“Sormuyorum, aldırmıyorum buna,

Yüreğinde suçlu musun diye;

Biliyorum, seni sevdiğimi

Ne olursan ol.”(Shakespeare)

Aşkın metafiziği; Arthur Schopenhauer’in tez amaçlı yazdığı, daha sonradan kitap haline dönüştürülmüş eseridir.

Başlığın metafizik kısmını incelememizin, Schopenhauer’in konuya yaklaşımını anlamamız için güzel bir başlangıç olacağına inanıyorum. Metafizik, duyularla algılanamayan deney ve gözlem dışı kalan konuları akıl yoluyla açıklamaya çalışan felsefi alandır. Schopenhouer’in de, filozof kimliğiyle aşkı felsefi olarak açıklamaya değer gördüğü sonucunu çıkarabiliriz.

“Aşk hakkında söylenmiş olanların, zihnimizde can­landırdıklarından sonra kimse onun gerçekliğinden ve arz ettiği önemden kuşku duyamaz.”

Schopenhauer, aşkın sebebini doğada görür. Ona göre doğa, olabilecek en mükemmel şekilde canlıların türünün devam etmesini ister ve bu istek insanda aşk (cinsel sevgi) olarak yansır. Hatta insan o mükemmelliği bulduğu kişiye aşık olur. Ona göre belirli özellikler çekici gelir. Örneğin; dolgun göğüslü kadınların erkeklere seksi gelmesini, gelecekteki çocuğunu iyi besleyebilecek anne adayı olarak algılanmasından kaynaklandığını düşünür. İnsanın, kendisinde eksik gördüğü ya da kendisinden zıt özelliklere sahip bireylere yöneldiğini ve bu şekilde doğanın kusursuzluk isteğine hizmet ettiğini söyler. Günümüzde çoğu araştırmalar da örneklerini destekleyecek şekildedirler.

“Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.”

Ancak insan belirli yanılsamalardan dolayı tüm bunları, kendisi ve aşık olduğu birey merkezli görür. Dünya sadece ikisinden ibaretmiş gibi hisseder ve aşkın içindeyken, her şeye rağmen onu ister. Onun için ondan önemli hiçbir şey yokmuş hissine kapılır.

Schopenhauer’e göre bu yanılsamaların sebebi, insanın hayatta kalmasını sağlayan içgüdüsüdür. İçgüdüsü, bencil ve belirsizdir. Neyin fayda neyin zarar vereceğinin net olmaması, kargaşaya sebep olur bilinçte. Türün iyiliğine yarayan davranışın, bireyselliğine de iyi geleceği sanısına kapılır. Ona göre, bunun da sebebi doğadır. Ayrıca insan, doğanın ölümlerle olan ölümsüz döngüsüyle ölümsüzlüğe ulaşmak ister. Gelecek nesillerle geleceğe ulaşma çabasına girer.

“Cinsel dürtü, çok akıllı bir tarzda nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmasını çok iyi bilir; çünkü doğa kendi amaç ve hedefleri için bu savaş hilesine muhtaçtır.”

Yanılsamaların sebepleri insanı aştığı için etkisi çok yoğundur. Aşkın yüceliği ve hayranlığı bu yüzden çok etkilidir. İnsanı büyüler. Aşıkken insan, olduğundan daha çok güçlü hisseder. Her şeyi, herkesi karşısına alabilir. Çünkü o tam olarak bilmese de mükemmelliği temsil edecektir.

“Seven kimse çoğu kez sevdiği kişiyi yeterince tanımaz.”

İsteğini gerçekleştirince insan, zorundalıklar dünyasına kendini bilinçsizce teslim etmiş olur ve büyük bir hayal kırıklığı onu bekler. Çünkü amacını gerçekleştirdiğinde kurban olduğunu farkeder. Doğmamış çocuk için sevilen bütün o yönler, etkisini ondan alır ve zıt, eksik yönler nefrete dönüşür. Onları sorumluluklar bekler. Artık bakmaları gereken bir çocuk vardır.

“Aslında, aşk, çoğu kez sadece dışsal koşullarla değil, kişinin kendi bireyselliğiyle de çelişki içine düşer zira bu duygu cinsel ilişki olmasa bile, âşık için kötü, aşağılık hatta nefret uyandırıcı kimselere de yönelmiş olabilir.”

Kadınların ilişkilere daha sadık olmasını da yılda bir çocuk yapabilme kapasitesine bağlar. Erkek ise farklı kadınlardan birden fazla çocuk yapabilir. Bu bilinçle erkek daha bağımsız davranır.

Oğlancılık hakkında görüşlerini bu konu içerisinde işler. Ona göre; doğanın savunma mekanizması sağlıksız tür oluşumunu engellemek için, yaşlı erkekleri erkeklerle ilişki yaşamaya yönlendirir. Çünkü insan yaşın doğumdaki etkisini sezer.

“Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır, ahlaki olanı değil.”

Arthur Schopenhauer, düşünceleriyle çoğu zaman eleştirilmiştir. Ancak 1800’lerin başında, daha bilim günümüzdeki gibi ilerlememiş, evrim teorisi açıklanmamışken böyle bir kitap yazması onun gözlemlerinin çok güçlü olduğunu gösterir. Ve kendisinden sonra gelen birçok kişiyi de düşünceleriyle etkilemiştir. Nietzsche, Tolstoy, Albert Einstein, Freud bunlardan birkaçıdır.

 

Kaynakça:  Arthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği, çev. Veysel Atayman, Bordo Siyah Yayınları, 2012.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here