Bir bulmaca oyununa ne kadar üzülebilirsiniz? İşte ben, bu oyunda gözlerimin dolmasına engel olamadım. Duygusal biriyim, bunu reddedemem ama biliyorsunuz ki son zamanlarda birçok indie oyun; atmosferi, hikayesinin dolgunluğu ve müzikleriyle çoğu kişide bu duygu yoğunluğunu zaten yaşatmayı başarabiliyor. The Gardens Between, Steam’de hem uygun, hem güzel bir oyun ararken diplerde kaybolduğum bir anda hemen imdadıma yetişti. Grafikleri, arkadan gelen hafif müzik beni oldukça rahatlattı. Yoğun bir günden sonra evime döndüğümde elimde çayım, dışarıda küçük küçük atıştıran kar -klasik bir Ankara günü- ile birlikte zamanı ileri geri alıp bu bulmaca oyununda kendimi kaybettim.

Oyunumuz Arina ve Frendt adındaki iki küçük arkadaşı ele alıyor. Yan komşular ve evlerinin arasına küçük bir ağaç evi inşa etmişler. Birlikte büyüyorlar ve hayatı anlamlandırmaya çalışıyorlar. Tek sığınaklarının orası olduğu ilk gördüğümüz kareden belli. Çevredeki gürültüden, büyük binalardan ve sık sık geçen metrodan kurtulmak için kendi dünyalarına sığınarak kaçıyorlar. Birden o küçük ağaç evin hayallerle anılarını harmanladıkları gizemli bir adaya dönüştürdüklerini fark ediyoruz. Arina ve Frendt’in bu dünyasına kayıtsız kalamıyor ve bu gizemli adayı keşfe çıkıyoruz. Ada, yaşadıkları güzel anıların eşyaları ile dolu. Onlar adayı keşfederken bir anılarını küçük parçalardan fark etmeye başlıyoruz. Küçük kızımızın elinde bir fener var ve ona ışık doldurup tepeye götürmesi gerek. Arina ve Frendt birlikte hareket ediyorlar çünkü karakterleri değil, zamanı ileri veya geriye alıp bu fenerdeki ışığı korumaya çalışıyoruz. Her bulmacayı bitirdiğimizde yani her adadaki yolculuğumuz son bulduğunda bir yıldız –veya enerji bulutu- oluşuyor. İki ya da üç bölümü bitirdiğinizde bir anı geliyor karşımıza. Çevremizde gördüğümüz her küçük eşya bir anlam kazanıyor bu anılarla birlikte. Anılar biriktikçe bu güzel arkadaşlığın yanına biz de katılıyoruz, onlardan biri oluyoruz. 

Anılar ilerliyor, bağlılığımız artıyor. Tıpkı iki arkadaşın birbiriyle geçirdiği güzel anlarla aralarında oluşturduğu özel bağlar gibi bu oyunla ve karakterlerimizle bağlılığımız artıyor, yani bu oyunun içinde barındırdığı konuyu biz oyunla yaşıyoruz. Zaman ilerliyor ve oyunun başında birbirlerine neden öyle hüzünlü baktıklarını anlıyoruz. Tabii yine çevredeki o küçük eşyaların oluşturduğu anılar sayesinde. Kötü bir anı olması neticede her zaman o anının  karakterlerin kalbinde olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

Oyunun arada kafa karıştırması, bazen zorlaması sizi yormuyor; kendinizi kaptırmış bulmacaları çözerken anın tadını çıkarıyorsunuz. Zorlanmam tabii kişisel bir durum ama bazen bir bulmacada takılıp kalmanız çok olası. Düşünmek ve iyi karar vermek önemli. Ama yukarıda bahsettiğim gibi rahat hissettiren bir oyun olduğundan oyunda arada sıkışıp kalmaları çabucak çözeceksiniz. Yaklaşık 4 saat süren, keyifli ve ucuz bir oyun istiyorsanız bu oyun tam size göre. Playstation, Steam, Nintendo Switch gibi ortamlarda bulabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here