Enkidu ve Gılgamış, Humbaba’yı öldürerek Tanrıları kızdırdıklarının farkındadırlar. Çünkü Humbaba, Tanrılar tarafından kutsanmış bir canavardır. Nippur’daki tapınağa gösterişli bir kapı yapmak için keresteler götürürler böylece Tanrıların gönlünü alabileceklerdir. Uruk’a döndüklerinde ise Gılgamış’ı bir sürpriz bekler. Bu sürpriz Tanrıça İştar’dır, Gılgamış’la birlikte olmak istemektedir. İştar; aşk, doğurganlık ve savaş tanrıçasıdır. Yunan mitolojisindeki  Afrodit ve Roma mitolojisindeki Venüs’e nitelik olarak çok benzemektedir. Aynı zamanda Uruk kentinin koruyucu tanrıçasıdır. İşte bu tanrıça, Gılgamış’ın yakışıklılığına vurulmuştur. Aşkını ise şöyle sunar Gılgamış’a: “Gel, Gılgamış, benim kocam ol, bedeninin meyvesini sun bana! Gel benim kocam ol, karın olayım senin!”

Ancak Gılgamış’ın bu teklifi geri çevirir çünkü İştar’ın aşığı olursa başına gelecekleri biliyordur. İştar, bütün sevgililerine kötülüklere boğmuştur. Gılgamış, İştar’ın yüzüne vurur diğer sevgililerine yaptıklarını, en sonunda da der ki: “Sen beni sevmeyegör, onlar gibi olurum ben de!” Bu reddediliş, Tanrıça İştar’ı çok öfkelendirir, Gılgamış’ın yanına bırakmayacaktır kendisini reddetmesini. Babası Tanrı Anu’ya yalvarır intikamı için, Gök Boğası’nı Uruk’a gönderebilmek için dil döker. Tanrı Anu; Sümer mitolojisinde tanrıların babası, gökyüzünün sahibi olan tanrıdır. İştar’ın Gılgamış’a kızgınlığı yüzünden Uruk’taki masum insanların zarar görmelerini istemez ancak İştar kararlıdır, Anu’yu yeraltındaki ölüleri salmakla tehdit eder. 

Tanrı Anu sonunda ikna olur ve Gök Boğası’nı İştar’a verir. Destanda Gök Boğası’nın gücü “Boğa’nın ilk puflamasıyla bir çukur açıldı yerde, yüz Uruk yiğidi, iki yüz Uruk yiğidi, üç yüz Uruk yiğidi düştü yere” dizeleriyle tasvir edilir. Hal böyle olunca Enkidu ve Gılgamış Boğa’ya saldırırlar ve ikisi beraber yüreğini söküp öldürürler Boğa’yı. 

Bu durum Tanrıları oldukça sinirlendirir çünkü Humbaba gibi Gök Boğası da kutsal bir canavardır. Enkidu ve Gılgamış ikisini de öldürmüşlerdir, Tanrılara saygısızlık etmişlerdir. Tanrılar asıl suçlunun Gılgamış olduğunu düşünürler ve onu cezalandırmaya karar verirler. İlk fikir Gılgamış’ı öldürmektir ancak verilen son karar Enkidu’nun ölüme mahkum edilmesi olur. Enkidu’ya yolladıkları rüyada Enkidu hayatının sona ereceğini anlar, cehennemi görür. Onu eski yabanıl yaşamından koparana, medenileşmesine sebep olana yani yosmaya lanetler okur. Çünkü eğer medenileşmeseydi, kopmasaydı eski hayatından yaşamı elinden alınmayacaktı.Tanrı Şamaş, onun bu lanetleri duyar ve şöyle der Enkidu’ya: “… o değil miydi Tanrılara yaraşır ekmek yediren sana, o değil miydi krallara yaraşır içki içiren..” Bunun üzerine Enkidu vazgeçir serzenişlerinden, öfkesi diner. Yosmaya lanet eden sözleri bu sefer onu kutsamaya başlar. Yalnızca ekmek, içki değildir yosmanın Enkidu’ya kazandırdıkları, Enkidu yosma sayesinde yoldaş olabilmiştir Gılgamış’a.

Bu sırada Enkidu daha da bitkinleşir, gücü gittikçe azalır, son yakındır Enkidu için. Enkidu ölümünün yaklaştığını gümbürdeyen gök ile yankılanan yerin arasında ayakta olduğu bir rüyayla anlar ve Gılgamış’a anlatır bu rüyayı. Gılgamış’ın üzüntüsü çok derindir, Enkidu gözünün önünde günden güne erimektedir. O gün gelip çatar, Enkidu ölür. Bütün Uruk halkı yas tutar, ağıtlar yakar. Gılgamış şöyle dile getirir acısını: “Uruklulara ağıt yaktırdım, gözyaşı döktürdüm, mutlu kullarımı yasa büründürdüm senin için, senin ölümünden sonra saçlarım kirli geziyorum, bir aslan postuna sarındım çöllerde dolaşmak için başıboş!” (Saçları kirli gezmek, yas tutmak anlamına gelmektedir.)

Kaynakça: Gılgamış Destanı- Çeviri: Sait Maden

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here