Bir bireyi şekillendiren, onun karakterinin oluşup büyümesi ve yeşermesi için gereken ilk tohumları atan kişinin ailesidir. Birey, ailesinden gördüklerini öğrenir, onlarla şekillenir. Kişi büyüdükçe ve hayatına yeni insanlar girdikçe, bu karakter çiftçilerinin de sayısı artar ama karakter ormanımızda ne kadar çiçek açarsa açsın sonuçta istesek de istemesek de ailemizin ektiği tohumların etkisi baki kalır. Örneğin sevgisiz ve empatinin olmadığı bir evde büyüyen çocuk, hayatta her zaman sevmekte ve empati yapmakta zorlanacaktır. Sonuçta birey büyüdükçe ailesinin bir aynası, bir yansıması haline gelir. Netflix’in 2019 Şubat ayında izleyicisi ile buluşan, çizgi roman uyarlaması yeni dizisi The Umbrella Academy’de de işte aynı bu durumu görüyoruz. Baştan uyaralım eğer diziyi izlemediyseniz içeriğimizde SPOILER bulunduğu için bu sayfayı hızlıca terk etmenizi öneririz ama seçim tabi ki sizin. Uyarımızı yaptığımıza göre, hemen başlayalım.

Öncelikle size kısaca diziden bahsetmek istiyoruz. Dizi temel olarak doğuştan süper güçlere sahip olan yedi kişinin hayatını konu alıyor diyebiliriz. Bu yedi kişi doğduklarında aynı adam (Sir Reginald Hargreaves) tarafından evlat ediniliyorlar ve kardeş olarak büyütülüyorlar demek isterdik ama daha çok aynı evde yaşayan ve birbirleri ile sürekli rekabet etmek zorunda olan iş arkadaşları olarak büyütülüyorlar ne yazık ki. Bu yüzden de aslında birbirlerinden ve “baba”larından kopuklar. Bu kardeşlerin her birinin kendine özgü bir süper gücü var demiştik. Ama dizinin başında sadece altısının gücü olduğunu biliyoruz, Ellen Page tarafından canlandırılan Vanya karakterinin ise süper bir gücünün olmadığı ve bu yüzden de ailesi tarafından hep dışlandığı gözüküyor.

Sir Reginald, kalan altı kardeşi güçleri üzerinde eğiterek, onlara bu güçleri kullanmayı öğretiyor ve böylece “The Umbrella Academy” adı altında bu çocuklar suçlarla savaşan maskeli bir takım haline geliyor. Velhasıl zaman geçiyor, çocuklar büyüyor ve yaşları ilerledikçe bu kardeşlerden her biri, bir şekilde, evi terk ediyor ve kendi bağımsız yollarına gidiyorlar. Yıllar sonra ise bu kardeşlerin yolu babalarının ölümü ile tekrar kesişiyor ve dizinin asıl macerası başlıyor. Yıllar geçmesine ve herkesin farklı yollara gitmesine rağmen bu çocuklardan hiçbirinin karakterinin değişmediğini, bıraktıkları gibi kaldığını görüyoruz. Yani hala birbirlerinden kopuklar. Dizinin konusuna daha fazla değinmeyeceğiz malum bu içerik dizinin içeriğinden ziyade, dizideki aile ilişkileri ve bireyin karakterinin oluşmasındaki aile etkisi üzerinde olacak.

Diziyi izleyenler bilir, Sir Reginald oldukça sevgisiz bir baba. Evlat edindiği bireyleri çocuklarından ziyade birer obje olarak görüyor. Dizide çocuklar büyüdüğünde onlar da bu durumu sıkça dile getiriyorlar. Reginald’ın çocuklardan hiçbiri ile bir sevgi bağı kurmadığı zaten apaçık ortada. Hatta öyle ki çocuklarla ilgilenmek istemediği için onlara bakacak bir “anne” yaratıyor ve hep bu yapay anne çocuklar ile ilgileniyor. Belki de babalarının çocuklarla ilgilendiği tek an, onları eğitirken ki zamanları. Orada da ne kadar katı olduğunu Vanya’nın çocukluk anılarından anlayabiliyoruz. Zira Vanya’nın yanında olup, ona destek olarak güçlerine alışmasını sağlamak yerine bu adam onu bir zindana kapatmayı ve onu herkesten ve her şeyden soyutlamayı tercih ediyor. Ayrıca çocuklar arasında da sağlıksız bir rekabet ortamının doğmasına neden oluyor Sir Reginald. Malum çocuklara numaraları ile seslenerek bile birbirleri ile kapışmalarına yol açıyor ve her alanda da birbirleri ile rekabet etmeleri gerektiğini her fırsatta daha sekiz yaşında olan çocuklara hatırlatıyor. Örnek olarak yaptıkları her egzersizde çocukları birbiri ile yarıştırıyor ve kim kazanacak diye bekliyor.

Soyutlamak demişken, Sir Reginald, hayatın her alanında Vanya’yı diğer kardeşlerinden soyutluyor. Üstelik bu tecrit, görevlere Vanya’yı göndermemesinden tutun da, aile fotoğrafına onu dahil etmemesine kadar geniş bir yelpazede. Ayrıca fırsat bulduğu her anda da Vanya’ya onun “sıradan” biri olduğunu hatırlatıyor. Yani Vanya’nın kendini yalnız ve farklı hissetmesine sebep oluyor. Babalarının bu tavrı ile büyüyen çocuklarda ister istemez Vanya’yı dışlamaları gerektiğini hissediyorlar. Bu nedenle çocukların altısı beraber büyürken, Vanya tek başına büyümek zorunda kalıyor. Çocuklar beraber büyüyor dediğimizi yanlış anlamayın, kardeşçe falan bir arada büyümüyorlar, sadece Vanya’ya ile olan ilişkilerine kıyasla daha çok iletişim içindeler ama yine de bu altılıya da kardeş demek imkansız.

Çocuklar büyüdüklerinde ve tekrar karşılaştıklarında da bu durum ne yazık ki değişmiyor. Babalarının çocukken ki tavrı, büyüdüklerinde de üstlerine yapışmış olarak kalıyor. Malum, çocuklar büyüyünce ebeveynlerine dönüşür.

Doğal olarak, çocukluğunu yalnız ve kendini değersiz hissederek geçiren Vanya, büyüdüğünde de hala böyle hissetmeye devam ediyor. Silik bir karaktere dönüşüyor ve hayatına kimseyi alamıyor, insanlarla iletişim kuramıyor. Malum çocukken kardeşleri ve babası ile her iletişim kurmaya kalkıştığında kaile alınmadığı için, hiçbir insan onu dinlemeyecek ve önemsemeyecek sanıyor. Yani çocukluğundaki bu travmanın etkisi tüm hayatına yansıyor. Böylece tüm yaşamını değersiz, sıradan, önemsiz biri olarak geçiriyor. Aslında ilgiye ve kabullenilmeye muhtaç küçük bir kız çocuğundan farksız Vanya. Belki de tek istediği birileri tarafından kabullenmek, zaten bu yüzden Leonard’a bu kadar kolay kanıyor. Yine da asıl istediğinin aileye dahil olmak olduğunu görüyoruz ama ailesi onu belki de son ana kadar kabullenmiyor.

Kardeşlerin kalanına gelirsek, öncelikle Vanya ile olan ilişkilerini sonra birbirleri ile olan ilişkilerini ele almak istiyoruz. Zaman geçip, hepsi büyüse de maalesef çocukluklarında babalarından nasıl gördülerse, büyüdüklerinde de hala öyle davranmaya devam ediyorlar. Yani Vanya’yı halen aileden saymıyorlar. Aile içi mevzular konuşulduğunda bile hiçbirinin aklına Vanya’yı çağırmak, onun da fikrini almak gelmiyor. Hatta annelerinin kapatılması konusunda bile neredeyse Vanya’nın fikrini bile almıyorlardı. Belki de aralarında sadece Allison kardeşi ile bir bağ kurmaya çalışıyor ama onu da Vanya’ya olan sevgisinden ziyade, kendi yalnızlığından yapıyor diye düşünüyoruz. Vanya’nın güçleri ortaya çıktığında ve belki de en çok ailesinin desteğine ihtiyaç duyduğu an da bile, kardeşler onu sarıp sarmalamak yerine, onu eski zindanına hapsetmeyi ve kendilerini korumayı birinci plana alıyorlar ve aslında dizideki kıyamete de sebep olan olay da tam olarak bu oluyor! Üstelik kardeşler son ana kadar bunun farkına bile varmıyor, hatta son ana kadar Vanya’yı dışladıklarını bile fark etmiyorlar. Neden mi? Çünkü babalarından gördükleri “doğru davranışı” uyguladıklarını sanıyorlar. Maymun görür, maymun yapar…

Kardeşlerin birbiri ile olan ilişkisi de, tıpkı diğer her şey gibi, büyüdüklerinde de değişmiyor. Yani hala birbirleri ile kopuklar ve rekabet içindeler. Luther ile Diego arasında çocukluktan beri devam eden itişme halen devam ediyor, beş numara hala kardeşlerinin kalanından daha iyi olduğuna inanıyor, Klaus ise onlara ihtiyacı olmadan kendi dünyasında hayatına devam edebileceğine inanıyor. Anlayacağınız babalarının etkisi, kendi arlarında da hala devam ediyor. Fark ettik ki, dizi de her şey son an da oluyor, zira kardeşlerde dünyanın sonuna dakikalar kala kardeş olduklarını “idrak ediyorlar” ve gerçek bir aile gibi birlikte hareket etmeye başlıyorlar.

Sir Reginald ise belki de çocukları yetiştirirken ki hatasını ve neden bir takım olamadıklarını geçte olsa anlıyor, zira çocuklar bir araya gelsin diye kendisini öldürüyor ama maalesef ki iş işten geçmiş oluyor. Çocukları tekrar bir araya getirip aile yapmak için sözde babalarının ölümünden çok daha fazlası gerekiyor. Neyse ki dizinin son bölümünde buna şahit olabiliyoruz.

Bu karakterler arasında ortaya çıkan aslında tüm sorunların sebebi, çocukken gördükleri muameleden farklı bir şey değil. Malum, sevgisiz bir evde büyüyen çocuklar aslında hiçbir zaman sevmeyi öğrenemiyorlar ve aslında çocukluklar hiçbir zaman aile olamadıkları için nasıl aile olunur onu da bilmiyorlar.

Aslında bir şemsiyenin işlevi insanları bir arada tutup ıslanmalarını önlemektir, oysa bu ailede şemsiyenin altında bir arada duran hiç kimse yok, herkes rüzgarın ve yağmurun altında tek başına ıslanıyor… Umarız dizinin ikinci sezonunda bu ekibi gerçek bir aile olarak görebiliriz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here