Bu içerik yazarlarımızdan Cankat Koç tarafından seslendirilmiştir.

M.Ö. 3150 ve M.Ö. 30 yılları arasında Antik Mısır’da hükümdarlar için kullanılan “Firavun” kelimesi aslında krallık sarayını ve saray halkını da ifade etmektedir. “Per-aa” sözcüklerinden türemiş olan ve “büyük ev” anlamına gelen kelime, bu şekilde saray halkına atıfta bulunur.

Antik Mısır’da hem insan hem de kutsal bir varlık olarak kabul edilen firavunların tanrının oğlu olduğuna inanılmıştır. Din, o dönemde günlük hayatın önemli parçalarından biridir, buna bağlı olarak firavunlar; tanrılar ve insanlar arasında bir aracı olarak görülmüştür. Tanrı vekili kabul edilen firavunlar hem halkın hem de dini kurumun başındakilerdi. Mısır topraklarının sahibi olan firavunların vergi toplama, yasa çıkarma, aynı zamanda; din adamı olmaları sebebiyle ayin yönetme yetkileri vardı. Halkın inancında firavun, dünyadaki düzenin muhafaza edilmesinden sorumlu olduğu gibi, dini hayatın en yetkili kişisi de olduğu için mabedlerde bütün ibadetler onlar adına yapılırdı. İdari, adli, askeri ve dini bütün yetkileri elinde tutan firavunlar, gerektiğinde yetkilerinin bir kısmını vezirlere bırakabilirdi.

Soyluluk firavunlar için; birçok toplumda alışık olduğumuz şekilde babadan değil, anneden geçmekteydi. Yani firavun olabilmek için anne tarafından “soylu” kanı taşımak gerekmekteydi. Bu sebeple soylu olmayan erkekler soylu kadınlarla evlenip tahta çıkabilmişlerdir.

Hem kral hem de tanrının vekili sayılan firavunlar için görev ve sorumluluklar kolay değildi. Toplumdaki inanışa göre güç ve meşruiyet yukarıdan aşağıya doğruydu, bunun anlamı; tapınakla devletin her özelliği ve Maat’ın teminatı, sınırsız güce sahip firavunda vücut bulurdu. (Tanrıça Maat; düzeni, yasayı, adaleti temsil eden ilkedir. Etik, sosyal ve politik düzenin temelidir. Bu yüzden Maat, Mısır Uygarlığının kuruluşundaki ana fikirdir.) Firavunların en temel görevi sınırları korumak, Nil Nehri’nin taşkınlarını idare etmek, tanrıları memnun etmek ce seçkinler zümresini yönetmekti.

İnanışa göre firavun öldüğünde babası Tanrı Ra’ya yükselir, güneş kayığında ona refakat ederdi. Tahta çıktıklarında yapımına başlanan krallık mezarı ise duruma göre muazzam boyutlara ulaşabiliyordu. Öldüklerinde cesetleri mumyalanan firavunlar, 70 gün yas tutulduktan sonra dirilince kullanması için mülkiyetinin bir kısmı ile birlikte bir lahite konuluyor ve mezar kapatılıyordu. Görev süreleri öldüklerinde sona eren firavunların hepsi ölene kadar tahtta kalmıştır. Bilinen en uzun süre hükümdarlık yapan firavun Pepi II. Neferkare’dir. Ayrıca, firavunlar uzun süre tahtta kalabilmek için otuz yılda bir “Gençleşme Festivali” adını verdikleri bir gören gerçekleştirir, bu törenin sihirli olduğuna inanırlardı.

Antik Mısır’da firavunların kutsal ve gizemli birçok ismi vardı, ancak en önemlisi firavunların tahta çıktıktan sonra kullandıklarıdır. Çünkü firavunun aldığı isim, izleyeceği politikanın habercisidir. Örneğin bir firavun, savaş tanrısı Montu’nun adını almışsa bu durum; askeri seferlerin artacağı anlamına gelmekteydi.

Piramitleriyle, tanrı krallarıyla, efsaneleşmiş hikayeleriyle hala konuşulan ve birçok konuda gizemini koruyan Antik Mısır, dünyanın gördüğü en köklü ve özgün kültürlerden biridir.

Kaynak : 1, 2, 3, 4

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here