Yunanistan, zengin ya da verimli topraklara sahip olmamasına ve taşlı yolların, tepelerin bulunduğu bir mekan olmasına rağmen, içinde çok güzel çiçekler barındırır. Bu çiçeklerin oradaki varlıkları, o dönemdeki insanlara bir mutluluk, memnuniyet sağladığı gibi o dönemde, bu çiçeklerin oluşumu hakkında mucizevi olaylar öne sürülmüş, herkes büyük bir merakla bu hikayeleri dinlemiştir.

Bu çok özel ve önemli olan çiçeklerden ilki Narcissus yani Nergis. Narcissus zamanında güzelliğiyle herkesi büyüleyen bir gençtir. Her gencin hayalini süsleyen bu yakışıklı, hiçbir insanla birlikte olmak istemez, hatta Narcissus’a en uygun diyebileceğimiz güzeller güzeli bir peri olan Echo bile bu üzücü durumdan nasibini alır. Burada Echo’nun hikayesi biraz daha üzücü bir hal alıyor aslında; çünkü Tanrı Zeus’un kıskanç eşi Tanrıça Hera, kocasının yine onu aldattığını anlar ve bu kişinin ‘o peri’ olduğunu düşünüp onu öyle bir cezalandırır ki; artık güzel peri kimseyle konuşamaz hale gelir çünkü tek yapabildiği, insanların söylediği son kelimeyi tekrar etmektir. Eko terimi de bu olayla bağdaştırılır zaten. Echo, kimseyle konuşamadığı için aşık olduğu Narcissus’u sadece izlemekle, takip etmekle yetinir. Bir gün Narcissus takip edildiğini düşününce “Burada birileri mi var?” diye bağırır ve Echo şansının döndüğünü düşünerek “Var” der. Yani, Narcissus’un son kelimesi ‘var’ olduğu için bunu fırsata çevireceğini düşünüp cevap vermiş olur. Narcissus bu sefer “Gel” deyince, o da “Gel” demek zorunda kalır ama genç adam bu duruma hem sıkılıp hem de sinirlendiği için Echo’yu orada bırakıp gider. Güzel peri günlerce ağlar ve “Dilerim o da benim yaşadığım bu acıyı yaşar, dilerim sevip de kavuşamaz.” diye dualar eder. Tanrıça Nemesis, Echo’nun bu dualarına karşılık verir ve bir gün Narcissus göl kenarında kendi yansımasını görünce hemen ona aşık olur. Fakat ulaşamayacağını bildiği bu güzellikten kurtulmanın tek yolunun ölüm olduğunu düşünen Narcissus, kendini yansımaya doğru bırakır. Echo da oradadır. Son sözü “Hoşça kal” olan Narcissus’a Echo da istediği cevabı verebilmiş  olur; “Hoşça kal.”

Narcissus’a aşık olan periler, onun gölde öldüğünü öğrenince onu arayıp düzgün bir şekilde gömmek isterler ama bedenini hiçbir yerde bulamazlar sonra genç adamın tam kendini bıraktığı yerin etrafında bir çiçek açmaya başlar, Nergis çiçeğinin hikayesi böyledir işte.

İkinci çiçek olan Sümbül’e gelince asıl ismi Hyacinth olan bu çiçeğin hikayesi çok daha farklı. Trajikomedik mi dersiniz trajik mi dersiniz, size kalmış ama şöyledir; Hyacinth, Apollo’nun, her zaman disk attığı, beraber eğlendiği, çok sevdiği ve hatta aşk beslediği bir arkadaşıdır. Bir bahar günü yine beraber disk atma oyunu oynarlarken, Apollo yanlışlıkla Hyacinth’in tam alnına diski fırlatır, öyle hızlı gelen bir disktir ki bu, Hyacinth’i oracıkta öldürür. Apollo delicesine aşık olduğu bu oğlanın başına gidip onu kolları arasına alır ve yaptığı bu büyük hatadan dolayı feryat figan ağlayıp, sevgi sözcükleri sıralamaya başlar, her söylediği sözcükte bir çiçek açıverir. Mosmor, kıpkırmızı, masmavi Sümbüller…

Son çiçek olan Adonis’e, Dağ Lalesi ya da Anemon çiçeği de denilebilir ve hikayesi şöyle başlar; Adonis daha doğduğu zaman iki Tanrıça’yı, Persephone ve Aphrodite, etkisi altına almış muhteşem bir bebektir. Aphrodite onu görünce hemen Adonis’in onun olması gerektiği kararını verir ve bu kararla yola çıkarak onu yer altına, Persephone’nin yanına, ona bakması için götürür. Hesap edemediği bir şey vardır, Yeraltı Tanrıçası da ona aşık olmuştur. Aphrodite onu almak isteyince diğer Tanrıça vermek istemez ve bu konu Zeus’a kadar taşınır. Zeus, Adonis’in yılın yarısını Persephone ile diğer yarısını Aphrodite ile geçirmesine karar verir. Artık sonbahar ve kış aylarını yer altında, ilkbahar ve yaz aylarını yeryüzünde geçirmeye başlayan Adonis, Aphrodite ile olduğu bir zaman ormanda yalnız gezerken, oldukça güçlü bir yaban domuzunun saldırısına uğrar. Aphrodite bunu duyduğu zaman hemen onun yanına gider ama artık çok geçtir, tıpkı Hyacinth hikayesindeki Apollo gibi, o da çok ağlamaya, şiirler okumaya başlar ancak onu artık ne Adonis duyabiliyordur ne de kanının her damlasının aktığı yerde açan çiçekler.

Bu üç hikayede de aşkla bir yola çıkıp kayıplar yaşayanları ve çok sevdikleri kayıplarını nasıl sonsuzlaştırdıklarını görürüz, artık sevebilecekleri, dokunabilecekleri tek şey güzel çiçekler olsa bile, sevdiklerinin ruhlarını taşıyanların, o çiçekler olduğunu bilir ve onları sonsuza kadar yaşatmış olurlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here