1928’de Pittsburgh’da Andy Warhol olarak dünyaya geldi. Çekoslovakyalı göçmen bir ailenin üçüncü çocuğuydu. 8 yaşındayken Chorea ya da St. Vitus Dansı adıyla bilinen bir sinir sistemi hastalığı geçirdi. Hastalık sebebiyle uzun bir süre evden çıkamayan Andy’nin sanata ve popüler kültüre ilgisi de bu dönemde başladı. Film yıldızlarının fotoğraflarını biriktirdi, annesinden resim çizmeyi öğrendi ve ilk kamerasına sahip oldu.

Andy 14 yaşındayken ölen babasının vasiyeti, bıraktığı paranın çocuklarının eğitimi için kullanılmasıydı. Bu vasiyetin üzerine 16 yaşındayken Carnegie Teknoloji Enstitüsü’nde görsel tasarım eğitimi almaya başladı. 1949 yılında, mezun olduktan hemen sonra New York’a taşındı ve illüstratör olarak çalışmaya başladı. İlk çalışması Glamour dergisinde yayınlanan Başarı New York’ta bir İştir adlı yazı içindi.

Bu dönemlerde soyismini Warhol olarak kısalttı, bu isimle tanınmaya başladı ve illüstrasyonları için birkaç ödüle layık görüldü. Sanatına gittikçe daha çok yoğunlaşan Warhol, 1952’de ilk kişisel sergisinde Truman Capote’nin Yazıları Üzerine 15 Çizim’ini sergiledi. 1960’ta annesinin yanından ayrıldı ve tek başına yaşamaya başladı. Sanatının en verimli dönemlerine giren Warhol, çalışmalarında reklam ve çizgi romanlardan yararlanmaya başladı. Bu çalışmaları Pop-Art’ın ilk örnekleri arasındadır.

Eserlerini oluşturmak için duvara astığı kanvas üzerine projektör yardımıyla yansıttığı resimleri direkt fırça yardımıyla boyuyordu. İlerleyen zamanlardaysa önce yansımayı kalemle çizip daha sonra içini boyamaya başladı. Kullandığı bu yöntem eserlerine kendi artistik katkısını azalttı. 1962’de bu yöntemle oluşturduğu ikonik eseri Campbell’ın Çorba Konserveleri‘ni sergiledi.

Serigrafi denilen baskı yöntemini kullanmaya başladığında kendi artistik katkısı daha da azalırken, seri üretim etkisini artırarak aynı resmi defalarca göstermesi kolaylaşmıştı. 1964’te Fabrika olarak adlandırdığı stüdyosunu kiraladı ve asistanlarıyla birlikte burada çalışmaya başladı. Artık asistanları sayesinde seri üretim resimlerini daha kolay yapabiliyordu.

1963’te film denemelerine başladı ve 2 yıl sonra bir Paris gezisi dönüşünde artık resim yapmayı bıraktığını ve sadece filme odaklanacağını açıkladı. Bu niyetini tam olarak gerçekleştiremese de uzunlukları 1 dakikadan 24 saate kadar değişen birçok film çekti. Filmlerinde Warholstars olarak adlandırdığı arkadaşları rol aldı. Aynı zamanda 1965’te tanıştığı ve menajerliğini üstlendiği Velvet Underground’la birlikte Kaçınılmaz Patlayan Plastik adlı bir projeye imza attı.

1970lerde çevresinden uzaklaşmaya karar verdi ve çalışmalarında daha çok Polaroid fotoğraflara yöneldi. Eski eserlerinin cazibe ve ticariliğini taşımayan bu eserleri sebebiyle, eleştirmenlerce sanatının düşüşte olduğu düşünüldü fakat Warhol için finansal başarı önemli bir hedefti ve bu hedefine de ulaşıyordu. 1980lerde resim yapmaya tekrar döndü, bu dönem eserlerinin soyut sanatı andırdığı söylenebilir. Bu dönemde Jean-Michel Basquiat ve Francesco Clemente ile yaptığı çalışmalarla adını tekrar duyurmaya başladı. Jackson Pollock’un çalışmalarını andıran Oxidation Painting serisini kanvas üzerine işeyerek yaptı ve dikkatleri tekrar üzerine topladı.

Yaşamının son yıllarında dini konulara yönelen Warhol, 22 Şubat 1987’de safra kesesi ameliyatından sonra gelişen komplikasyonlar sebebiyle öldü.

2006 yılında gösterime giren Edie (Factory Girl) adlı film, bir yandan Andy Warhol’un Fabrika’sında olan bitenleri gösterirken bir yandan da Warhol, Edie Sedgwick ve Bob Dylan arasındaki aşk üçgenini de gözler önüne seriyor.

“Ölünce mezar taşımın boş bırakılmasını isterim. İsimsiz ve kitabesiz. Aslında mezar taşımın üstünde “hayal ürünü” yazmasını isterim.” diyen Warhol’un bu isteği gerçekleşmese de Figment projesiyle bu isteğe bir saygı duruşu yapılıyor. Bu linkte Andy Warhol’un mezarını 24 saat izleyebilirsiniz.