Tam adıyla Katherine Matilda Swinton, 5 Kasım 1960’da Londra’da dünyaya geldi. Sir John Swinton ve Judith Balfour çiftinin çocuğu olarak dünyaya gelen Swinton’un üç tane de erkek kardeşi vardı. Babası emekli bir İngiliz subayı olan sanatçının annesi de bir Avustralya göçmeniydi. Genel olarak karşımıza protest ve aykırı sinema filmleri ile gelen sanatçı, unutmamak gerekir ki aynı zamanda Oscar ve BAFTA ödülleri sahibi.

KARİYERİ

1985’te yönetmen Derek Jarman‘la çalışmaya başlayan oyuncu, ilk rolünü 1986 yapımı ”Caravaggio” filminde aldı. Bu birliktelik kariyerinde hızlı bir yükseliş başlattı ve 1987’de yine aynı yönetmen imzalı Aria’da, 1988’de The Lost of England’da, 1990’da The Garden’da, 1991’de Edward II’de ve 1993’de Wittgenstein’da rol aldı.

Sanatçımızı asıl üne kavuşturan film ise Solly Potter‘ın yönettiği Orlando filmi oldu ve yıldızı parlayan oyuncumuz canlandırdığı karakterle büyük beğeni topladı.

Burada bir dipnot düşmek isteriz; asla ünü sanata tercih etmeyen Swinton, birçok kez deneysel sinemada yeni ve deneyimsiz yönetmenlerle çalışarak cesaretini ve protest tavrını kanıtlamıştır.

Birçok Hollywood filminde de yer alan yetenekli oyuncu Leonardo Di Caprio ile The Beach filminde rol aldı. Vanilly Sky ve Cebrail’i canlandırdığı epik korku filmi Constantine’in ardından Hollywood sinemasında da aranan bir yüz oldu. Michael Clayton filminde canlandırdığı Karen Crowder karakteri ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanan sanatçı, yine ünlü oyuncu Benedict Cumberbatch ile Doctor Strange filminde başrolleri paylaştı.

Kariyerini bu şekilde özetleyebileceğimiz Swinton’un oynadığı karakterleri gelin birlikte çözümleyelim ve onu oynadığı rollerle tanımaya çalışalım.

‘Hakkında konuşamadığım şeylerin sayısı, gün geçtikçe artıyor.’

Michael Clayton (Karen Crowder rolüyle, 2007)

İlk olarak film genel hatlarıyla, başarılı bir avukatın çok kısa bir süre içinde kariyerini nasıl berbat edişini konu ediniyor. Başrolünde George Clooney’nin oynadığı film, 2007 yılında vizyona girdi. Biraz daha açacak olursak; Michael Clayton (George Clooney), New York’un en büyük şirket hukuku firmalarından birinde ‘sorun çözücü’ olarak çalıştığı sıralarda, firmanın kurucu ortaklarından Marty Bach’ın emrinde, Kenner, Bach & Ledeen firmasının kirli işlerini halletmeye başlıyor.

Müşterilerin pisliklerini temizleyen, arabayla vurup kaçma olaylarını örtbas eden, basında çıkan kötü haberleri düzelten, mağazada hırsızlık yapan müşteri eşlerinin ya da politikacıların kirli olaylarının ört bas edilmesini sağlayan başrol sorun çözücümüz Clayton, işinden çok bunalmış olsa da, Kenner, Bach & Ledeen’a sıkı sıkıya bağlı durumda; çünkü bir boşanma, kumar alışkanlığı ve başarısız iş kurma girişimi, onu dağ gibi bir borçla baş başa bırakıyor ve borcunu ancak bu pis işleri hallettikten sonra gelen parayla ödeyebiliyor.

Tilda Swinton’un olayı ise işe bu noktada başlıyor…

Tarım kimyasalları şirketi U/North’un baş danışmanı durumda çalışıyor olan Karen Crowder’ın (Tilda Swinton) kariyeri, Clayton’ın firmasının kazanacak gibi göründüğü davanın sonucuna bağlı kalıyor. Kısacası bizim Clayton’a zülmeden şirketin üst kademelerinden biri rolünde karşımıza gelen Swinton, film hakkında sanki egzotik bir diyarda egzotik insanlarla bulunan bir turist gibi hissettiğini söylemişti.

‘Sanki film hırs ve güçlü olmakla alakalı ile gibi gözüküyor ama bence daha çok bağımlı olmakla alakalı.’

The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe (Jadis: the White Witch rolüyle, 2005)

Narnia‘da kaybolan Edmund‘u Türk lokumuyla (filmde daha tonlarca Türklere atıfta bulunulan öge var ama şu anda konumuz bu değil) kandırıp kötü emellerine alet etmek… Narnia’nin kaderini belirleyecek bir savaşın kötü kraliçesi olmak… Daha önce hiç kötülüğün adının anılmadığı bir mitolojik dünyaya fazlasıyla kötülük yaymak… Bu kötülükleri, gerçekten yeterince kötü lanse edebilecek biri varsa o da Tilda Swinton’dan başkası değildir. Eski bir öykü kitabından uyarlama olan filmde, Narnia’ya kötülük yaymaya çalışan kötü kraliçe Jadis‘i canlandıran Swinton, dünyayı yaratan ve iyilik üzerine kurmaya çalışan Aslan’ın ordusuna karşı kötülerden oluşan bir ordu kuruyor ve bütün ırkların çarpışmasına sebep oluyordu. Film genel olarak (tıpkı diğer uyarlama filmlerde olduğu) başarısız olduğunu yönünde eleştiriler almış olsa da Tilda Swinton’un oyunculuğu dillere destandı.

‘Esirlerle işim olmaz, öldürün hepsini.’

Doctor Strange (Ancient One rolüyle, 2016)

Son derece başarılı bir doktor olan Stephen Vincent Strange, bir trafik kazası sonucu ellerinin kontrolünü kaybeder ve artık mesleğini yapamaz hale gelir. Filmimizin hikayesi de burada başlıyor. Tonlarca ünlü doktordan, tonlarca defa ameliyata girip başarılı bir sonuç bulamayan Strange, namını duyduğu ve tüm yaraları iyileştirebilen, Tibet’te yaşamakta olan Ancient One adlı büyücünün varlığını öğrenmesiyle yeniden umutlanır. Fakat karakterimiz Ancient One, ona yaralarını iyileştirmekten öte daha büyük güçler kazandırır. Gerçekçi rollerin hakkını verdiği kadar fantastik filmlerdeki ustalığını da konuşturan Swinton, bu filmde de son derece başarılı bir performans göstermiş.

‘Peki ya sana gerçekliğin birden fazla olduğunu söyleseydim?’

Oyunculuğunu son derece beğendiğimiz usta oyuncu en son bu yıl çıkan German Politician filminde War Machine rolüyle karşımıza çıktı. Kendisini yeni filmlerde görmek için sabırsızlanıyoruz!