Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
102

Arctic Monkeys, 2002 yılından beri yayınladıkları 5 albümle alternatif müzik dinleyicilerinin en çok değer verdiği topluluklardan biri. Bu İngiliz dörtlü, şurada incelediğimiz muazzam ilk kayıtlarından tutun, daha sonra birçok “modern klasik” albüme ve şarkıya imza attı. En son da artık grup, AM (2013) gibi bir başyapıtı yayımlayınca birden bütün dünya bağrına bastı. Aslında işin övgüsünü genelde vokal/gitar Alex Turner aldı. Gruptaki baş şarkı yazarlığının yanı sıra, imajı ve özel hayatıyla da 21. yüzyılda nesilleri tükenme noktasına gelen rock yıldızlığı türünün nadir örneklerinden biri oldu. Grubun bu kadar el üstünde tutulmasının bir sebebi ise her albümlerinde yeni bir sound denizine başarılı bir şekilde yelken açmalarıydı. 2018 yılında ise topluluk, kendisinden beklendiği gibi bu özelliğini sürdürmeye devam ediyor.

Tranquility Base Hotel & Casino isimli albüm ile verdikleri ufak aradan sonra sahalara geri dönen grup, tıpkı her bir kaydında yaptığı üzere burada da kendini yeniliyor. Dörtlü, ilk albümlerinde buram buram Sheffield aksanlı ve yüksek tempolu post-punk revival/garage rock sergilemişti. Daha sonra Josh Homme ile takılırken grup, Amerikan sound’una yöneldi ve önce stoner rock’a yakın, daha sonra da psychedelic indie rock tarzlı işlere imza attı. Daha sonra da 2013 yılı ise malum: Ekşi’de sayfalarca ele alınan Nothing Else Matters Metallica’cısı ile benzer Do I Wanna Know? Arctic Monkeys’cisi gibi bir tanımlama çıkacak kadar ana akıma taşındılar. Bunlar yaşanırken de Alex Turner, The Last Shadow Puppets yan projesiyle de daha da farklı alanlarda kendini kanıtladı. Özetle değişim, onları hem daha diri hem daha başarılı kıldı; 6. albümlerinde de Turner’ın yeni top sakalına ve buna hazırlıklı olmalısınız!

Bu albümdeki evrim ise grubun önceki geçişlerine göre daha derin: Hatta bu kayıt, şuradan göz atabileceğiniz üzere neredeyse Turner’ın solo albümü oluyormuş. Ancak grup, kolay yolu yani parayı takip edip herhangi bir AM 2 yapmak istemediklerine karar vermişler. Yaşadıkları değişimin ise en büyük sonucu, grubun neredeyse en önemli kozlarından biri olan “riff bazlı gitar şarkıları” dozunun kısılması. Rakamlarla konuşalım: Gitaristimiz Jamie Cook, sadece 6 parçada görevini üstleniyor. Ayrıca enerjik davulcu Matt Helders da neredeyse albümde yok gibi. Ondan alıştığımız davul atakları, yerini daha düşük tempolu ve neredeyse her parçada piyano ile senkronize bir davula bırakıyor. Genel açıdan ise enstrümantal yönden albüm, grubun standartlarında pek tatmin edici değil.

Monkeys’in söz konusu değişimi, genel olarak tek bir temaya bağlı: Retro. Albümü dinlerken grubun ismini bilemeseniz (sözleri hariç) kaydın 60’lı ya da 70’lı yıllardan çıktığını iddia edebilirsiniz. Turner ise bu dönemlere sevgisini, yaptığı cover’larla dile getirmişti: Leonard Cohen’den Is This What You Wanted‘i ve David Bowie’den Moonage Daydream’i Puppets ile yorumlamıştı. Bu albüm ise, sound olarak organ piyanoları ve aranjmanlarıyla “Ben klasik bir David Bowie albümüyüm!” diyor. Ayrıca, şarkı sözleri ile ise kayıt, uzun ve az kafiyeli sözleri ile “hikaye anlatıcılığı” yapan Leonard Cohen eserlerine acayip benziyor. Hatta yeni isimlerden Father John Misty’e de benzetebiliriz. Bu nedenle de şarkı sözleri gerçekten ustaca bir kalemle yazılmış. Aslında Turner, lirik yazarlığı konusunda kendisini daha ilk albümlerinden ispatlamıştı; ancak burada özellikle bilim kurgu, popüler kültür, internet ve politika eleştirileri inanılmaz şiirsel.

Albümün açılışını yapan Star Treatment, kaydın en önemli özelliği olan sözleriyle sizi daha ilk saniyeden vuruyor: “I just wanted to be one of The Strokes” ile sarsılarak dinlemeye başlıyorsunuz. Sonrasında, “So who you gonna call? The martini police” nakaratıyla ve özellikle de “What do you mean you’ve never seen Blade Runner?” dizesi ile Turner, daha önce bahsettiği “1984, 2019”a yani George Orwell ve Blade Runner distopyalarına gönderme yapıyor. Beste açısından şarkı ise sonlara doğru adım adım psychedelic bir Tame Impala eserine dönüşebiliyor. Bütün parça boyunca bizi takip eden o “hip-hop beat’i tarzı bas ve gitar riffi”ni ise albümün genelinde de dinliyoruz. Grubun AM (2013) ile oluşturduğu bu tarz ile beraber, bir The Last Shadow Puppets ya da Submarine’deki Alex Turner solo kaydı değil de bir Arctic Monkeys albümü dinlediğinizi anımsıyorsunuz.

Kayda adını veren Tranquility Base Hotel & Casino parçası ise özellikle bu sözünü ettiğimiz baslarıyla çok akılda kalıcı bir eser oluyor. Ayrıca şarkıdaki klavyeler de değindiğimiz üzere acayip bir şekilde geçmişi anımsatıyor: Şarkı resmen bir David Bowie parçası! “Jesus in the day spa filling out the information form. Mama got her hair done” sözleriyle açılan parça, “Kiss me underneath the moon’s side boob” gibi şarkı yazarlığının çıtasını yok edebilecek dizelerle de çok etkileyici. Ancak Turner’ın Bowie tarzı vokalleri ve altyapıları ise şarkının en çok dikkat çeken özelliği. Bununla beraber, Science Fiction da yine grubun o retro havasının en çok yakıştığı parçalardan biri oluyor. Organ piyanosuyla akılda rahatlıkla kalıyor şarkı. Hatta Bowie’nin huzur içinde uyuduğunu bile söyleyebiliriz.

Four Out of Five, belki de grubun 2013’teki başyapıtına yakın bir tarzda olduğundan olsa gerek, bu kaydın da en değerli işlerinden biri oluyor. Şarkı, özellikle içindeki katmanlı yapıyla sizi şaşırtmasını biliyor: Eser, sonlara doğru esas riff’ten çıkıp başka bir şarkıya evriliyor ancak en son saniyesinde de o riff’e dönüp bütünlüğü harika sağlıyor. Bu albümün yayımlanmasından önce herhangi bir single çıkarmayan grup, sadece şu teaser’ı yayımlamıştı. Bu parça ise orada ufak da olsa orada yer alma şansını bulmuştu. Özellikle gitarlarını dinleyicinin akıllarına kazıyan şarkı, albümün de enstrümantal açıdan zirvelerinden biri. Bunun yanında, piyanolarıyla dikkat çeken American Sports da ayrı bir güzellik.

Sözleriyle ön plana çıkan başka bir eser olan She Looks Like Fun ise tamamen Turner’ın kız arkadaşı Taylor Bagley’i anlatıyor. Kendisine şu Instagram hesabından göz atabileceğiniz Bagley’nin snowboard ve hamburger sevmesi gibi kişisel zevklerine şarkı dizelerinde rastlıyoruz. Ayrıca grubun gitaristi Jamie Cook da akılda kalıcı tek solosunu burada sergiliyor. Ayrıca Batphone’da da Turner yine iğneleyici sözleriyle internet alemine sallıyor. Ayrıca sanatçı, bu parçadaki enstrümanların yüzde 80’ini kendi başına çalmış. Hatta The Ultracheese ise şarkıcının Submarine (2011) günlerini hatırlatmıyor değil. Her anlamda ise albüm, genel olarak Turner’ın kişisel bir geçmişe özlem çalışması gibi. Genel açıdan, albümün adında da olan o dinginlik/sakinlik, şarkıların geneline hakim, bu açıdan çok olgun bir kayıt bu. Ayrıca retroya da tam anlamıyla da aşık bir eser. Yine de grubun zirvesindeki o kaliteye enstrümantal açıdan sahip değil gibi. Ancak, zaman içinde daha fazla sevileceği kesin olan bir albüm bu!

Kaynak1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
102

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here