Bu içerik Emircan Demir tarafından seslendirilmiştir. Wannart’a bu katkısından dolayı kendisine bir teşekkürü borç biliriz. Emircan Demir’i Twitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz. İyi dinlemeler.

Poetika kavramı, zamanının edebiyatının sahip olduğu işlevin işleyiş kurallarını anlatmak isteyen Eski Çağ Filozofu Aristotales’in, aynı adı taşıyan ünlü kitabıyla doğmuştur. Kelimenin anlamı Epistemolojik olarak incelendiğinde ‘yapıt üretimi’ olarak nitelendirilebilir. Birçok dilde benzer anlam ve telaffuz taşıyan Poetika; İngilizcede poetic, Fransızcada poétique, Almancada poetik, İtalyancada poetica, Latincede poetica, Yunancada poétiké gibi karşılıkları bulunan, ‘yapmak, üretmek, yaratmak” gibi anlamlar taşır. Tüm bu kelime anlamlarının yanı sıra kısaca ‘nedir poetika?’ dersek; “şiire dâir her şeyle uğraşan bir bilim alanı” olduğu söylenebilir. Ama aynı zamanda anlamı, bugünkünden daha geniş olan şiir incelemelerine gönderme yapar. Kelimenin sadece şiirle ilişkilendirilmesinde ‘terimi’ ilk kez kullanan Aristo’nun Poetika adlı eseri büyük bir rol oynamıştır. Sanat hakkındaki görüşlerini bir bütün içerisinde sunan Aristoteles’in şiir sanatı ile ilgili kuramlarını içeren ve tarihte sanat olayını araştıran ilk eser olması, bu yapıtı önemli kılan bir diğer faktördür. Peki bu eser şiirle alakalı olan her şey için neden önemlidir? Neden bazı poetika türleri için bir kılavuz ya da pusula olarak görülmekte? Ünlü filozof, notlardan oluşan bu eserinde genel olarak neye değinmiştir? Şimdi genel hatlarıyla bir göz atalım bu yazıda…

Poetika eseri Aristotales’e göre; lirik piyeslerin dışında, terim, epik ve dramatik yapıları da kapsar. Bu geniş kavram, daha sonra Klasik Çağ’ın sonuna kadar geçerliliğini korur. Dolayısıyla, şiirin romanesk biçimler dışında neredeyse tüm edebiyatı içerdiği kabul edildiği takdirde olası bir karışıklık saptamak mümkündür. Bu yüzden Aristotales’e göre Poetika (şiir), Poetikanın (şiirsel olan her şey) ötesine gider. Genel olarak tarihte sorulan soru; poetikanın amacı betimleyici olmak mıdır? Bir diğer soru ise; edebiyatın tam bir sınıflandırmasını çıkartmak ve bu bağlamda kompozisyon kurallarını eksiksiz göstermek mümkün müdür? Klasik Çağ’a gelene kadar sorulan bu iki temel soru Aristotales’in Poetika’sı ile ortaya çıkmıştır. Çünkü onun şiirsel olan anlayışı, zamanının edebiyatının analizinden başka bir şey olmayan bir söz ve üstü kapalı biçimde onun kurallarını belirleyen, söz arasındaki bir gerilimi yansıtır. Çünkü kitabı, başarılı bir trajedinin kurallarını belirtir. Aynı zamanda bu başarıya ulaşmak için gerekli ve uygun şeylerin neler olduğunu gösterir. Bu cümlelerden sonra elbette ki aklınıza bir soru geliyor. ‘O zaman koskoca Aristotales’in Poetika’sı sadece onun dönemi için başarılı ve geçerli mi yani? Elbette ki hayır! Çalışmaları analitik kalmış olsa da üç yüzyıl sonra Horatius’un ‘Ars Poetica’sı eserinde uygulanması gerekli kurallar açıkça gösterilmiştir Aristo tarafından. Ayrıca hala daha şiir sanatındaki betimleyici-kural koyucu arasındaki çok sayıda belirleyici şey, bu kitaptan esinlenilmektedir. Ayrıca günümüzde ‘Batı Poetikası’ denilen kavramın temellerini oluşturan metin yine Aristotales’in bu eseridir. Ek olarak Aristo’nun kaleme aldığı bu metni yayınlamak amacıyla değil, derslerinde yararlanmak amacıyla aldığı notlardan oluşması, bu eseri kendi alanında çağ açığ çağ kapatma kaygısı yani illa ki belirleyici bir eser olması kaygısından uzak tutmuştur. Bu da tüm hatlarıyla dönemine göre popüler kurallardan ve cümlelerden uzak oluşturulmuş bir metni ortaya çıkarmıştır. Aristo bu eserinde gelecek nesil kaygısı gütmüş müdür bilinmez ama döneminin edebiyatını çok iyi irdeleyen ve onun bir haritasını çıkaran, poetika pusulası sayılabilecek bir metin hazırlamıştır. Eser, şairin uyması gereken kuralları belirtir ve bu kuralları normatif olmaktan çok analitik ve betimleyicidir. İşte zaten Batı Poetikası’na ilham olan alametifarikası da budur bu eserin. Ayrıca Batı edebiyatına kendini kalıcı bir biçimde empoze eden şeylerden biri de bu durumdur.

Eserde bahsettiği gibi: “Üzerinde konuşmak istediğimiz konu, şiir sanatıdır; ilk olarak şiir sanatının ne olduğu, sonra şiir sanatının türleri ile bu türlerin teker teker ne oldukları, sonra da bir şiirin başarılı bir şiir olabilmesi için, onda konunun ne şekilde işlenmesi gerektiği, bundan başka bir şiirin bölümlerinin sayısı ile bunların özellikleri ve daha bu araştırma konusu içine girebilen her şeydir.” Bu notlara göre filozof; terimin, şiirle ilgili olacağını ifade ettiğini göstermektedir. Bu da zaten Aristo Poetika’sı için yukarıda bahsettiğim konulardan biriydi.

Aristotales’in Poetika’sı çok farklı bir dağılım yani kendi anlatımına göre cinsler izler. Taklitte görülmeyen dizeler de dışlanır. Çünkü Aristo, bizim bilimsel ya da didaktik şiir dediğimiz türü de dışlar. Böylelikle Poetika, epic ve dramatikten oluşan taklit türlerini içerir sadece. Böylece Aristoteles’in bu eserinde de, sanatlar arasında bir sanat olan taklit sanatına ilişkin bir kuramın metni olarak bakmak gerekir. Böyle bakınca, Aristoteles’in ‘mimesis kuramı’, yalnızca şiir sanatına değil, sanatsal yaratma etkinliğinin, yani ‘tekhne poietike’nin bütün türlerine ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır. (Techne: Eski Grekçe’de hem güzel sanatları hem zanaatları hem de beceriye ilişkin etkinlikleri gösteren sözcüktür) Bu şekilde değerlendirince, Aristoteles’in mimesis kuramı, yalnızca şiir sanatına değil, sanatsal yaratma etkinliğinin, yani tekhne poietikenin bütün türlerine ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır. Filozofun bu yaklaşımına en büyük eleştiriyse Alman Eugen Berthold Friedrich Brecht’in ‘epik tiyatro’ akımından gelmiştir. Zamanla metodları kullanım dışı kalmaya başlasa da, dönemine göre Poetik sanatın ilkelerini belirleme ve tarihsel sürecini temellendirme açısından eşsiz bir eserdir.

Kaynakça:

  • Jarrety, Michel (2010). Poetika. Dost Dağıtım, Ankara, Türkiye

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here