Pek çok İstanbullu ya da İstanbul’u ziyaret etmiş olan kişi Ayasofya Müzesi’ne adım attığında; orada bulunan mozaiklere hayran kalmıştır. Gerçekten de bu haşmetli yapının belki de en can alıcı ve akılda kalıcı noktalarından biri de çeşitli noktalarına yayılmış olan, çeşit çeşit hikayeleri tasvir eden mozaik eserleridir. Bunların yanı sıra Osmanlı hat sanatının da oldukça güzel örnekleri Ayasofya’da yer almaktadır. Yalnızca bu yönüyle bile iki büyük kültür ve sanat anlayışının bir aradalığını görüyoruz bu güzel yapıda. Ancak içeride öyle bir eser var ki, bu bir aradalığı bir sonraki aşamaya taşımış vaziyette.

Ayasofya’nın dıştan görünümüne ait bir çizim

Bizans sanatının klasikleşmiş bir parçası olan mozaiğin en güzel örneklerinden birkaçını görmek mümkün Ayasofya’da. Kubbede, üst katta ve hatta çıkışta görebileceğimiz mozaiklerin boyutlarını düşününce, Ayasofya içerisinde ebat olarak oldukça küçük kalan bir mozaiği ise gözden kaçırmanız da gayet mümkün. Şayet gözden kaçırmadıysanız şanslısınız, çünkü bilinen tek Osmanlı mozaiğini görmüşsünüz demektir bu.

Ülkemizin çeşitli köşelerinde mozaikler görmeye alışığız. Ya Bizans dönemine yahut da daha öncesine ait, bu coğrafyada yüzyıllar boyu oldukça yaygın olarak kullanılmış bir sanat türü bu. Ancak Osmanlılar bu sanat türünü pek benimsememişler, hatta hiç alakadar olmamışlar denebilir. Durum 19. yüzyıla kadar böyle devam ediyor, yüzyılın ortasında ise ilk ve son defaya mahsus Osmanlılar’a has bir mozaik eseri üretiliyor. İşte günümüzde Ayasofya’nın hemen girişinde sergilenen bu mozaik eserin oldukça ilginç bir hikayesi var.

Dönemin Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid (1839-1861)

Ana girişin hemen yanında bulunan bu mozaik, Abdülmecid’in tuğrasını taşıması bakımından türünün bilinen tek örneğidir. Bir Osmanlı sultanının tuğrasının, Bizans usulü mozaik sanatı ile işlenmiş olmasının hikayesi de, Abdülmecid’in emri ile 1847-1849 yılları arası yapılan Ayasofya tamiratına dayanır. Sultan Abdülmecid bu restorasyon için her zamanki isimleri değil de, İsviçreli mimar Fossati’yi tercih ediyor. Sultan tarafından görevlendirilen Fossati, tamiratın yanı sıra yeni bir kasır gibi eklemeler de yapıyor Ayasofya’ya. Tamirat sırasında ortaya çıkan üstü kapatılmış mozaikler, Abdülmecid’in hayli ilgisini çekiyor. Uzun süredir kapalı olan mozaiklerden ilki ortaya çıkarıldığı zaman, padişah tüm mozaiklerin bulunmasını emrediyor. Öyle ki, tamirat hakkında bilgi almaya geldiği sık seferlerinde ortaya çıkan mozaiklerin hikayesini ve kimleri resmettiğini de sürekli soruyormuş Sultan Abdülmecid. Hatta mozaikleri açık tutmak istese de tepkiler nedeniyle tekrar kapattırdığında üzüldüğü aktarılır.

Hal böyle olunca da, restorasyonu idare eden İsviçreli mimar Fossati, tamirat sırasında yoğun muhabbette bulunduğu ve mozaiklere olan ilgisini paylaştığı sultana bir hediyede bulunmak istemiş. Ayasofya’daki mozaiklerin birçoğu, Bizans döneminin kilisesi olan yapıya imparatorların bağışlarını işler. Bu yönüyle, sözü geçen imparatorlar ile Abdülmecid’in bir benzerliği olduğunu söylemek mümkündür. Mimar Fossati, bu şekilde Sultan Abdülmecid’in portresini mozaik olarak yaptıramayacağı için, daha farklı bir yol izlemiş. Restorasyon sırasında dökülmüş olan mozaik taşlarını bir araya getirip, tamirat için yanında getirttiği İtalyan mozaik ustası Lanzoni’ye bu taşları yuvarlak bir levha üzerine sultanın tuğrası şeklinde işletmiştir. Tuğra bilindiği kadarıyla yapıldığı dönemde hiçbir zaman sergilenmemiş. Hatta bu ilginç eser, zaman içerisinde unutulmuş ve ancak çok yakın bir zamanda Topkapı Sarayı’nda tesadüf eseri keşfedildikten sonra oradan Ayasofya’ya aktarılmıştır. Şimdilerde Ayasofya’da, ait olduğu yerde ziyaretçilerin görmesi için ana giriş kapısının hemen yanında sergilenmektedir.

Mozaik ustası Lanzoni tarafından hazırlanan mozaik tuğra.

Sultan Abdülmecid’in mozaik tuğrası, Anadolu coğrafyasının en büyük kültürlerinden ikisinin simgesel sanatlarının bir birleşimi olması açısından önemli ve bir o kadar da ilgi çekici bir eserdir. Bizans tipi mozaikler ile Osmanlı sultanlarının imzaları yerine geçen meşhur tuğralarını aynı eserde görüyor olmamız; bizlere tarihin, sanatın ve coğrafyanın geçişkenliğini gösteriyor adeta.

 

Kaynak: Semavi Eyice – Ayasofya’da Abdülmecid’in Mozaik Tuğrası.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here