“gülleri sarı severim; toprağı ıslak…
türküleri yanık, şiirleri hoyrat!
havayı nemsiz, çayı demsiz…
bir seni olduğun gibi,
bir seni her şeye rağmen,
bir seni, hala…”

Aşkını, duygularını ve yaşadıklarını kağıda döken binlerce şair arasında diğerlerinden sıyrılan, çekilen çizgiden ileriye bir adım atan şairler vardır. Onların cümlelerini okurken samimiyetinde çırpınır, gerçeklik denizinde boğuluruz.

Ümit Yaşar Oğuzcan da bize bir tanrı getiren, sevilmekten çok sevmenin değerini vurgulayan nadir şairler arasındadır. Bu da onu aşkın asıl şairi yapar.

Onun dile getirmekten çekinmediği korkularını, çaresizliğini dolayısıyla tüm insanlığını gelin birlikte inceleyelim…

Ümit Yaşar Oğuzcan 22 Ağustos 1926’da Tarsus’ta doğdu. İlk önce Konya Askeri Ortaokulu’nu daha sonra Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi. Ardından Osmanlı Bankası’nda, Niğde İş Bankası muhasebeciliğinde ve Ankara İş Bankası Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. Şaşırtıcı şekilde birçok şair gibi memur olan Oğuzcan, son görevinde 30 yılını doldurduktan sonra 1977 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Memurluk hayatına rağmen hayatı boyunca edebiyat dünyasıyla bağını koparmayan şair, 1960 yılında Ümit Yaşar Yayınları‘nı kurdu. 1965 yılında ise Yeni Dergi adında bir hiciv ve mizah dergisi çıkardı. Yergileriyle meşhur olan Oğuzcan’ın bestelenmiş birçok şiiri de vardır.

1975 yılında oğlu Vedat Oğuzcan’ın ölümünden iki yıl sonra babasını kaybeden şair, bu zorlu süreçten sonra Pakistan, Kıbrıs, Macaristan, Avusturya gibi ülkelere gitti. 1978 yılında ise ikinci eşi olan Ulufer Hanım’la evlendi.
Geriye unutulmaz eserler bırakan Ümit Yaşar Oğuzcan, 1984 yılında İstanbul’da vefat etti.

EDEBİ YÖNÜ

Henüz 9-10 yaşlarındayken şiir yazmaya başlayan şairin babası Lütfi Oğuzcan da oğlu gibi hem memur hem de bir şairdi. Ümit Yaşar, 1940 yılında Yedigün Dergisi şairlerine katılarak edebiyat dünyasına ilk resmi adımını attı. Bu dergideki başarıları kısa sürede dikkat çekti. Bunun üstüne ardı ardına çeşitli dergilerde şiirler yazdı ve çok geçmeden de kitapları çıktı. 1947 yılında ilk kitabı olan ”İnsanoğlu” basıldı. 1975 yılına gelindiğinde; 33 şiir, 4 düzyazı, 13 antoloji ve 1 biyografik eser olmak üzere toplam 50 kitabı vardı.

Şiirlerinde genellikle aşk, ayrılık ve özlem temalarını işleyen, her fırsatta aşka sığınan şair, iç dünyasını yazılarına yansıttı ve oğlunun intiharından sonra genellikle acı ve ölüm temalarını kullandı.

Tüm şairler gibi yaşadığı süre boyunca kendini anlatma savaşı verirken, çok yazması hakkında kendisini eleştirenlere; ”Bana çok yazıyorsun diyorlar, ben yazarak yaşıyorum, bir insana hiç, sen çok yaşadın artık öl, denir mi?” diyerek cevap verdi.

İNTİHAR ÇIKMAZI

Ümit Yaşar Oğuzcan, oğlu Vedat’ın ölümüne kadar sık sık intihara kalkıştı. Babası Lütfi Oğuzcan bu yüzden oğluna karşı sürekli sitemliydi. Söylenenlere göre Ümit Yaşar hayatı boyunca 23 kez, kendi sözlerine göre de 3 kez intihara kalkıştı. Ona göre ölümü yaşamaya tercih ettiren yer erişilmezlikti.

Kara sevda olabilir, karşılıksız bir aşk olabilir. Bir labirente girer insan o zaman, hayata bağlayacak bütün ipleri bir bir koparıp atmak ister. Mantık tek bir şekilde çalışır; ya hep, ya hiç. Ya hep, ya hiç. O, insanın ölüme yaklaştığı an işte.

Aynı yıl içinde arka arkaya üç intihar teşebbüsüm oldu. Çok fazla şey üst üste gelmişti. Yıl 1961, 15 yıla yakındır çalıştığım işimden istemeden, gurur meselesi yüzünden ayrılmıştım. O zamanki eşimle iki çocuğumu Ankara’da bırakarak iş bulma umuduyla İstanbul’a gelmiştim. İşsizdim. Parasızdım. Üstelik umutsuz bir de aşkın içindeydim. Zamanla elimi attığım bütün dalların da kırılması beni ölümü aramaya itti.

Babasının intihar girişimlerinden ve ruh halinden yakınan oğlu Vedat Oğuzcan, 1973 yılında 17 yaşında iken, bir fincan kahve ve ardından bir fincan da konyak içip kendini Galata Kulesi’nden aşağı bırakarak intihar etti. Söylenenlere göre cansız bedeni yerde yatarken avucundaki kağıtta bir not vardı: “Baba intihar öyle edilmez, böyle edilir!

Bu olaydan sonra şair, intihar eden oğlu Vedat için ağıt türünde şiirler yazmıştır.

6 Haziran 1973
Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat

AŞKIN TANIMI

Aşk, yüzyıllardır şairlerin ortak noktasıdır. Şiirlerinde çoğunlukla bu temaya yer veren Ümit Yaşar’a göre ise aşk, insanın kendini sevmesiyle başlar. Kendini seven insan başka bir insanı da aynı ölçüde sever. Hayatın anlamı ve yaşamaya sebep ona göre büsbütün sevgilidedir. Destanlara, filmlere, kitaplara, dillere konu olmuş aşk için, o da çoğu şair ve aşık gibi acıyı tercih etmiştir.

Şairler için aşk acısının olgunluğu, çekilen ızdırap, aslında tamamen aşkı oluşturur ve güzelleştirir. O acı da şiirin temelini atar.

Ümit Yaşar, Aşka Dair Nesirler kitabında aşk hakkında şunları söyler;

Sevmek insan tarafımızı bulmamızda bence. Biraz da yaklaşmamızdır Tanrı’ya zaman zaman. Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. Ot gelip ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır. Çektiği bütün acılara rağmen, mutlu, kıvançlı insandır o. Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan…

Duyarlarsa diyorsun. Duysunlar ne çıkar? Seven insanın bir suçlu gibi ezik olması neden? Sevmek ve sevilmek hakkımızı kullanıyorsak bundan kime ne? İnsan olarak aşktan başka övünecek neyimiz kaldı?

Ümit Yaşar ölümü de yaşamı da aşkla hisseder…

SON AŞKI ULUFER HANIM

1976 yılında, Ümit Yaşar’ın şiir konferansı olduğu bir gün, kendisi gibi şiirle uğraşan Ulufer Hanım da bu konferanstaydı. Şair oturduğu yerden Ulufer Hanım’a uzunca bir baktı ve şiirlerini incelemek istediğini söyledi. İlk iletişimden sonra ise ona, ”Siz; şiir yazacak değil, şiir yazılacak bir hanımsınız.” dedi.

Ulufer Hanım’ın dediğine göre Ümit Yaşar onu birinci görüşünde beğenmiş; ikincide aşık olmuştur. Tanışmalarının üstünden çok geçmeden 1978 yılında evlendiler. Mutlu ve huzurlu bir evlilik yaşadıklarını belirten Ulufer Hanım bir röportajında şöyle der;

1973 yılında kaybetmiş evladını. Acısı çok büyüktü ve çok tazeydi tanıştığımızda. Benim kızım da 1973 doğumlu. 6 Haziran’da kızım doğuyor, aynı tarihte Ümit’in oğlu kuleden atlıyor. Bana “Sabah oğlumuzun mezarını ziyaret ederiz, akşam da kızımızın doğum gününü kutlarız” derdi.

ELEŞTİRİ VE YORUMLAR

Şiirin bütün öğeleri üstünde gerekli uğraşa vakit bulmuş olan Ümit Yaşar Oğuzcan, hem geleneksel nazım yatkınlığını hem okuruyla ortak konuları birlikte kullanmakta, duyulup kavranamayacak derecede tekil imgelere düşmemeye dikkat etmektedir. İnsanoğlunun aradığı güzellikler ve mutluluklar dünyasını “senfonik şiir” nitelemesiyle sunuşu, şiiri yüksek sesli aynalara (radyo, basın, salon kalabalıkları) ulaştırmanın ilk adımıdır.
Özellikle serbest ve rahat deyişiyle Ümit Yaşar’ın şiirleri çok okunup yayılmakta, ortak bir ihtiyaca, yadırgatmayan yollarla cevap getirmektedir… Her şiir kaynağından yararlanmakta, eski anıları yeni ürünlerle canlandırmaktadır.

Rauf MUTLUAY
50 Yılın Türk Edebiyatı, 1973

Şiire millî-manevî duygularını anlatmakla başlayan Oğuzcan, his ve düşünce kıvamını gittikçe azaltarak, gereğinden fazla açık ve avami şiirler yazmıştır. Bu yazım tarzı ona geniş bir ün sağlayarak belki daha güzel ve özenilmiş parçalar yazmasını önlemiş­tir, ilk şiirlerinden beri zekâ oyunu ve nükte eğilimi ön safta görülen Ümit Yaşar, son yıllar­da gündelik, siyasi olaylara takılan hicviyeler de yazmıştır.
Heceyi, aruzu ve serbest biçimleri başarıyla kullanan Oğuzcan’ın çok fazla ve ayıkla­madan yazmak, bazı güzel şiirlerini de bu çokluk içinde kaybetmek gibi bir tutumu görül­mektedir.
Şiire özendiği zamanlarda dil, biçim ve mısra ustalığı gösterebilen Oğuzcan, gerçekte her şey gibi şiiri ve aşkı da ciddi tutmayan ruh yapısındadır.

Ahmet KABAKLI
Türk Edebiyatı 3, 1983

Anılar, ayrılıklar, yalnızlıklar, sevgiler ve ölüm şiirlerinin dokusunu oluşturdu. Aşk teması şiirlerinde genellikle ön planda yer aldı. Bu tür şiirlerinde yüzeyselliğe düştüğü de, yalın özlü dizelerle değişik anlam ve imgelere yöneldiği de görüldü.
Sokaktaki adamın konuşmalarında rastlanan, şiirle hiç ilgisi olmayan sözler, kimi dizelerinde karşımıza çıktı…
Ölüm konusunu değişik ve fantastik görüntülerle şiirlerinde yansıttı. “Ben aşkın ve ölümün şairiyim” diye kendini tanımlayan Ümit Yaşar Oğuzcan, ölüm gerçeğini her an yakı­nında duydu…
Yaşanmış aşkların sevinç ve açılarıyla İstanbul’a baktı…
Karamsarlıklar, yalnızlıklar, umutsuzluklar, yitip giden bir gençlik için yakınmalar, bez­ginlikler son şiirlerinde ağır basan temalardı.
Yergiler yazdı. Geniş halk kitlelerinin söyleyişlerinde yer alan kişi ve olayları esprilerle vurguladı…
Yalın sözcüklerle örtülü rubailerinde, bir aşk adamının duygulanmaları ve acılan yo­ğun bir anlatımla belirtildi.

Orhan URAL
Cumhuriyet Dönemi
Türk Şiiri, 1984

 

Ben Senin En Çok

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni…

Ben Seni Sevdim mi?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?

Yıkık

Bugün yıkığım biliyor musun?
Ezginim, çaresizim, umutsuzum
Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü
Bırakma beni korkuyorum.

Bir deli otlar büyüyor içimde
Sancılıyım, yorgunum, kederliyim
Bu halini sevdim gitme kal
Çamurlar çirkefler içindeyim

Bir dayak yemiş adamım şimdi
Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al götür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım