Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

750 yılında I. Abdurrahman tarafından İspanya’da kurulan Endülüs Emevi Devleti, başkent olarak kendisine Cordoba (Kurtuba) şehrini seçecek ve gerçekleştirdiği imar faaliyetlerinin yanı sıra devasa bir camiye de ev sahipliği yapacaktı. Endülüs mimarisi esas itibariyle Emeviler’in devamı niteliğinde olduğu için bu noktada; ana yapı malzemesi olarak kullanılan taş, süslemelerdeki insan ve hayvan figürleri, yuvarlak at nalı kemerler ve kare minareler gözümüze çarpıyor. Fakat Kurtuba Camii inşa edilirken Emevi sanatı ile birlikte Vizigot mimarisinden de yararlanıldığını biliyoruz. Gelin, detayları hep birlikte inceleyelim.

Kurtuba Camii

I. Abdurrahman Kurtuba’da çok büyük bir camii yaptırmayı hedefliyor, bunun Abbasiler’in elinde bulunan Bağdat’taki camilerden daha ihtişamlı ve daha gösterişli olmasını istiyordu. Hemen işe koyularak Hristiyan bir vatandaşın arazisini para karşılığında satın aldı. Hiçbir şekilde zorbalığa başvurmayıp ödediği bu yüksek miktarla birlikte Hristiyanlar kendilerine 3 küçük kilise yaptılar. Devam eden süreçte ise hükümdar, 758 yılında yapımına başlanan caminin inşaatında bizzat çalışarak saatlerce ter döktü ama bu muhteşem eserin tamamlandığını göremeden hayatını kaybetti.

Kurtuba Camii’ne, Doğu’nun sahip olduğu bütün güzelliklerin yansıtılabilmesi adına; Lübnan’dan en iyi ağaçlar, Irak ve Suriye’den ise kıymetli taşlar getirtildi. 10 yılın sonunda da tam anlamıyla bitirilip oldukça haşmetli bir görüntüye kavuşturuldu camii. Ardından farklı hükümdarlar ile farklı devlet adamları tarafından her sene bir parça ilave edilerek ihtişamını sürdürdü ve bu sebeple son şeklini ancak 990 senesinde alabildi.

Kırmızı tuğla ve beyaz taşla iki kat örülen Kurtuba Camii’nin içerisine; 360 at nalı kemeri ve toplam 1000 sütun yapılarak adeta bol ağaçlı bir orman görüntüsü oluşturuldu.

18 kapı inşa edildi ve her bir kapının önüne özel portakal bahçeleri kurulup fazlaca yeşilliği olan hoş bir hava yaratıldı. Ayrıca caminin etrafına havuzlar, fıskiyeler, bahçeler ve çeşmeler eklendi. Duvarlar ve tavanlara da oymalar, işlemeler, gazeller koyuldu. Ancak Kurtuba Camii’nin en güzel kısmı olarak mihrabı ve minberi gösteriliyor. Çünkü mihrabı altın kaplama olmakla birlikte minberi ise; öd ağacı, saç ağacı, abanoz ve bakkamdan yapılmıştır.

Mihrab

İslami sanat anlayışının ilmek ilmek dokunarak işlendiği bu narin eser, ne yazık ki 1236 yılında İspanyollar’ın Cordoba (Kurtuba) şehrini işgal etmesiyle birlikte son derece acımasız bir yağmaya maruz kaldı. Değerli taşların monte edildiği duvar süsleri, minarelerde bulunan nar şeklindeki altın başlıklar, zemindeki mermerler, altın mihrap ve fildişi rahleler yağma edildi. Yüzlerce sütun yıkılıp 18 kapının büyük bir kısmı da taşlarla kapatıldı.

Devam eden süreçte ise Kurtuba Camii’nin bir kiliseye çevrilmesi görüşü atıldı ortaya. Hemen akabinde de İmparator Şarlken’den bu konuda izin istendi. Şarlken başlangıçta bu duruma karşı çıktı ancak etrafındaki kardinallerin baskısına daha fazla dayanamayarak Kurtuba’nın kilise yapılmasına onay verdi (1523). Ardından hızla çalışmalara başlandı ve tam anlamıyla kıyıma devam edilip 1000 mermer sütundan yaklaşık 600 tanesi yıkıldı. Rivayete göre Şarlken’in burayı ziyaret ettiği ve yapılan kiliseden hiç hoşlanmayıp izin verdiği için son derece pişman olduğu söyleniyor.

Maalesef böylesine nadide bir Doğu incisi yanlış insanların eline düştüğü için tahrip edildi. Tarihin her evresinde savaşların, fetihlerin ve zaferlerin vuku bulduğunu biliyoruz hatta bazı istisnalar haricinde her ne olursa olsun mimari yapıların korunmasına da özen gösteriliyordu. Fakat Kurtuba Camii ne yazık ki bu özenden payını alamadı.

Kaynak: 1, Mehmed Nizamettin, “Endülüs Mersiyesi ve Endülüs Tarihine Kısa Bir Bakış”, İbrahim Sarıçam-Seyfettin Erşahin, İslam Medeniyeti

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here