Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

Asiliği ve bağımsızlığıyla öne çıktığı kadar şaşırtıcı derecede melankolik olabilen bir sanatçı ve kuşkusuz erken 2000’lerin pop-punk sevdasının somut ürünlerinden biri Avril Lavigne. Okul forması giymiş, sarı saçlarının pembeye boyanmış tutamları, her fotoğrafta çıkarmaktan çekinmediği dili ve basit, fakat akıllıca yazılmış şarkı sözleri ile sadece Let Go albümünün 16 milyon kopyasıyla kalmamış, “Girlfriend” şarkısının video klibi ile Youtube’un 100.000.000 izleyiciye sahip olan videosunun sahibi olmuş ve gündeme kendisinin beklediğinden bile sıkça gelmeye başlamıştı. Fakat, sorulması gereken asıl soru şudur: Yıl 2019 olmuş, kendisinin, onu 2000’lerin başında zirveye taşıyan 13-19 yaş aralığındaki “sinirli”, hayranları büyümüş, ilham aldığı pop-punk grupları dağılmışken neden hâlâ Avril Lavigne hakkında konuşuyoruz?

Avril Lavigne’in, pop-punk’a duyulan ilginin git gide azalmasından etkilenmemesinin bir çok sebebi var elbet, fakat en önemlisi kendisinin yeniliğe ve değişime çok açık düşünce yapısı. İmajı, gerek piyasanın getirdikleri, gerek ise yaşını aldıkça kazandığı olgunluk sebebiyle yıllar geçtikçe evrilen Avril, yeni albümü Head Above Water‘un kapağında verdiği poz ile sadece hayranlarına değil, aynı zamanda kendine de içtenliğini dünyaya en yalın halinde sunacağının ciddi bir sözünü veriyor.

Bu yaklaşım ile, Avril Lavigne yeni albümünde köklerine geri dönüyor bir bakıma. Kariyerine Hristiyan bir şarkıcı olan Stephen Medd ile şarkı söyleyerek başlayan Avril, ilk resmi anlaşmasını country tarzında parçalar yapması koşuluyla yapmış olmasına rağmen menajeri ve çalıştığı plak şirketinin Blink-182′nun milyonlarca kopya sattığını fark etmesi ardından geçirdiği tarz değişimini göz önünde bulundurursak; son albümüyle aynı adı taşıyan çıkış şarkısının Amerika’daki Hristiyan radyolarında aniden büyük bir hit olması pek de tesadüf olmadığını daha iyi anlayabiliriz. Oldukça güçlü bir parça olan Head Above Water, özünde Lavigne’in yıllar boyu mücadele ettiği ve onu “neredeyse öldürdüğünü” belirttiği laym hastalığı hakkında. Albümün diğer öne çıkan parçalarından olan Warrior ve It Was In Me de sadece şarkıcının güçlü sesine kusursuz şekilde uymakla kalmamakla beraber, albümün arkasında yatan hissiyat ve anıları dinleyiciye etkili bir biçimde aktarabiliyor.

Başarılı kısımları ağır basmasına rağmen, albümün bazı zayıf noktaları da göz ardı edilemiyor maalesef. Şarkıcının Nicki Minaj ile sürpriz bir işbirliği yaptığı, Dumb Blonde adlı parçanın her ne kadar açık bir şekilde kadınlara empoze edilen basmakalıplara karşı bir başkaldırı olması hedeflenmiş olsa da, sonucunda hiçbir derinliği bulunmayan, klişe bir 2011 hitine benzemiş. Bunun yanı sıra, modernleştirilmiş bir Amy Winehouse parçasını andıran Tell Me It’s Over da, her ne kadar Lavigne tarz değişikliklerle yeterince başa çıkabilse de, müzikalitesi sanatçı tarafından benimsenememiş gibi geliyor kulağa.

Bütün bunlara rağmen, çıkan ürüne kötü demek Avril Lavigne‘e yapılacak büyük bir haksızlık olur. Sanatçının içtenliği ve dürüstlüğü ile süslenmiş, içinde kariyerinin en güçlü ve samimi baladlarından bazılarını bulunduran Head Above Water, her şeyden önce, hayranlara sunduğu saydamlık için bir tebriği hak ediyor.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here