24. Gezici Festivali kapsamında sinemaseverlerle buluşan Di Navbere De – Arada filmi, yönetmeninin de katılımıyla Ankara’daki gösterimini geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdi. 25. Uluslararası Adana Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümüne seçilen film, oldukça ses getireceğe benziyor.

Filmlerinde ailesi ve arkadaşlarından oluşan kolektif bir ekiple çalışan yönetmen, profesyonel bir kadroyla çalışmamayı özellikle tercih ediyor. Bu şekilde daha rahat çalıştığını ve özgün tarzını daha iyi yansıttığını düşünen yönetmen, sürekli düşük bütçeli film çekmesi yönündeki eleştirileri de problem olarak görmüyor. Filmlerini izleyince de bu amatör ruhun yönetmenin tarzını yansıttığını hissediyorsunuz.

Filmin ana karakteri Osman, iki işi aynı anda yapamamaktadır. Mesela araba sürerken konuşamaz ya da yazı yazarken telefona cevap veremez. Aynı zamanda Osman, Kürtçe konuşulmasını anlar ama konuşamaz, Türkçe konuşulmasını anlamaz ama konuşabilir durumdadır. Başlarda izleyiciye komik gelen bu durum, zamanla drama dönüşür. Çünkü Osman, insanlarla, özellikle kadınlarla olan sosyal ilişkilerinde bu sorunlardan ötürü zorluklar yaşar. Kendisine, iki dil arasındaki bu sorununun günlük hayatta iki işi aynı anda yapamamasına yol açtığı yönünde bir teşhis konulur ve yardım almayı kabul eder.

Osman’ın asıl sorununun, ana dilinin oturmamasından kaynaklandığı ortaya çıkar. Çünkü Osman anadili tam oturmadığı için ikinci dili de öğrenememiştir ve arada sıkışıp kalmıştır. Burada sorun şudur: Osman’ın ana dili, üzerinde yaşadığı topraklarda resmi dil olarak kabul edilen Türkçe midir, yoksa ailesiyle, arkadaşlarıyla ve çevresiyle anlaşabildiği Kürtçe midir?

İnsan ana dilinde düşünür ve genelde düşüncelerini bu dil üzerinden iletir. Peki iki ana dil arasında kalan Osman hangi dilde düşünüyordur? Düşüncelerini yeterli şekilde aktaramayan Osman, dil problemi ve bu problemin neden olduğu diğer sorunlar nedeniyle insanlarla kurduğu ilişkilerde zorluk yaşamaktadır. Bu vesileyle Çınar, ana dilin insanın sosyal karakterinin oluşumunda büyük bir etkiye sahip olduğunu seyirciye göstermiş oluyor.

Osman’ın trajikomik durumu, aslında herkesin yaşadığı kendini ifade etme zorluğuna dikkat çekiyor. Aynı dilde konuşan insanlar bile duygularını anlatmakta zorlanırken, farklı dillerde bu durumun daha da zor olduğunu gösteriyor.

Filmin dili yer yer Türkçe, yer yer Kürtçe olduğu için, alt yazı olmasa bile Türkçe bilen de Kürtçe bilen de filmin bir kısmını mutlaka anlayabilir. Yönetmen, izleyicilere durumun zorluğunu daha iyi aktarabilmek için, bir sahnede karakterler konuşurken seslerini tamamen kısmış. Bu şekilde tüm izleyicilere karşı tarafı anlayamamak nasıl oluyor çok iyi hissettiriliyor. Yönetmen burada, konuştuğumuz insanı anlayamamamızın, karşımızda sessizce oturmasından bir farkı kalmayacağını vurguluyor.

Farklı kimlikler üzerine oluşturulmuş politikanın sonuçlarına dikkat çekmeye çalışan yönetmen “hiç Kürt’e benzemiyorsun” kalıbının üzerinden gitmiş. Milletlerin birbirlerine karşı oluşturduğu ön yargıların, iki tarafın da milliyetçi kesimlerinin yönlendirmesiyle kaynaklandığını vermek istiyor. Yönetmen, siyasilerin vermiş olduğu kararlar doğrultusunda insan yaşamlarının ve ilişkilerinin ne derece etkilendiğini bu filmiyle izleyiciye aktarıyor. Yine politik nedenlerden ötürü sadece tek bir milletin değil, diğer milletlerin de çeşitli faktörler çerçevesinde arada kalmalarının zorluğunu işliyor.

Çoğu izleyici tarafından Kürt propagandası olarak algılanan film, aslında bir insanlık sorununa değiniyor. Çünkü bu durumu yaşayan, sadece Türkiye’de değil, dünyada da oldukça fazla insan var. Dil sorununun sadece Kürt’leri değil, tüm toplumu etkileyen bir sorun olduğuna değinen yönetmen Çınar, bu filmiyle yerelden çıkıp evrensele ulaşmayı başarıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here