Her yaşa masal anlatan, her eseriyle farklı dünyalara sürükleyen Ursula Kroeber Le Guin; fantastik ve bilim kurgu romanları, çocuk kitapları, kısa öyküleriyle ikonik olan Amerikalı yazardır. 21 Ekim 1929’da, Kaliforniya eyaletinin Berkeley şehrinde doğmuştur. Annesi Theodora; yazar, babası Alfred ise; antropolog olan Le Guin entelektüel bir çevrede büyümüştür.

Yirmili yaşlarının başında fantastik öyküler yazmaya başlayan Le Guin’in Edebiyat Dünyası tarafından tanınması, Hugo ve Nebula ödüllerini kazandıran Karanlığın Son Eli romanı ile olur. Farklı temaları ve akımları eserlerinde barındıran Le Guin, 1974’te yayımlanan, gelmiş geçmiş en önemli bilim kurgu romanlarından olan Mülksüzler’de (The Dispossessed) okuyucusunu kapitalizm ve sosyalizm hakimiyetindeki iki farklı gezegene gönderiyor. Bu gezegenlerin bir ütopya olmadığını ama yine de içinde bulunduğumuz dönemden daha yaşanılabilir bir yer olduğunu söyler. Eserde işlenen ana temalar otoriteye karşı durmak ve beraberlik ilkesini temel almak sayılabilir Bugün 85 yaşına basan Le Guin’in Mülksüzlerinden alıntılar sizlerle:

“Zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur.”

“Duvar ne işe yarar? Bir yeri diğerinden ayırmaya mı? Sen o taraftasın, ben bu tarafta. Duvar çok büyükse ve ben diğer tarafa rahatça geçemiyorsam, beni sınırlamak için yapılmıştır, bulunduğum yerde kalmam istendiği için. Bir kapı ve bir görevli varsa kapıdan kimlerin geçtiğini birileri bilmek istiyordur. Duvar sınırdır.”

“Bütün duvarlar gibi iki anlamlı ikiyüzlüydü. Neyin içeride neyin dışarıda olduğu duvarın hangi tarafından baktığınıza bağlıydı.”

“Düşüncenin doğasında iletilmek vardır, yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir, ışığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.”

“Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.”

“Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır, ama tek bir karanlık vardır!”

“Hiç kimse cezayı kazanmaz, ödülü de. Aklınızı kazanmak, hak etmek gibi fikirlerden arındırın, ancak o zaman düşünebileceksiniz.”

“Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar… Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın-ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu, ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.”

“Yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmayı ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.”

“Kıyıya vurmadıkları sürece balıklar suyun farkında değildirler.”

“Düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.”

“Benim kadar ileri gitmek istemeyen hiç kimsenin beni gitmekten alıkoymaya hakkı yoktur.”

“Birbirine zarar vermekle güç kazanılamaz. Yalnızca zayıflık kazanılabilir.”

“Yaşamdan korkuyorum. Herhangi bir mutluluk çok basit geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum. Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun içinden geçebilse, aşabilse… Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. Eğer içinden geçebilirsen. Eğer sonuna kadar dayanabilirsen.”