Andrey Zvyagintsev‘in 2003 yılında çektiği ilk filmi Vozvrashchenie (The Return), Rus sinemasına yeni bir soluk getiren yönetmenin, sonradan ortaya koyacağı Elena (2011), Leviathan (2014) ve Loveless (2017) gibi değerli yapımların da habercisi niteliğinde olan bir başyapıt. Adından sık sık usta yönetmen Andrey Tarkovski‘nin varisi olarak bahsedilen Zvyagintsev, The Return ile Avrupa Film Ödülü’nü kazanırken “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Rusya’nın Oscar adayı oldu. Ayrıca, Venedik Film Festivali’nde de “Yılın En İyi Filmi” seçilerek Altın Aslan’la birlikte toplam beş ödül aldı. Sinema camiasında bir Rus yapım olarak yıllar sonra ilk kez bu denli ses getiren filmin baş rollerinde ise oyunculuklarıyla parmak ısırtan iki küçük aktör vardı: Ivan Dobronravov (Ivan) ve daha The Return vizyona girmeden, eğlenmek için girdiği -filmin giriş sahnelerinde de yer alan- gölde, trajik bir ölümle 16 yaşında hayata veda eden Vladimir Garin (Andrey).

Yönetmenin, filmin geneline hakim olan belirsizliklerin yarattığı gerilim ağıyla ince ince ördüğü The Return, nerede olduğu bilinmeyen bir babanın (Konstantin Lavronenko), 12 yıl sonra geri gelerek oğulları Andrey ve Ivan’la çıktığı bir yolculuğun hikâyesini anlatıyor. Tamamen farklı dünyalarda yaşayan iki kardeşten büyük olan Andrey, babasının gelişini büyük bir heyecan ve mutlulukla karşılarken küçük Ivan, babası olduğunu iddia eden bu yabancıyı gördüğü ilk dakikadan itibaren büyük bir sorgulama ve başkaldırı sürecine giriyor.

Bu noktada biraz Zvyagintsev sineması ve karakter çözümlemeleriyle ilgili teorilere yakından bakmakta fayda var. “Filmlerimde dini referansların olduğu doğru, ama bunların yanı sıra kültürel referanslar da var. İnsanların gündelik yaşantılarını anlatmaya çalışıyorum. İçinde yaşadığım toplumun farklı katmanlarını kullanmadan film yapmayı düşünemiyorum.” Yönetmenin verdiği bu demeçle sinemasında dini ve kültürel ağırlıklı göndermeleri kullandığını kabul ettiğini görüyoruz. The Return filmindeki baba-oğul ilişkisinin de bu iki düzlem çerçevesinde, aile içi büyüme kurgusunun yanı sıra “Tanrı ve kullar” olarak ele alındığı düşünülüyor. Filmin bitiminde kendisi hakkında çok fazla cevapsız soru kalan baba, aslında sadece domine eden, öğreten ve cezalandıran otoriter bir figür olarak resmediliyor. Bu otoriterinin altındaki Andrey ve Ivan ise iki farklı tavrı, yani itaat ve isyanı temsil ediyor. Film bu doğrultuda ilerlerken, Andrey’in soğukkanlı yeni bir otoriteye dönüşümü ya da Ivan’ın isyanının altındaki saf sevgi ihtiyacı gibi kilit detayların ortaya çıkışı, Zvyagintsev’in nasıl çarpıcı bir karakter gelişim süreci yönettiğini de kanıtlıyor.

Daha önce söylediğimiz gibi Tarkovski tarzı bir şiirsel dili olan yönetmenin, görsellik algısı üzerine konuşmak gerekirse benim için filmin en etkileyici yanını da bu kısım oluşturuyor. Gri, mavi ve yeşillerin hakim olduğu puslu renk paleti ve poz poz fotoğraf karesine benzer görüntü yönetimiyle The Return’e hayran olmamak elde değil. Öyle ki, öncesinde ve sonrasında ne olduğunu asla bilemeyeceğimiz bu hikâyenin rastgele durdurduğunuz bir sahnesini bile dakikalarca izleyebilirsiniz. Bu anlamda The Return, Zvyagintsev’in sessiz karelerine hüzün, acı ve gerilimi büyük ustalıkla işlediği bir fotoğraf albümü gibi karşımızda duruyor.

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here