İsmi kulağa oldukça yeni gelebilir fakat 1914’ten bu yana sinema sektöründe kullanılan bir teknikten bahsediyoruz. Rotoskop kısaca, gerçekçi bir görüntü yakalamak amacıyla karakterlerin her hareketinin kare kare çizilmesiyle ortaya çıkan bir teknik. Max Fleischer adlı film yapımcısı tarafından ilk kez kullanılan bu teknik, teknoloji ve sinema dünyası birleştirerek görsel sanat anlayışımıza bir yenisini ekledi.

Rotoskop tekniği, sayısal verileri kullanarak canlandırılmakta olan karakterleri farklı bir ortam ve arka planda ekrana yansıtıyor ve kare kare aldığı görüntü slaytlarını sanal ortamda birleştirerek sunuyor. Animasyonun öncüsü olarak nitelendirebileceğimiz Fleischer Betty Boop, Popeye, Gulliver’in Seyahatleri gibi unutulmayan animasyon serilerine imza atarak bu canlandırma tekniğini ölümsüzleştirdi. Tekniğin geçmişine bakacak olursak icadından sonra 1917 yılında yine Max Fleischer tarafından pantenti alındı ve cihaz “rotoskop” adını aldı. Böylelikle günümüzde başarılı bir çok yapımın da kullandığı, sıradanlıktan uzak ve sadece görsellerine bakarak bile dikkatleri üzerine toplayabilecek gelenekselden uzak duran yapımlara öncülük eden tekniklerden biri oldu.

Teknik ilk kez üç bölümlük bir animasyon olan “Out Of The Inkwell”de kullanıldı. Animasyonun çıkış hikayesi ise oldukça eğlenceli. Fikrini erkek kardeşleri Dave, Joe Lou ve Charlie ile paylaşan Fleishcer cihazı test etmek için bir kaç çekime ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. İlk deneme için bir apartmanın çatısını seçen kardeşler, anneleri tarafından dikilen palyaço kostümleriyle birer dakikalık görüntülerden oluşan çekimler yaptılar. Çekim sonrası ortaya çıkan görüntüleri rotoskop cihazında bir araya getirdikten sonra her bir kareyi cam bir panelden yansıtarak hareketli görüntüler elde etmeye çalıştılar. Devamında elde etmeleri gereken tek seferde çekilen fotoğraflar ve cihazdaki mercek yardımıyla her görüntünün bir film karesine denk getirilmesi işlemiydi. Cihazdaki projektörü kullanarak bu işlemi de tamamladılar ve çatıdaki palyoça karşımıza “Out Of The Inkwell”deki Koko olarak çıktı.

Devamın ikon haline gelen Betty Boop ve Popeye ile 1930’larda adından söz ettirmeye devam eden kardeşler, 40’lara gelindiğinde karşımıza “Superman” ile çıktı.

1930’larda Walt Disney’in de dikkatini çekmeye başlayan Fleischer ve kardeşi Dave, şuan dünyada rakip göstermekte zorlandığımız bu şirket ile adeta yarışa girdi. Disney ve Fleischer ses, renk ve görüntü kategorilerinde birbirlerini zorluyor, hatta ötesine geçmeye çalışıyordu. Sonuç olarak 1980’lerden günümüze Walt Disney’in de kullanmaya başladığı bu teknik ile klasikleşen yapımlara imza atıldı. 1939’da piyasaya sürülen “Gulliver’s Travels”, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’den sonra ABD’de üretilen ikinci uzun metrajlı film animasyonu ünvanına sahip oldu.

Sinemada olduğu kadar müzik sektöründe de kullanılmaya başlayan rotoskop tekniği, ilk örneklerini 1968’de “Yellow Submarine” adlı parçasıyla Beatles’da verdi. 1985’de ise A-Ha “Take On Me” adlı parçasının klibini bu teknikle çekti. Animatör olan Ralph Bakshi tarafından ise “Wizards”(1977), “Lord Of The Rings”(1978), “American Pop”(1981), “Fire and Ice”(1983), “Cool World”(1992) yapımları tekniğin kullanıldığı örneklerin başında geldi.

“Cool World” (1992)

Daha yakın dönemlere geldiğimizde Richard Linklater kendisinin yazıp yönettiği 2001 yapımı “Waking Life” ile karşımızdaydı. Sundance Film Festivali‘nde gösterilen yapım gerçeklik, rüya, nihilizm, varoluşçuluk gibi felsefi konuları anlattı ve bizi Sofi’nin Dünyası‘na biraz daha yaklaştırdı. Kim olduğumuzun kararını sadece kendimizin verebileceği ve rüyaların birer yazgı niteliğinde olduğunu rotoskop tekniğiyle anlatan yapımı, unstable görüntü tarzında olduğu için, anksiyete, epilepsi, panik atak hastalarının izlemeden önce bir kez daha düşünmelerini söylemekte yarar var.

“Waking Life”(2001)

Yine Richard Linklater’a ait 2006 yapımı “A Scanner Darkly” ise bir başka rotoskop örneği. Philip K. Dick’in aynı adlı kitabından uyarlanan filmde uyuşturucu çetesini çökertmeye çalışan gizli bir polisin hikayesi ele alındı. Atıflarla dolu diyaloglar ve zihni zorlayan kurgusuyla bir devlet-sistem eleştirisini yansıtan yapımda tanıdık bir yüz de vardı; Keanu Reeves.

“A Scanner Darkly”(2006)

Ayrıca “Star Wars” üçlemesinde ışın kılıçlarının efekti için kullanılan teknik git gide animasyon adı altında anılmaktan sıyrıldı. Hatta Alfred Hitchcock‘un 1963 yapımı “The Birds” adlı filminde kullanılarak korku-gerilim klasiklerinden birinde de yerini aldı.

“The Birds”(1963)

2015’de ise “Cobain:Montage of Heck” ile Brett Morgen, belgesel tadında bir yapımla karşımızdaydı. Kurt Cobain‘in ses kayıtları ve ailesiyle yapılan röportajlar doğrultusunda çekilen belgeselin yapımcılığını kızı Frances Bean Cobain‘in üstlendi. Oldukça trajik ve etkileyici sahneleri olan yapımı Cobain hayranlarının mutlaka seyretmesi gerek.

“Cobain:Montage Of Heck”(2015)

Son olarak Amazon Prime‘dan çok konuşulan dizi “Undone”, rotoskop tekniğini zirveye ulaştırarak gerek kurgusu gerek oyunculuğuyla akıllara kazıdı. Yayınlandığı 13 Eylül tarihinden itibaren büyük ilgi gören dizi şimdilik 8 bölümlük ilk sezonunu tamamladı. Zamanda yolculuğu mistisizm ve bilim doğrultusunda, varoluşunu sorgulayan bir karakter üzerinden anlatan yapım hem metafizik hem kuantumla izleyiciyi bütünleştirdi.

“Undone”(2019)

Kaynak: 1, 2

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here