”Sana, beni asla tanımamış olan sana.”

Stefan Zweig’in 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldığı orijinal adıyla Brief einer Unbekannten adlı uzun öykü, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda Zweig bir kadının iç dünyasından güçlü bir obsesif hissiyatla okura seslenir. Daha önce kaleme aldığım Korku adlı hikayesinde Irene adlı karakteri derinlemesine analiz eden, aldatan kadın figürünü tüm duygu ve düşünceleriyle yaşayan ve yaşatan yazar, yine bu öyküsünde de platonik bir aşkın nasıl bir obsesyona dönüştüğünü, bunun nasıl güçlü bir ilaç olup insanı günden güne zehirleyip hayatının rengini çaldığını adeta gözler önüne serer. Yerleşik bir duygu olarak tanımlayabildiğimiz aşk, bir kadının çocukluk evresinden kadınlığına uzanan yolda onun tüm hücrelerine eşit hızla dağılmakla kalmaz, hayatının 3 önemli evresini de tesiri altına alır.

Kitap ünlü roman yazarı R. adlı karaktere gelen mektupla başlar, mektubun okunmasıyla hikaye son bulur. Mektup sayesinde okur, kadının bahsettiğimiz 3 evresine de şahit olur. Geriye dönüşlerle akıcılık kazanan eser, mektubun okunmasıyla da son bulur.

Kadın mektubun başına ”Sana, beni asla tanımamış olan sana” diyerek başlar. Buradan da anlaşıldığı üzere bu iki karakterin 3 kez yolları bilinçli bir şekilde kesilmiş olsa dahi R. bunun bilincine varamamış ve kadının aşkına iştirak edememiştir. Mutlak bir aşkın pençesinde hayatını kendi elleriyle karartan bu bilinmeyen kadın, okura her satırda hayal kırıklığı olgusunu çok güçlü bir şekilde yaşatır. Zweig’in erkek yazar olarak bir kadının aşkını bu denli iyi tahlil edebilmesi de hem psikolojik hem de edebi açıdan okurun kafasında sağlam bir soruya neden olur. ‘‘Bir adam kadın ruhuna bu kadar tesir edip onun dilinden nasıl bir adama aşık olduğunu bu kadar iyi kaleme alabilir?”

“…Benim için şimdi bu dünyada artık sadece sen varsın, sadece sen, benim hakkımda hiçbir şey bilmeyen sen, bu arada bu olup bitenlerden bihaber, bir şeylerle veya insanlarla oynayan ya da gönül eğlendiren sen… Beni hiç tanımamış olan ve daima sevdiğim sen…”

Tüm duyguların kederle harmanlandığı, her sözcüğünde aşkın dirhem dirhem döküldüğü bu eserde, R.’nin mektubu okumasıyla akış sarsılır. Çünkü hayatının 3 evresinde de onu tercih etmiş ve onunla olmuş olan bu kadın, bu adamı karşılıksız sevmiş ve ondan bir çocuk dünyaya getirmiş, yakın zamanda da kaybetmiştir. Hem evlat acısını hem de onu hiçbir zaman fark edememiş olan bu adama karşı beslediği duygular sonrasında vücudunu körleştiren hafızasında geçmişle yaşayan bu gizemli kadın, yıllardır içinde biriktirdiği her şeye bir mektupla veda eder…

“..Eğer ölüyorum diye üzülseydin, ölemezdim…”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here