Şair Sergey Yesenin, 1895 yılında Rusya’nın Ryazan bölgesindeki Konstantinovo, bugünkü ismiyle Yesenino şehrinde doğmuştu. Çiftçi bir aileye sahip olan Sergey, henüz 9 yaşında iken şiir yazmaya başlamıştı. Anne ve babası ondan uzakta çalışmak zorunda olduğu için küçük Sergey ile büyükbabası ilgilenmekteydi. Yesenin’e göre onun hayatına bu kadar dokunan başka hiç kimse olmamıştı. Dedesi, Sergey ile ilgilenmekle kalmıyor, eski Rusya, Ortodoks Kilisesi hakkındaki bilgilerini de torunuyla paylaşıyor ve onun düşünsel dünyasına da büyük katkılarda bulunuyordu. Dedesiyle beraber yaşadığı küçük köy evinin penceresinden, şiirlerine de konu olan Oka Nehri’ne uzanan engebeli yolu ve köyün kilisesini izleyebiliyordu. Diyebiliriz ki çocukluk anıları onun ilk şiirlerine de etki etmişti.

Sergey, küçük yaşlarda okulunu terk etti ve 1912 yılında şiirlerini de yayımlayabileceği Moskova şehrine gitti. Çok geçmeden St. Petersburg şehrine geçen Sergey’in amacı adını duyurmaktı. 1916 yılında, Çar II.Nikola ve ailesine performans sergileme fırsatına sahip olan Sergey’in şans yüzüne gülmüştü. Bu sırada, girdiği edebi çevrelerden de arkadaşlar edinmişti. Alexander Blok, Sergei Gorodetsky, Nikolai Klyuev gibi şairlerle arkadaş olmuş ve onların desteğini almıştı.

1916 yılında “Radunitsa(Ölüler Günü)” isimli ilk şiir kitabını yayımladı. Genç Sergey, henüz hayatın acı tarafıyla tanışmamıştı. Bu nedenle ilk şiirlerinde kırsal yaşamı ve Rus halk kültürünü yansıtıyordu. Küçük bir çocukken köyünde geçirdiği günlerin onda bıraktığı izlenimler göze çarpıyordu.

1916-1917 yıllarında da Ekim Devrimi’ne tanık olan şair, başlangıçta devrimden ve devrimin getireceklerinden oldukça ümitliydi. Devrimin daha iyi koşullar sunacağı düşüncesine inandı ve o yıllarda devrimi destekledi. Bu nedenle beklentilerinden ve umutlarından izler taşıyan “Inoniya” isimli kitabını çıkardı.

“Ah, anam ah, ülkem, ben bir Bolşeviğim!”

Oldukça yakışıklı ve naif olan bu romantik şairin elbette peşinden pek çok kadın koşuyordu. 1913 yılında ilk eşi olan Anna Izriadnova ile evlenmişti. Anna’dan da Yury adını verdiği bir erkek çocuğu olmuştu. Ancak Sergey, ailesini terk etmiş ve St. Petersburg’a geçmişti. Yalnızca bazı zamanlar oğlunu ziyarete gidiyordu.

1917 yılında ise Zinaida Reich isimli güzel bir aktris ile evlendi. Ondan da Tatyana ismini verdiği bir kızı ve Konstantin ismini verdiği bir oğlu oldu. Ancak çift iki yıl sonra ayrıldı ve Reich ünlü bir yönetmen ile evlenerek Moskova’nın en ünlü aktrisi haline geldi.

Üçüncü kez de Tolstoy’un torunu Sofya ile evlendi. Ancak bu da mutlu bir evlilik olmayacaktı. Yine mutluluğu yakalayamayan Yesenin, bu evliliğini de sonlandıracaktı.

“Yoruldum yaşamaktan yurdumda,
İçimde engin kırlara açılma özlemi,
Bırakıp gideceğim kulübemi,
Çekip gideceğim hırsız ve hayta.”

Bir köylü çocuğu olan Yesenin, kendini şehre ait hissetmiyordu. Devrimin de adamı değildi. Bilakis halkçıydı ve o sadece bütün içtenliğiyle lirik şiirlerini yazmak istiyordu. Onun en yakın arkadaşı ve can dostu; kendisi gibi şair olan Vladimir Mayakovski idi. Şair Mayakovski, yakın arkadaşı Yesenin için, bulunduğu yerlerde olduğundan farklı görünmeye çalıştığını söylüyor. Yesenin, hayata ve insanlara bağlanamamıştı ve belki de onun ruhsal çöküntüleri, bu aidiyetsizlik hissiyle başlamıştı.

“Ben kendimi sizin Ekim’inize ve sizin Mayıs’ınıza feda ederim ama şu bilinsin ki sevgili sazımı asla.”

Devrim yıllarında inançlı bir şekilde Rusya’nın değişeceğini düşünmekteydi. Kısa bir süre sonra fark etti ki, devrim halk arasında; daha çok açlığa, karışıklığa, düzensizliğe ve tahribe neden olmuştu. Bunun üzerine diğer eserlerinden farklı olarak lirik değil de dramatik özellikler barındıran “Pugachyov” adını verdiği eserini yazmaya başladı.

isadora duncan sergey yesenin ile ilgili görsel sonucu1921 yılında bir tesadüf eseri ressam Ghe­orgi Yakulov’un partisinde Isadora Duncan ile tanıştı. Hayatına çok kadın girmişti ama belki de Isodora, Sergey’in kalbinde çok daha derin izler bırakacaktı. Nitekim öyle de olmuştu. Evlilik gibi ciddi bir kurumu asla istemeyen, oldukça özgür ruhlu bir dansçı olan Isodora’yı adeta büyüleyecekti Sergey. Aralarındaki yaş farkı bir önem arz etmiyordu onlar için. Aşklarını öylesine uçlarda yaşıyorlardı ki, bir gün deli gibi kavga ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi çok iyi anlaşıyorlar, aralarındaki husumeti ve tartışmaları ilişkinin doğal bir süreci olarak görüyorlardı. “İki insan ara­sın­daki tut­kulu duygular bir drama dönüş­me­diği tak­dirde bir şey ifade etmez.” diyordu Isodora aralarındaki ilişki için. Bir süre sonra çift aşklarını evlilik ile taçlandırmıştı. Ancak evlilikten sonra işler onlar için iyi gitmemişti. Isodora uçarı, özgürlüğüne düşkün Amerikalı olgun bir kadındı. Yesenin ise, kültürüne ve dinine sıkı sıkıya bağlı, oldukça toy bir genç adamdı. Aralarındaki 16 yaş, evlilikten sonra sorun olup karşılarına çıkacaktı. Ayrıca Yesenin, Isodora’ya karşı oldukça tutucu tavırlar sergiliyor, kendisi de bu bunalımlı dönemde alkol bağımlılığı ile cebelleşiyordu. Sergey, gün geçtikçe kendini daha çok kaybediyordu. İçkiye olan bağımlılığı da o ölçüde artmaktaydı.

“Islak süpürgesiyle yağmur süpürür
Döküntüsünü kırlarda söğütlerim
Tükür yaprakları rüzgar, öbek öbek tükür!
Ben de senin gibi bir serseriyim.”

Ruhsal çöküntüler yaşayıp kendini daha da alkole veren Sergey’in bu haline eşi daha fazla katlanamamıştı. Isodora’nın gidişiyle iyiden iyiye kendini kaybetmiş olan bu genç ve romantik şaire yolun sonu görünüyordu artık. O yıllarda, bunun üzerine yaşadığı psikolojik rahatsızlıklardan ötürü bir ay boyunca akıl hastanesinde kalmıştı. Noel için hastaneden çıkarıldığında ise kaldığı otel odasında hayatına son verdi. Henüz intihar etmeden, arkadaşı Mayakovski’ye bir not bırakmak istiyordu. Kaldığı odada mürekkep bulamayınca kolunu bıçakla çizerek kendi kanıyla şu şiiri yazmıştı:

“Elveda dos­tum benim, elveda
Can dos­tum seninle dolu göğ­süm
Çok önce­den belir­le­nen bu ayrı­lık
Buluş­mayı vade­di­yor ile­ride bir gün.
Elveda dos­tum el sıkış­ma­dan, konuş­ma­dan,
Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün?
Şu yaşamda yeni bir şey değil ölüm,
Ama pek öyle sayılmaz yaşamak da.”

Yaşadığı 30 yılda, Rus şiirinde oldukça önemli bir yer edinmiştir Sergey Yesenin. Ölümünden sonra bile Yesenin akımı ile kitleleri peşinden sürüklemiş ve toplu intiharlara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle devlet, Yesenin’in eserlerini toplatmak ve yayılmasını engellemek durumunda kalmıştır.

Yesenin’in şiirlerinde, okuduğunuz her satırda; acıyı, lirizmi ve melankoliyi iliklerinize kadar hissedersiniz.

“Dostum benim, dostum benim,
Hastayım, ama çok hastayım.
Bilmiyorum nerden kaptım bu ağrıyı.
Rüzgâr mı bu ıslık çalan
Göğünde çıplak, ıssız tarlanın,
Yoksa çiseler gibi eylülde bir ormana
Serpilen beynime alkol mü?”

Arkadaşı Mayakovski elbette ki Sergey’in zamansız ve acı dolu gidişiyle, kızgınlık ve hüsran doluydu. Denilir ki Mayakovski, Yesenin’in son veda şiiri üzerine şu şiiri yazmıştı:

“Şu hayatta en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan yeni bir hayata başlayabilmek.”

mayakovski ile ilgili görsel sonucuBu satırları yazmasından 5 yıl sonra Mayakovski, arkadaşı ile aynı kaderi paylaşacak ve kendi eliyle hayatına son verecekti.

Eserleri:
Radunitsa, 1916
Inoniya, 1918
Pugaçov, 1921
Ispoved Huligana, 1924
Moskva Kabatskaya, 1924

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here