Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
341

Antik Mısır uygarlığı günümüze kadar her konuda gizemini korumuş ve tarihin her aşamasında bizler için merak unsuru olmuştur. Coğrafyaları, yapıları, kurdukları düzenleri ile her daim tarihin ilgi çekici uygarlıklarından biri olmuşlardır.

Bugün hemen herkes Antik Mısırlıların, ölümden sonraki yaşama inandıkları için mumyalama gibi yöntemleri geliştirip, uyguladıklarını ve Tanrı inancını benimsediklerini biliyor. Antik Mısırlılara göre Tanrı; kendi kendine var olan, ebedi ve ezeli, her şeye gücü yeten ve evren üzerindeki tüm canlıları yaratmış olan bir varlıktır. Onun emirlerini ileten tinsel(ruhsal) varlıkları da o yaratmıştır.

Tarih öncesi dönemlerde en güçlü insan; en iyi savaşan ve silahları en etkili kullanabilen insan olarak görülüyordu. Bu insanlar öldüklerinde silahları da onlar ile beraber gömülürdü. Çünkü savaşçılık özelliklerinin diğer dünyada da devam edeceğine inanılırdı. En büyük baltaya sahip olan insan en güçlü insandı ve bu inanç zaman içerisinde gücün sembolü haline geldi.

İlgili resim
Mısır tanrıları ve baltaları

O dönemlerde kamp ateşi başında, ölen yiğit insanlar hakkında konuşulurdu. Epik bir dille hikayeler anlatılır ve kulaktan kulağa bir süre sonra abartılmış olarak bu kişilerin hayatları destanlaşırdı. İşte böylelikle yıllar sonra bu kahramanlar insan mertebesinden Tanrı mertebesine ulaştılar ve tanrılaştırıldılar. Balta ise güçlü insanın sembolü olmaktan çıkıp Tanrı’nın sembolü haline geldi.

Antik Mısır İnancındaki Tek Tanrı Ra

Antik Mısır’da Tanrı için kullanılan kelime Neter’dir. Henüz Mısır bilimciler arasında görüş birliği sağlanamamış olsa da “dayanıklılık”, “güç” anlamlarına gelmesi söz konusudur. Mısır Bilimci Rougé’a göre Tanrı fikrinin temelinde “yenilenme ve onarım” var idi. Bu nedenle Neter kelimesinin anlamı için benzer şekilde “kendi kendine var olma ve sonsuz bir şekilde yaşamı yenileme” ifadelerini de kullanabiliriz.

Mısır ve Doğu tarihi ve dili üzerine yoğun çalışmalar yapmış olan ünlü yazar William Budge’a göre ise Antik Mısır’daki diğer tüm Tanrılar, tek Tanrı olan Ra’dan türemiştir. Güneş’in Tanrısı Ra’nın; biçiminden, görüntüsünden ve özelliklerinden bir parça almış olan diğer tüm Tanrılar onun birer evresidir. Yine Budge’a göre Mısır toplumu ile ilk temasta bulunmuş topluluklar ve ardılları, sonrasında ise Batılı tarihçiler Mısır’daki Tanrı anlayışını yanlış yorumlamışlardır.

“Şükürler olsun o Ra’ya. Gücü yaratan, Ament’in alışkanlıklarının içine giren; bakın Temu’nun vücuduna.”

“Şükürler olsun o Ra’ya. Gücü yaratan, Anubis’in gizli yerlerine giren, bakın Khepera’nın vücuduna.”

Ra, kimi zaman başka Tanrılarla birleşse ya da başka bir Tanrının parçası haline gelse de o her zaman tek Tanrı olarak kabul ediliyordu. (monoteizm)

Mısırlıların yazdıklarına göre henüz yeryüzü ve gökyüzü yok iken koyu karanlık ile çevrili ilkel bir su (sıvı kaos) vardı. Daha sonra Dünya’da var olan varlıkların tohumlarını taşıyan bu suyun ruhu, yaratma arzusu ile zihnindeki dünyayı oluşturdu. Yaradılış bu şekilde gerçekleşmişti ve oluşan çekirdekten ya da yumurtadan Güneş Tanrısı Ra çıkmıştı. Erkekler ve kadınlar da Güneş Tanrısı Ra’nın bir formu olan tanrı Khepera’nın gözyaşlarından oluşmuştu.

Anlaşılacağı üzere Tanrı Ra; diğer tüm Tanrılara ve insanlara, gökyüzündeki ve yeryüzündeki tüm canlılara kaynak olan, temelinde yatan ve oluşumlarını sağlayan tek tanrı idi.

Antik Mısır’da Tanrı Olgusu

Antik Mısırlılar için Tanrı farklı anlamlara gelebiliyordu. Tarih öncesi zamanlarda her köyün, kasabanın birer Tanrısı vardı. Hatta varlıklı aileler bile kendilerine birer Tanrı tayin ediyorlardı. Aile Tanrıları, o ailenin varlığının devamını simgeliyordu. Çünkü aile var oldukça Tanrısı da var olacaktı. Benzer şekilde köy var oldukça Tanrısı da var olacaktı. Ancak eyalet ya da büyük şehirlerin Tanrısı köy ve aile Tanrılarından daha önemliydi ve bu Tanrılar onlar için tahsis edilmiş olan tapınaklarda heykeller tarafından temsil edilirlerdi. Bazen bir Tanrının özellikleri ötekine devredilir ya da iki Tanrı birleştirilerek tek bir Tanrı haline getirilirdi. Yerel bir Tanrı, savaş kazanarak daha önemli bir eyalet Tanrısı olabilirdi. Buna bağlı olarak da Tanrının konumu devamlı değişim içindeydi.

Bu Tanrıların yanında bir de ulusal Tanrılar vardı ki, aslında en önemlileri onlardır. Bunlar nehir, dağ, yeryüzü ve gökyüzü Tanrıları olmak üzere çok çeşitlidir. Bu Tanrılar neredeyse günümüzde bildiğimiz manadaki Tanrılardandır. Korkulması gereken, rızasının kazanılması için çaba sarf edilen ilahi Tanrılardır. Yani ibadet ettikleri ve saygı duydukları Tanrılar, sadece insanın kaderine müdahale edebilecek olanlardı.

Bilindiği üzere Mısır topraklarının en önemli kaynağı bölgeyi boydan boya kaplayan Nil Nehri’dir. Oldukça geniş bir araziye sahip olsalar da, yaşayan nüfus sadece Nil’in çevresinde toplanmıştır. O nedenle toprakların yalnızca %5’lik bir kısımda yaşam oluşmuştur. Suya olan ihtiyaç ve onun eksikliği etkisini elbette Tanrılar üzerinde de göstermiştir. Ra bir sıvıdan doğmuştur. Anlatıya göre Ra’nın tükürüklerinden ya da erkeklik organındaki sıvıdan ise Şu ve Tefnut meydana gelmiştir.

Yunan Mitolojisi’nde Bacchus ya da Dionysos’sun yerini tutan Mısır Tanrısı Osiris ise güç ve üstünlük bakımından en az Ra kadar- hatta bazı durumlarda Ra’dan bile daha fazla- önemli bir Tanrıdır. Anlatılara göre Mısır’a medeniyet getiren o’dur. Tanrı Osiris halkına tarımdan tapınak inşaatına kadar birçok meziyeti öğretmiştir.

Tanrı Osiris

İlk Mumyalama İşlemi

Osiris ülkesinde uyguladığı uygar reformları dünyaya yaymak istiyordu. Bu nedenle tahtını “uçurumun büyük balığı” olarak anılan karısı Tanrıça İsis’e bıraktı ve dünyayı fethe çıktı. Osiris’in yokluğundan faydalanmaya çalışan karanlıkların ve kötülüklerin Tanrısı Seth, onu tahtı bırakmasını fırsat bildi. Osiris’in defterini düzmek için planlar hazırlamaya başladı. Plana göre, Osiris’in ölçülerine göre bir sandık yaptırdı. Verdiği bir yemekte Osiris’i de çağırdı. Sandığa sığabilen kişiye, değerli taşlarla bezeli bu sandığı hediye olarak vereceğini duyurdu. Osiris’in ölçüleri elbette sandığa uymuştu ve Osiris sandıkta iken, Seth yardımcıları ile birlikte sandığı çivileyip lehimleyerek Nil Nehri’ne attı. Osiris’in içinde bulunduğu sandık bir şekilde Babil’de karaya vurmuştu. Karaya vuran sandık ise büyük bir ağaç gövdesinin içinde saklanıyordu. Babil Kralı Malkandros ise bu heybetli ve güzel ağaca hayran kalmıştı. Ağacı kestirerek sarayına sütun olarak yaptırmak istedi. Kesildikçe muazzam kokular saçan bu ağacın ünü bütün Mısır’da yayılmaya başladı. Olayı kavrayan Osiris’in karısı İsis ise bir süre sonra sandığı Babil Kralı’nın elinden almanın bir yolunu buldu. Ancak Seth’in sandığı farketmesi uzun sürmeyecekti. Seth, sandığı 13 parçaya bölerek tüm ülkeye rastgele dağıttı. Bu durumda İsis, Ra’dan Osiris’i yeniden canlandırmasını talep etmişti. Ra’nın talimatıyla Thot ile Anubis bu ceset parçalarını bantlar yardımı ile birleştirdiler. İşte ünlü mumyalama yöntemi böyle doğmuştu. Bu nedenle Osiris “Yeniden Diriliş Tanrısı” olarak da geçer.

Tüm parçaları birleştirilen Osiris yeniden hayata döndü ve bu olayın akabinde karısı İsis’le Horus adını verdikleri bir çocukları oldu. İsis, Seth’in gazabından korktuğu için oğlu Horus’u korumak istiyordu. Aynı Musa Peygamber’e yapılan gibi, Horus da annesi tarafından bir sepete koyularak Nil Nehri’ne atıldı. Yıllar sonra büyüyen Horus, babasının düşmanı Seth’den de intikamını alacaktı. Bu savaş sırasında Horus bir gözünü kaybetse de canlılar dünyasının Tanrısı olarak galip oldu.

Bu Osiris hikâyesi ile ilk kez gerçekleşmiş olan mumyalama tekniği öylesine etkili olmuştu ki Mısırlılar Hristiyanlığı kabul ettikten sonra bile ölülerini mumyalamaya devam ettiler ve uzun bir süre kendi tanrılarının özellikleri ile İsa Peygamber’in özelliklerini birleştirmeye çalıştılar. Çünkü Mısırlılara göre ölen kişi sonsuz yaşama ancak ve ancak mumyalanarak ulaşabilirdi.

Ölülerin Yargılanması ve Diriliş/Ölümsüzlük İnancı

Her gün yeniden doğan Güneş Tanrısı Ra ya da dirilişi simgeleyen Tanrı Osis’den hareketle insan için de ölümün var olmadığına, insanın bir şekilde sonsuz yaşamı devam ettirdiğine inanılırdı. Mısırlılar, Dünya üzerinde gördükleri her şeye bir anlam yüklemeye çalışmışlardır. Onlara göre, gökte parlayan yıldızlar da Tanrı mertebesine ulaşabilmiş ölülerdi.

Antik Mısır’da; yaşayan insanların eylemlerinin ilahi güçler tarafından izlendiği düşüncesi uygarlığın erken dönemlerinden beri vardı. Yargılama işleminin hemen öldükten sonra mı yoksa mumyalama işlemi gerçekleştikten sonra mı başladığı bilgisi mevcut değil ancak öldükten sonra mükafatlandırılan insan, Tanrı Osiris’in kutsal krallığında yaşardı. İnanca göre ise cezalandırılanlar da yer altı dünyasında acı çekerek yaşamlarına devam ederlerdi.

Antik Mısırlılar, mezarlarını çöller üzerine kurmuş ve de batıda kalacak şekilde yaptırmışlardır. Çünkü çöl ölümü simgelemektedir ve Güneş Tanrısı Ra, batıdan batmaktadır.

Mısırlılar bedenin ve ruhun ayrı varlıklar olduğunu düşünürlerdi. Ölüm anında çıkan ruh ise üç farklı varlığa bölünürdü. Bunlar; Ba, Ka ve Akh idi.

Ka, yukarı doğru açılmış iki kol ile simgelenir. İnsanın ikizi gibi nitelenen Ka, haliyle insan öldükten sonra da onunla beraber olacaktır.

Ba, insan başlı şahin ile gösterilir. Ba, hem ölümlü insanların hem de yaşayan insanların dünyasında gezebilmektedir. Bu nedenle iki dünya arasında habercilik yapar. Çünkü yine Mısır inancına göre kuşlar ölülerden haber getirebilir. Ba, ölülerin dünyasını gezdikten sonra vücuda dönmek için geldiğinde vücudu tanıyabilmesi için mumyalama işlemi titizlikle yapılırdı. Bu nedenle beden bozulmayacak şekilde mumyalanırdı ve mumyanın bulunduğu lahit de ölen kişinin fiziki özelliklerini yansıtırdı.

Son olarak İbis kuşu ile temsil edilen Akh da ölen kişinin evrenle bir olduğu ölümsüz kısımdır. Kişi öldükten sonra İbis kuşu serbest kalır.

Mumyalamanın amacı; bedenin çürümesini önlemek, korunmuş olan bedenin sonraki yaşama daha kolay ulaşabilmesi sağlamaktı. Eğer beden olmazsa ölümden sonraki yaşam da gerçekleşemeyebilirdi. Bunu önlemek amacıyla çoğu firavun, yıllar sonra bile anılabilmek, iz bırakabilmek için kendi heykellerini yaptırmışlardı.

İlgili resim
Ra, bir Tanrıdan daha fazlasıydı. İnsanlara sonsuz yaşamı veren o idi ve cennetin efendisi olarak anılırdı.

Son olarak da inanca göre Mısırlılar, Ra’nın kayığında gökyüzüne yolculuk yaparak milyonlarca yıl sürecek bir yaşama ulaşacaklarına da inanıyorlardı. Bu yolculuk ölümlü bir bedenle yapılamazdı. Ancak iyi bir şekilde mumyalanmış olan beden, Ra’nın kayığında yolculuk yapabilirdi. Mumyalamanın temel ve en önemli sebebi ise buydu. Yargılama sürecinden de başarılı bir şekilde geçenler, Tanrıların yaşadığı bölgeye girmeye hak kazanıyorlardı. Örneğin Ani Papirüsü’nde Ra, ölen kişiye şöyle söyler: “Sen gökyüzüne geleceksin, yıldızlı varlıkların arasına katılacaksın. Senin kayığında senin için(Tanrılar tarafından) övgüler düzülecek.”

Ölen kişi Ra’nın kayığında diğer Tanrılarla beraber yolculuk yapmakla kalmaz, bir süre sonra kutsanmış bir varlık olarak her bir uzvunu bir tanrıya dönüştürmeyi ve en sonunda kendisini Tanrı Ra’ya doğru evriltmeyi amaçlar. Bu konuyla alakalı Ölüler Kitabı’nın bir bölümünde ölen kişi şöyle söyler:

“Bedenimde, herhangi bir Tanrının uzuvlarından biri olmayan hiçbir uzuv yoktur. Tanrı Thoth benim bedenime kalkan olur ve ben günden güne Ra olurum.”

Sonuç itibariyle Mısır inancında gerçekleştirilen bütün o ritüeller; söylenen dualar, titizlikle yapılan mumyalama işlemleri, törenler ve yazılan metinler/muskalar kişiyi ölümsüz kılmayı ve Tanrıya dönüştürmeyi amaçlıyordu.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
341

1 YORUM

  1. Kitabın özetini güzel bir şekilde yapmışsınız. Kitapta çeviri hatası çok olduğu için konuyu kavramak zor oluyor. Siz daha güzel bir üslupla yazıp konuya açıklık getirmişsiniz. Teşekkür ederiz

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here