Cinema Paradiso (1988), L’uomo delle stelle (1995), The Legend of 1900 (1998) ve Maléna (2000) gibi önemli işleriyle büyük bir ün ve başarı kazanan İtalyan senarist ve yönetmen Giuseppe Tornatore, The Best Offer (En İyi Teklif) ile 2013 yılında bizlere yine leziz bir film armağan etti.

“Her sahte sanat eserinde orijinal bir şey saklıdır.”

Film, İtalya’nın sanat müzayedeleri ve antika konusunda en tanınmış sanat uzmanı Virgil Oldman (Geoffrey Rush)’ın bir gün, ailesinin ölümünden sonra eşyalarını satışa çıkarmak isteyen, oldukça zengin ve gizemli bir kadın olan Claire Ibbetson (Sylvia Hoeks)’ın kendisini aramasıyla birlikte tüm hayatının nasıl değiştiğini ele almaktadır.

Virgil Oldman, birçok konuda tuhaf takıntıları ve batıl inançları olan, insan ilişkileri zayıf, huysuz bir adamdır. Altmışlı yaşlarında olmasına rağmen çevresinde ne bir yakın dostu ne de ilgi gösterdiği kadınlar vardır, tabloların içinde olanlar hariç. Evet, Virgil’in en derin tutkusu, önemli ressamların çizdiği kadın portrelerinden oluşan bir koleksiyondur. Tüm hayatı boyunca, evinin en gizli odasında tuttuğu bu özel koleksiyon için uğraşmıştır. Çoğu zaman, yönettiği hararetli müzayedelerden çıktıktan sonra yanında bir kadeh şarabıyla, aşık olduğu sanatın kendisine sunduğu kadınları izleyerek dinlenir.

Claire Ibbetson ise agorafobi rahatsızlığı (alan korkusu) olan genç bir kadındır. Muazzam büyüklükte ve zenginlikte bir evi olmasına rağmen yıllardır kendisini kilitlediği odasında, insanlardan kaçarak yaşamaktadır. Eşyaların değerlenmesi için Virgil’e ulaştığında da aynı şekilde kendisini kapılar ardına gizlemesi, Virgil’in Claire’e giderek ilgi duymasına ve devamında kendisini asla tahmin edemeyeceği durumların içinde bulmasına neden olacaktır.

Hikâyesini kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz The Best Offer, sonuna kadar seyircisini içine çeken müthiş bir senaryoya sahip. Bu yüzden ilk etapta, yavaş akan ritmiyle sıradan yaşlı adam-genç kadın aşkı beklentilerinizi hemen ortadan kaldıralım. Senarist ve yönetmenliği üstlenen Tornatore, filminde başrolünden küçük yan rollerine kadar her bir karakterin incelikli ve kendilerine has bir çizgiyle yer almasına özen gösteriyor. Ayrıca hayatlarında çok katı kurallar bulunan iki ana karakterin sessizce geçirdiği değişim ve dönüşüm süreci, başta Geoffrey Rush’ın mükemmel oyunculuğu ile yine başarılı bir şekilde yansıtılıyor.

Bunların yanı sıra Virgil’in mesleğiyle paralel olarak, şeylerin sahte olma durumu filmde kendisine oldukça geniş bir yer buluyor ve hatta sonradan asıl bu konu baz alınarak ilerlendiğini anlıyorsunuz. Olay akışındaki her bir nokta birbiriyle o kadar güzel harmanlanıyor ki, filmi izlerken aklınıza gelmeyen sorular, film bittikten sonra birer birer belirmeye başlıyor. Bu konuda ise yönetmenin bazı güzel soruların cevabını eksik bırakarak seyircinin kendisinin cevaplamasını istediğini görebiliyoruz.

Tornatore’nin filmde bolca sıcak tonlu, geniş planlar kullanmayı tercih ederek verdiği görsel estetiğin, Ennio Morricone imzalı harika bestelerle bütünleşmesinin ise ortaya tam anlamıyla bir sanat şöleni çıkardığını söyleyebiliriz. Seyirciyi sürüklediği gizemli hikâyesiyle bir taraftan meraklandırıp bir taraftan da rahatlatan bu etki, The Best Offer’ı kesinlikle kaçırılmaması gereken filmler listesinde en üst sıralara taşıyor.

– Aşkın sahte olabilmesi mümkün mü sence?
+ Sahte eserler hakkında söylediklerine uygun olarak tamamen sahte olamayacağını söyleyebilirim.
– Ya biri aşk bir sanat eseridir deseydi?
+ Öyle olsaydı şaşırtıcı olmaz mıydı? Bir müzayedede satılabilirdi. En yüksek teklifi veren tarihteki en büyük aşk hikayesini tekrar yaşayabilirdi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here