İnsanlık tarihi kimi zaman üretime, bilime ve gelişime gebe olmuş, kimi zaman ise bunların tam aksi şekilde bağnazlık, gericilik ve dayatmalara karşı boğuşmuştur. Bir zamanlar İskenderiye şehrinde yaşamış olan Hypatia, Hristiyanlık tarihinin yüz karası olarak anılan bir olay sonucu tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır.

hypatia hayatı ile ilgili görsel sonucu
İskenderiyeli Hypatia (370-415), yaşadığı döneme damgasını vurmuş filozof, matematikçi ve astronomdur. O, zamanının çok ötesinde araştırmalar ve çalışmalar yapmıştır. Ancak gerici düşünce engeliyle karşılaşarak hayatına acı bir şekilde son verilmiştir.

Hypatia’yı tanımadan önce onun gelişimine katkıda bulunan İskenderiye şehrini tanımamız gerek. Roma’nın bir eyaleti olan İskenderiye, M.Ö. 331 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuştur. İskenderiye, kuruluşundan itibaren oldukça hızlı bir büyüme kaydetmiş, kütüphaneleri ve müzeleri ile bilim merkezi haline gelmiştir. Hristiyanlık inancını yeni yeni benimseyen Roma İmparatorluğu, henüz dini yayma aşamasında değilken şehirdeki Yahudiler, Paganlar, Mısırlılar ve Hristiyanlar huzur içinde yaşıyorlardı.

alexandria city ancient world ile ilgili görsel sonucuİskenderiye M.Ö. 48’de Sezar tarafından kuşatıldığı sırada kütüphanesinin kazara yakılmasıyla bir süre gerileme dönemine girmişti. 364 yılına gelindiğinde ise I. Constantin, Roma’nın entrika ve oyunlarından sıkılmış ve geniş topraklara sahip imparatorluğu doğu ve batı olarak ayırmıştı. Böylelikle kurulan yeni devletin ilk imparatoru haline gelmişti. Yeni devlette de başkent olarak tayin edeceği yer Roma değil, Konstantinopolis olacaktı. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmış ve İskenderiye şehri, Doğu Roma’nın eyaleti haline gelmişti. Bu sırada İmparator I. Constantin Hristiyanlığı kabul ederek, ülkesinin topraklarında bu dinin yayılmasını sağladı. Daha sonra, 5. yüzyılda Paganlar ve Hristiyanlar arasında kavgalar başladı.

İskenderiye şehri, şehrin adıyla anılan kütüphanesiyle ünlüydü. İskenderiye Kütüphanesi, antik dünyanın en önemli kütüphanesiydi. Öyle ki; astronominin, matematiğin, fiziğin ve tıbbın ilk adımları burada atılmıştı. Büyük İskender’in ölümünden sonra Kumandan Logus’un savaş sevmeyen oğlu Ptolemaios tarafından kurulmuştu. Kurulduğu günden itibaren 300 yıl boyunca Dünya’nın en önemli arşivi olma unvanını korudu. Ünlü gök bilimci Carl Sagan, “Eğer zamanda geriye gidebilseydik, ilk geleceğim yer burası olurdu” diyor İskenderiye kütüphanesi için.

iskenderiye kütüphanesi ile ilgili görsel sonucuHypatia’nın babası filozof ve matematikçi Theon ise, İskenderiye Üniversitesi’nin öğretmeni ve yöneticisi idi. Kızını dogmalara bağlı kalmadan yetiştiren Theon; el sanatlarından matematiğe, şiirden felsefeye kadar her alanda onu yetkin bir hale getirdi. Aynı zamanda Hypatia’nın hitabet yeteneği de oldukça kuvvetliydi. Bilgin baba Theon, kızına bütün bilgileri, inançları ve düşünceleri sunmuş ve kızının seçim yapmasını, sorgulamasını ve düşünmesini istemişti.

“Bütün dogmatik dinler yanlışlarla doludur ve kendine saygısı olan bir kimse tarafından son gerçek olarak kabul edilmemelidir. Düşünme hakkını hep kullanmalısın, çünkü yanlış düşünmek hiç düşünmemekten yeğdir.” diyordu kızına Theon.

İşte yazımızın konusu olan İskenderiyeli Hypatia böyle bir ortamda yetişmişti.

İlk eğitimini babasından aldıktan sonra Atina’ya giden Hypatia, burada filozoflardan aldığı dersler yoluyla eğitimini kuvvetlendirdi. Eğitimi bittikten sonra memleketi İskenderiye’ye döndüğünde ise matematik ve felsefe dersleri vermeye başladı. Yazılanlara göre onun sınıfı çağın bilginleri ile dolup taşıyor ve herkes Hypatia’dan ders alabilmek için İskenderiye’ye geliyordu. Hypatia, Platon’un fikirlerini benimsemişti. İskenderiye bir eklektik (seçmeci) okuluydu ve Platoncu düşünce burada hakim unsurdu. Hypatia’nın öğrencileri arasında daha sonraları İskenderiye valisi olacak olan Orestes ve filozof Synesius da vardı.

Bu arada güzelliği ile de dikkat çeken Hypatia, ona gelen teklifleri “Ben gerçek ile evliyim.” diyerek reddediyordu.

Hypatia derslerinde sadece kuramları anlatmakla kalmıyor, kendi yorum ve çalışmalarını da öğrencilerine aktarıyordu. Bu süreçte birçok kitap da yazmıştı. Maalesef günümüze ulaşmamış olsa da onun çalışmaları kendisinden sonra gelecek olan Ptolomy (Batlamyos), Euclid (Öklid) ve diğer Yunan matematikçilere referans noktası olacaktı.

Hypatia babası ile birlikte Euclid’in Elementler kitabında birtakım düzeltmeler yapmıştır. “Apolloniusun Konileri Üzerine” isimli bir kitap daha yazmıştır ki bu konuya 17. yüzyılın sonuna kadar hiçbir bilim insanı değinmemiştir. Hypatia’dan sonra ilk defa bu konu üzerine Descartes, Fermat, Newton ve Leibniz çalışmalar yapmıştır. Hidrometre’nin bulunmasından sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesine kadar birçok bilimsel alanda çalışmalar yapmıştır. Aynı zamanda Hypatia, gökyüzünü o dönemin olanakları çerçevesinde gözlemlemiş, özellikle de kendini bu alana adamış, Dünya ve Güneş sistemi üzerine pek çok çalışmaya imza atmıştır. Muhtemelen, o dönem bilinmeyen ve uzun yıllar da sır olarak kalan ancak günümüzde artık herkesin bildiği, “Dünya dönerken biz neden dönmeyiz?” “Güneş mi Dünya’nın yoksa Dünya mı Güneş’in çevresinde döner?” gibi temel ve kritik sorulara cevaplar vermiştir.


Hypatia’nın dogmalardan sıyrılmış, sorgulayan tarzda bir eğitim aldığını söylemiştik. Kendisi öğretmenlik yaptığı süreçte de bu çizgisinden ayrılmamış ve öğrencilerini buna göre yetiştirmiştir. Ancak ders verirken, öğrencilerini inançlarına ve benimsedikleri felsefi düşünceye göre ayırmıyor, bunu çatışma unsuru olarak görmüyordu.

Hypatia, şehrin karışıklıklara maruz kaldığı bir döneme denk gelmişti. Tek tanrılı inançlara sahip olanlar ile putperest inançlara sahip olanlar arasında büyük bir anlaşmazlık vardı. İmparatorluk parlak bir dönemde değildi. Bilgiye ulaşmak da oldukça zor ve zahmetliydi.

iskenderiyeli kiril ile ilgili görsel sonucu
İskenderiyeli Kiril.

Hypatia, Yeni-Eflatuncular adlı düşünce okulunun düşüncelerini benimsemiş, bilgi açlığı bulunan bir dönemde yetişmiş nadir bilim insanlarından biriydi. Onun düşünceleri dogmatik Hristiyan inancı ile uyuşmuyordu. Kiliseye ve imparatora göre, yayılmaya çalışılan Hristiyanlık inancı bu yüzden sekteye uğruyordu. Bu nedenle de Hypatia, tıbbi ilimlerin merkezi Serapis Tapınağı ve İskenderiye Kütüphanesi Hristiyanlar için büyük bir sorun teşkil ediyordu. İskenderiye Patrikhanesi’nin patriği İskenderiyeli Kiril ise Hypatia’yı ve onun kendinden emin özelliklerini biliyor ve siyasi amaçlarını gerçekleştirebilmek adına, Hristiyan inancına ters düşen bu kadını kullanarak emellerini gerçekleştirmeye çalışıyordu. Hitabet yeteneği en az Hypatia kadar iyi olan Kiril, Hristiyan halkı galeyana getirebilecek bir güçteydi. Sofu bir Hristiyan olmasına rağmen, dünyevi zevklerinden ve isteklerinden arınmamıştı. Onun tek amacı imparatorun buyruklarına uyup dini yaymak değil, aynı zamanda siyasi güç elde etmekti. Hypatia’nın öğrencisi ve arkadaşı vali Orestes’i kendine rakip görüyor ve dine uygun görmediği saygın ve bilgili Hypatia’yı da cemaatine kötülüyordu. Bunların akabinde Parabolari denilen kiliseye bağlı orduların girişimiyle, İskenderiye şehrinde yaşayan Paganlar’a saldırılar başladı. Öfkeden gözü dönmüş Hristiyan halk önce Orestes’e saldırdı. Orestes bağnaz rahiplerin ve halkın elinden bir şekilde kurtulmuştu ancak Hypatia maalesef o kadar şanslı değildi. Öncelikle kütüphane, onca çalışma ve Hypatia’nın deneyleri yağma edilip yakıldı. Ardından Hypatia saçlarından sürüklenerek kiliseye götürüldü. Derisi soyularak, öfkeli halk içerisinde yakıldı. “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır” diyerek Hypatia’yı dinsiz ve şeytan ilan eden Kiril, bu olaydan sonra halk tarafından şehri dinsizlerden temizlemesi nedeniyle aziz ilan edildi.

death of hypatia ile ilgili görsel sonucu

Hypatia ve onun dramı elbette unutulmadı ve bugünlere kadar geldi. İskenderiye Kütüphanesi, yılların bilgi birikimi ve Platoncu düşünce okulu onunla beraber yok olsa da; onun ünü, bilim ve felsefe alanına olan katkıları daima hatırlandı.

Ünlü filozof Voltaire, Hypatia’nın ölümünü, “Bağnazlığın masum bir kurbanı; öldürülmesi ise Yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışın bir simgesi.” olarak tanımlıyordu.

Rönesans döneminin ressam ve mimarı Raffaello Sanzio, Atina Okulu isimli tablosunda Hypatia’yı da resmetmişti. Hypatia’nın ölümünün üzerinden yaklaşık 1000 yıl geçmiş olmasına rağmen, o dönemde kilise Raphael’in Hypatia’yı resmetmesini engellemeye çalışmıştı.

İdealleri ve düşünceleri uğruna böylesine acımasızca katledilen Antik Dünya’nın büyük bilim insanı Hypatia’nın hikayesi 2009 yılında, Agora isimli filmle beyaz perdeye uyarlandı.

Sadece çağının değil, günümüzün bile entelektüel seviyesini aşan bir kadın Hypatia. Eğer katledilmeseydi, İskenderiye Kütüphanesi ve onun kıymetli çalışmaları yok edilmeseydi, günümüzde pozitif bilimler ve felsefe belki de çok daha farklı bir yerde olurdu.