Günümüz mimari anlayışının oturmasında en etkili olmuş isimlerden olan Ludwig Mies van der Rohe (1886-1969), kendine has tasarım anlayışı ile tüm dünyaya yön verebilmiş bir isim. Resmi bir mimarlık eğitimi olmamasına rağmen hem modernist yaklaşımın hem de Uluslararası üslubun en başarılı temsilcilerinden olan Rohe, deneysel çalışmaları ile günümüz mimarisine de ışık tutmuştur.

Ludwig Mies van der Rohe

Ünlü ‘Az çoktur’ sözünü her tasarımına yansıtan ve kendi zamanındaki alışılagelmiş mimari anlayışı adeta alt üst eden van der Rohe, bu yönlerden büyük övgüleri hak eden bir tasarımcı. İşte, birçok farklı mimari hareketten etkilenerek kendi stilini oluşturan Mies van der Rohe hakkında bilinmesi gerekenler!

Malzeme İle Deneyler

Mies van der Rohe, genç yaşta Berlin’e taşınarak Peter Behrens’in yanında çalışmaya başlar. Mimarlıkta en önemli isimlerden olan Behrens, birçok düşüncesi ile van der Rohe’yi etkileyecektir. Werkbund, Bauhaus, De Stijl ve Uluslararası Üslup’tan etkilenen Rohe, aynı zamanda Bauhaus okulunun son yöneticisidir. Nazi yönetiminin okulu kapatması ile Amerika’ya göç etmiştir.

Kendine has tarzı ile Amerika’da kısa sürede tanınan Rohe, aldığı işlere kendi deneyselciliğini hemen yansıtır. Cama ve o zamanlar yapılarda yeni kullanılmaya başlanmış çeliğe büyük bir hayranlık besleyen mimar, taşıyıcı duvar fikrini yıkar ve cam duvarların var olabileceğini kanıtlar. Hayali Cam Gökdelen projesini bir anlamda gerçeğe çevirir ve Seagram binası ile mimarlığı geri dönülmeyecek şekilde değiştirir.

Seagram Binası

Tek bir dikdörtgen kütleden oluşan bu bina, cam duvarları ve çelik doğramaları ile büyük bir zarafete sahiptir. Mimarın teknik sınırları zorlayan yapılarından olan bu bina o dönemdeki birçok mimarın da ufkunu açar.

 

Seagram Binası’nı zarafetinin bir parçası olan incelikle düşünülmüş meydanı

Şehirciliği de derinden etkileyecek bir yapı tipinin habercisi olan bu bina tıpkı Lakeshore Drive Apartmanları gibi mimarın kendine has tasarım anlayışını tüm şehre yayacaktır. Apartman anlayışında da bir devrim oluşturan iki bloktan oluşan Lakeshore Drive Apartmanları, ilk inşa edildiğinde büyük bir şaşkınlık ile karşılanmıştır. Mimarın yalın, zarif ve dengeli tasarımlarının bir yansıması olan bu yapılar aynı zamanda Rohe’nin başarısının detaylara verdiği önemden kaynaklandığını da kanıtlar niteliktedir. Düzen ve katı oran duygusu ile yola çıkan mimarın tasarımları yukarıda sayılan özellikler eklendiğinde şaşmaz bir minimalist eğilim göstermiştir.

Kolonlardan Kurtulmak

Katı bir minimalist tasarım anlayışına sahip olan Mies van der Rohe, taşıyıcı duvar mantığından olduğu kadar yapı içindeki dikey taşıyıcılardan da nefret ediyordu. Bu sebeple bunlardan kurtulmayı kafasına koydu. Açık plan anlayışını dünyaya tanıtan mimar olan van der Rohe, akışkan mekânları büyük bir başarı ile kurguladı. Kullanım alanında hiçbir taşıyıcısı hatta mecbur kalmadıkça bölücüsü dahi olmayan mekânlar tasarlayarak iç mekân kurgusunu da alışılmışın dışına çıkardı.

Serbest plan anlayışının iyi örneklerinden ve mimarın en ünlü yapılarından olan Barselona Pavyonu
Barselona Pavyonu

Kullanıcının isteklerine göre şekil alabilen çok amaçlı iç mekânlar tasarlarken aynı zamanda yapılarını da istediği gibi algılatmanın yollarını aradı. Çok az sayıda ve hiçbiri mekânı kesmeyen taşıyıcılar ile desteklenen, açık planlı tasarımlar yaparken cephelerde de mümkün olduğunca fazla cam kullandı. Bu şekilde yapılarına mümkün olan en üst düzeyde bir akışkanlık kazandıran Mies van der Rohe dış ile iç arasındaki net bölünmeyi de kırmış oldu.

İçte ve Dışta Özgürlük!

Mies van der Rohe, cephedeki kapalı yüzeyleri kaldırıp attığı gibi iç mekân bölücülerini de attı. Bu da ortaya her anlamı ile açık ve akışkan tasarımlar çıkardı. Lakeshore Drive Apartmanları ve Seagram Binası ile başlayan cephe denemelerine Farnsworth House’unkine benzer açık plan denemeleri eklendi.

Cam cepheleri ile doğayı iç mekanla kaynaştıran Farnsworth House
Farnsworth House’un tuvalet dışında bölücüsü olmayan oldukça yalın planı

Sonuç olarak Mies van der Rohe, ‘Az çoktur’ sözünün hakkını vererek katı bir oran duygusu ve minimalist yaklaşım ile ne kadar zarif yapılar inşa edilebileceğini kanıtlamış oldu. Tek kütleden ibaret yapılarında mimar, bölücülerden olabildiğinde uzak durmaya çalıştı. Hatta Farnsworth House örneğinde olduğu gibi yapıyı yükselterek yer ile bağlantısını da kesti.

Farnsworth House

Ciddi bir minimalist yaklaşım ile monotonlaşmadan bu denli akışkan mekânlar oluşturabilen Mies van der Rohe’nin tasarım anlayışı günümüze maalesef oldukça yanlış yorumlanarak geldi. Teknik imkânların bu denli gelişkin olduğu günümüzde Seagram Binası’nın zarafetini geçebilen pek az yapı mevcut. Üstelik bu anlayış üzücü bir şekilde tekdüzelik olarak yorumlanıp masif kütleli devasa gökdelenlerin yükselmesine sebep oluyor. Şehrin ruhunu ve estetiğini öldüren bu yapılar ile Mies van der Rohe’nin savunduğu dengeli minimalizmin elbette uzaktan yakından bir alakası yok. Ancak her ne kadar yanlış yorumlansa da gerek iç mekan kurgusunda gerek de cephe tasarımında mimarın günümüze ışık tuttuğu su götürmez bir gerçek.

 

Kaynaklar

1, 2,

NTV Yayınları, NTV Başvuru Kitapları, Mimarlık

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here