve barışmanın karakterlerde yarattığı hisleri dinleriz. Aynı zamanda Mestini ve Lenfa’ya yüklenen misyonları da bu bölümde öğreniriz. Tüm bu çatışmalar yaşanırken durumdan kaçmak için yabancı birinin varlığına şiddetle ihtiyaç duyarlar. Birinin gelip onları birbirlerinden kurtarmalarını beklerler. Birinci bölüm bu çatışmalar ve iniş çıkışlarla sürüp gider. Bu bölüm adeta serim bölümüdür.
  • İkinci bölüm gösterinin yapılacağı salonun kulisinde başlar taraflar hazırlanmaktadırlar. Rovni makyajını yaparken Mela içki içmektedir. Kavga ortamı sakinleşmiştir. Bu bölümde iç sesler ortaya çıkar. Mela Rovni’ye Rovni ise Mela’ya söyleyemediklerini içinden geçirir. Aslında bu düşünceleri birbirlerine söyleseler çatışmaları azalacak ve bir çözüme kavuşacaktır. İkinci bölüm Rovni ve mesleği üstüne kuruludur. Mesleğine ilişkin arzularını ve acılarını açığa vurur. Kendi içerisinde defalarca yaptığı fakat bir türlü üstün gelemediği kavgalarını Mela ile verir. İşin garip yanı açıklamalar yapmak zorunda kalacaktır. Yazar bu bölümde Rovni üzerinden toplumsal bir eleştiriye girişir.  Rovni’nin anlattıkları Mela’yı yumuşatsa da nefreti o kadar yıllanmıştır ki ilişkilerinde bir ilerleme kaydettirmez. Düğümler atılır.
  • Üçüncü bölümde ise arzu ve hırslarından yoksun kalmak zorunda bırakılmış bir Rovni görürüz ki bu oyunun başından beri gerekli olan iletişim unsurunu geliştirecektir. Her şeyini kaybetmiş bir adamın günah çıkarışı olarak adlandırabileceğimiz bu bölümde karakterler birbirlerinin yerine düşünmeye başlayacak, atılan düğümler çözülecektir.

Mela karakterini inceleyecek olursak, Hem Rovni’yi her şeyden çok seven kadın hem de partneridir. Rovni için hayatı boyunca birçok şeyden vazgeçmiş, onun meslek aşkının ilişkilerinin önüne geçmesine izin vermiştir. Annelik vasfından bile Rovni istemediği için vazgeçmiştir. Hayatı boyunca saçlarından tavana asılı kalmayı sadece Rovni’ye olan aşkından kabul etmiştir. Nesin’e göre seven kadın olanaksızlıkları olanaklı kılar. Mela kadının fedakar yönünü gösterir. Kendi mutsuzluğunu yıllarca kocasının mutluluğu için yok sayar. Rovni ile birlikte olamadıklarının farkındadır fakat ayrı kalmayı da başaramazlar.Baş başa kaldıkları anlardan bile nefret ederler.  Çözümleri başkalarında ararlar. Fakat yine birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Karakterin en büyük isteği bir eve, ona değer veren bir eşe sahip olmaktır aslında. Burada ev kavramı kök salmak ile ilişkilendirilir. Bunu elde edememiş olması ona kahreder. Alkol sorunununa neden olur. Hayatına katlanmaya çalışır. Mela’da yüksek oranda korku unsuru vardır. Tıpkı Rovni’nin Lanfa’dan nefret edişi gibi Mela da Mestini’den nefret eder. Mestini bir canbazlık aleti olmasına rağmen Rovni’nin ona duyduğu sevginin sebebi olarak eski sevgilisini görür. Eski sevgilisinin adı da Mestini’dir ve onu öldüren kişinin Rovni olduğunu düşünmektedir. Mestini ve Lanfa onlar için başka anlamlar taşır aslında. Lanfa Mela için oldukça önemlidir çünkü bu isim çocuğuna koymak istediği isimdir. Bir daha anne olamayacağını bilmesine rağmen Rovni istediği için doğurmaktan vazgeçtiği yavrusuna koyacağı isimdir. Bu yüzden önemi büyüktür.

Rovni ‘ye gelecek olursak onun kişiliğinde gizli ruhsal dolantılardan çok, genelde ün, tutku, sanatsal yaratıcılık, sanatçı seyirci ilişkisi konusundaki görüşlerini yansıtmaya önem vermiş, seyirciyi bu konuda düşünmeye çağırmış. Usta Pelütki ile olan muhabbetinin sebebi de bu yüzdendir fakat amaç sadece seyirciyi düşündürmek değildir. Rovni işiyle kafayı bozmuş bir karakter olarak çalışma aşkını Pelütki Usta ile başlatmış ve işi ondan öğrenmiştir. Bu acılı meslek aşkını başlatan kişi bir yanda saygı görürken bir yandan da büyük bir nefretin hedefi olmaktadır. Yazar Rovni karakterinin gerginliğini Mela üzerinden yansıtır. Rovni’nin Mela’yı öldürebilme ihtimali seyirciyi gergin ve diri tutar.

Aziz Nesin Rovni karakteri üzerinden toplumsal eleştiri yapar. Rovni oyun boyunca yaşadığı katharsisler yoluyla sanatçı ve toplum ilişkisi üzerine birtakım söylemlerde bulunur.

“Rovni: Palyoço kim? Toplumun en zavallı, en acınası, en ezilmiş insanını simgeler, en hor görüleni… Durmadan düşer, durmadan yuvarlanır… Ben işte bu ikisini birleştirdim. Boyuna düşen, sürekli tmkezleyen palyaçoyu yücelerde güçlü gösteriler yapan bir canbaz yaptım.”

Oyunda dış mekan kullanımı yoktur. Otel odaları yoğun bir yer tutar. Otel odası dışında, gösteri salonu mekan olarak değerlendirebileceğimiz tek farklı yerdir. Yazarın otel odasını mekan olarak belirlemiş oluşundaki sebep, çiftin ilişkisinin dinamiğidir. Bir yere bağlanmadan, kök salmadan, tam anlamıyla rüzgara göre yaşanılan bir hayat için bir aile evi resmedilemez. Yaşadıkları her şey gelip geçici olarak gösterilmektedir. Aynı zamanda otel odaları duygusuz yerlerdir. İki kişilik oyunlardaki mekan algısı üzerine Prof. Dr. Abide Doğan çalışmasında şu sözleri sarf eder:

“Bu oyunlarda mekan da önemlidir. İki kişi genellikle bir apartman dairesinde bir oda, mutfak veya salonda bir araya gelir ve bazen bir oyun oynarlar. Bu mekanlar yine genellikle dış dünya ile ilgisizdir. Açılmayan bir kapı, çalmayan bir telefon, tiktaklarıyla hiç geçmeyecekmiş gibi gelen zamanı belirleyen bir saat unutulmuşluğun ya da yalnızlığın göstergesi olur.”

Zaman çizelgesine gelecek olursak,yazar belirgin bir zaman çizelgesi oluşturmaz. Birinci bölümde soğuk bir kış akşamının anlatıldığını görürüz. Bunun dışında ilk iki bölümün bir günlük bir zamanı anlattığını da eser içerisinde anlarız. Nitekim üçüncü bölüme gelindiğinde bir zaman geçişi olduğunu çiftin halinden ve içerisinde bulunduğu durumdan çıkartırız. Maddi durumları kötüleşmiş ve eski ünlerini kaybetmişlerdir.

Sonuç olarak “Tut Elimden Rovni” okumaktan keyif alacağınızı düşündüğüm bir eserdir.  Tiyatro sevmek sadece izlemek değil aynı zamanda okumaktır da. Hayal gücünüze bir şans verin ve karakterleri istediğiniz gibi resmedin derim. 🙂

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here