Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
7

Rus yazar Çehov, kısa oyun ve öykü yazarı olarak tanınmıştır. Gogol’un Rus toplumunu hicve boğduğu öykülerine nazaran Çehov yer yer bu yönü benimsese de öyküye felsefi diyalogları daha doğrudan aktarmıştır ve kanımca meramını ironilerden daha uzak kaşları çatık cümlelerle anlatmıştır. Çehov’un öyküleri ile ilgili ileride bir yazı dizisi oluşturacağım. Ancak Altıncı Koğuş diğer öykülere nazaran daha ön planda ve daha çarpıcı olduğu için ayrı olarak ele alalım istedim. Öyküyü incelerken öncelikle karakterleri inceleyeceğiz ve karakterler üzerinden öyküde yer yer değinilen taşralılığı, Rus toplumunun öyküde geçen olaylara mutlak ilgisizliği üzerinde duracağız. Öykü çok kısa olsa da az cümleyle ve iki önemli karakterle Rus toplumunu oldukça geniş bir perspektiften eleştiriye açıyor.

Çehov bizleri öykünün geçtiği hastahaneye dikenli yollara sapmadan patika bir yoldan ulaştırıyor kendi tabiriyle. Hastahaneye girdiğimizde karşımıza çıkan altıncı koğuş aslında hikayenin ana karakterlerinin ve felsefesinin buluştuğu nokta. Altıncı koğuşa girdiğimizde burada bizim için önemli olan karakterimiz Dmitriç ve Dmitriç’in buraya kaldırılmasında öncül olan doktor Andrey Yefimiç’tir.

Çehov’un bu kısa öyküyle anlatmak istediği Rus toplumunda düşünceye, felsefeye, eleştiriye verilen değerdir. Bu değer ile öncelikle Çehov, Andrey Yefimiç’i yüzleştirmiştir. İnançsız, akla ve dürüstlüğe önem veren doktorun bu hastahanede verilen hizmet ve bu hizmetin olumsuz dönütleri hakkında oldukça isabetli yorumları olmasına karşın küçük bir kasabada ikamet eden her insanın yaklaştığı kayıtsızlıkla ve faydacılıkla kafasında tatmin edici bir sonuca ulaşır. Ben sesimi çıkarsam ne kadar duyulur? Ben karşı dursam her şey çözülecek mi ki sanki? diyerek vardığı ve gördüğü sonuçları bir kenara koyarak her gün yeni bir güne uyanıp aynı hastahaneye gidip aynı saatte önlüğü askıya asarak özgürce lojmanının yolunu tutan aynı zamanda çok okuyan ve okumaktan fazlasıyla zevk alan sıradan bir insandır Andrey Yefimiç. Aslında ona sıradan bir insan demek çok doğru olmaz, o da realiteyi göz önünde bulundurmayan, akılcılığı savsaklayan, düşünsel serüvenlere ve düşünsel çabaya ilgisiz toplumdan şikayetçidir. Bu şikayet konuşacak bir tane akıllı insan yok şeklinde bir sitemle komşusuna anlatılarak geçiştirilir. Aslında Andrey Yefimiç, konuşacak insanların susmasının sebebinin onun gibi düşünen ve şikayet eden insanların toplumda var olan elverişsiz durumlara, bir sonuca ulaştırmayan çözümlere (!) kayıtsız kalmasından ileri geldiğini göremeyecek kadar kör bir insan değildir. Her sözde entelektüelin toplumu karşısına almasındaki temel sebep bir iki kelam edecek insanların bulunmadığına yönelik sitemleridir. Peki bu insanlar nerededir?

“Zararlı bir işe hizmet ediyorum ve aldattığım insanlar için aylık alıyorum. Namuslu değilim, ama ben tek başıma bir hiçim, kaçınılmaz olan sosyal kötülüğün küçük bir parçasıyım sadece. İlçedeki bütün memurlar da zararlı kişiler ve havadan para alıyorlar. Demek ki namuslu olmamamın suçlusu ben değilim, zaman. İki yüzyıl sonra doğsaydım bambaşka biri olabilirdim.” diyerek toplumda özgürce dolaşan bir parça aklını kullanabilen ve okuyan insanların da toplumdan kendini bu şekilde ayrıştırarak çözümün kendinde olmadığına ikna olmasına ve sorunlara karşı mutlak bir kayıtsızlıkla lambasını kapatıp yatağına yatmasına işaret eder Çehov.

Öykünün diğer bir kısmı Dmitriç’e değinir. İvan Dmitriç, bu hastahaneye oldukça varsıl bir insanken bir anda yoksul bir hale düştükten sonra bu geçim sıkıntısının ve daha birçok şeyin etkisiyle bir anda kendisinin takip edildiği ve tutuklanacağı hissiyle nöbet geçirmesi sonucunda kapatılmıştır. Hakimlerin beni tutuklatmak için hiçbir nedene ihtiyacı yok demiştir Dmitriç, “..onların arka avlularda koyunları ve danaları kesip de akan kanın farkına varmayan köylülerden hiç farkları yoktur. Suçsuz bir insanı bütün özel haklarından mahrum bırakarak kürek cezasına mahkum etmek için tek bir şeye ihtiyaçları vardır: Zaman.” diyerek adil yargılanmanın bulunduğu konuma okkalı bir eleştiri getirmiştir acısıyla.

“Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil mi?”

İvan Dmitriç, çok okuyan ve aynı Andrey Yefimiç gibi düşünen ancak ondan daha farklı düşünen bir insandır. Aynı zamanda Çehov’un belirttiği gibi koğuşta saygı duyulan taklit edilen, kibar bir insandır. İvan Dmitriç, yer yer histeri krizlerine girerek başını iki elinin arasına alıp soğuk terler atsa da, elinden alınmayan tek şey düşünmektir. Bu iki karakterinin yollarının kesişmesi ile eleştirilen taşralılık, Rus toplumunun felsefeye ve sorunlara bakış açısı resmedilmeye devam eder. Doğrudan eleştiriler burada ortaya koyulur. En önemli diyalog diyebileceğimiz bir kesiti aktaracağım ki Andrey Yefimiç ve Gromov’un arasındaki farkı anlayabilelim ve olayın asıl özüyle yüzleşelim:

“Marcus Aurelius “Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.” demiştir. Gerçekten de öyle, bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır. Bu kişi her zaman halinden memnundur ve hiçbir şeye şaşırmaz.” der Andrey Yefimiç. İvan Dmitriç ayağa kalkar ve öfkeyle doktora bakar:

“Bir organik doku eğer canlıysa her türlü uyarıya tepki vermelidir. Benim yaptığım da işte budur! Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarımla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu, hayatın ta kendisidir! Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir. Ne kadar gelişmişse, gerçekliğe karşı fazla duyarlıdır ve daha enerjik biçimde tepki verir. Bunu nasıl bilmezsiniz? Doktorsunuz ama böyle temel şeylerden haberiniz yok!” demiştir.

İşte Çehov burada o kayıtsız ve acıyla yüzleşmemiş, sadece acı kelimesini bir bilginin ayağıyla ezip geçtiğinde bilgin olduğunu düşünen Rus toplumuna, doktora öfkelenen İvan Dmitriç ile seslenmiştir. “Acıyı küçümseyebilmek işte tam da şu aşamaya gelmek (İvan Dmitriç şişman, yağ küpüne dönmüş köylüyü işaret eder) ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak başka bir deyişle yaşamamak gerekir.”

Andrey Yefimiç hayatında hiç acı görmemiş bir insandır. İvan Dmitriç ise acıyla derinlemesine bir yüzleşme içinde olduğu için buradadır. Çehov, acının kelimeden öte, kazındığı yüreklere ve kazındığı düşüncelere sahip olan insanların yüzlerine kapatılan kapılar ve parmaklıklar ardından işitilmeyen sesleri ile boğulduğunu, bu insanlara karşı toplumun üç maymunu oynadığını söylemek istemiştir. Bu insanların sessiz sedasız göçüp gitmesinin sebebi, toplumun böyle insanları sürüye dahil edemediği zamanlarda devletin bu ayrık insanlar için oluşturduğu hizmetlerin harekete geçmesidir. Bir insanı bu hastahaneye kapattığınızda, ona deli veya suçlu damgası yapıştırdığınızda onun ağzından çıkan her kelime değersiz, alaycı, deli saçması suratlarla itilecektir köşeye. Çıkışı olmayan bir kısır döngü içine düşmüştür bu insan der Çehov. İçinden çıkmaya çalışırsanız daha da kaybolacaksınız.

Hastahane sadece bir metafordur. Hastahane ile Rus toplumunun zihni anlatılmak istenmiştir. Gardiyan, insan zihnindeki şiddet ile çözüme varan cahil taraftır; komşu asker, eyleme geçmeyen düşüncelerle sözde yücelik taslayan sığ bir taraftır, müdür dünya zevklerine kendini kaptıran aciz taraftır gibi gibi.. Diğer doktorlar Andrey Yefimiç’in İvan Dmitriç ile ilerleyen sohbetinden sonra şüphelenip onun da delirdiğini düşünmeleri toplumun ancak böyle insanları hapsederek şaraptan, maaştan, sohbetten zevk alabileceklerini resmetmiştir. Bu güruhun Andrey Yefimiç’in de zihnini buğulaştırma vakti gelmiştir. Andrey Yefimiç artık hastadır çünkü düşünmeye düşündükleriyle acı çekmeye ve yapılan alçaklıklar ve iğrençliklere tiksinerek cevap vermeye başlamıştır.

Çehov, bu incelikli alt yapıya sahip 70 sayfalık bir öyküyle kitabın arkasında da yazan bir dönemi resmetmiştir:

“Doktor sonunda içine düştüğü felsefi yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının deliliğinin simgesidir adeta.”

Hastahane mutlak kayıtsızlığın dış dünyadaki resmini simgelerken, Altıncı Koğuş bu mutlak ilgisizliğe tepki gösterenlerin düşüncelerinin prangaya vurulduğunu, kapıları yumruklayan İvan Dmitriç ve Andrey Yefimiçleri hastahane nöbetçisinden (cahillerden) başka kimsenin duymadığını ve onların da diğerlerinin yanında olmak zorunda olarak bu sesleri şiddetle bastırdığını görüyoruz. Asıl deliliği bize gösteren Çehov, Gogol kadar mutlu değildir öykünün sonunda. Hem eleştirmiştir ruhunda tabaka tabaka pislik biriken bu insanları, hem de Andrey Yefimiç’in yüzüne atılan yumrukla ve suratına kapatılan kapıyla sonlandırmıştır öyküyü.

Keyifli okumalar!

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
7

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here