Alman sineması her daim karşımıza izlenmeye değer filmler çıkarmıştır. Derinden işleyen anlayışı ile birlikte başarısını çıkarmış olduğu yetenekli yönetmenlerle de kanıtlıyor. Dışa vurumcu bir anlatımı olan Alman sineması, sanatçıların iç dünyasını yansıtmayı amaçlamıştır. Bu nedenle filmlerde ağrılıklı olarak karakterin iç dünyasını yansıtan sembolik anlatılar dikkat çeker. Sizler için Alman sinemasında izlenmesi gereken 5 filmi derledik. Tabii ki koyamadığımız filmler de olacaktır. Sizler de bu filmleri yorumda belirterek diğer sinema sevenlere katkıda bulunabilirsiniz.

5. V for Vendetta

Yönetmen: James McTeigue

Geleceğin İngiltere’sinde geçen filmde, terör olaylarında büyük kayıplar verdikten sonra kurtuluşu baskıcı bir yönetimde bulan İngiliz halkının uyanış öyküsü anlatılmaktadır. Film, V‘nin Evey‘i kurtarması ile açılır. V, Sadece kapalı devre TV yayını yapılan İngiltere’de yayıncı kuruluşu basar ve bir sonraki sene 5 Kasım’da her şeyin değişeceğini söyler ve onun gibi düşünen herkesin sonraki sene 5 Kasım’da Parlamento Binası’nın önünde toplanmasını ister.

Filmde, bir yandan bir sene içinde halkın uyanışına, yönetimin gerildikçe baskıyı arttırmasına, özgürlük için gerekli temellerin atılmasına, dedektif Finch‘in V’nin ve despot rejimin sırlarını araştırmasına, diktatörlüğün doğuşu ve gelişmesine tanık olurken; diğer yandan Evey‘in V‘yi ve kendini tanıması, yönetimin kişisel yaşama saldırısı, özgürlüklerin korkulara kurban edilmesi anlatılmaktadır.

Film boyunca V maskesini sadece bir kez, ağlamak için çıkarır, bu sahnede de yüzü değil maske görünmüştür. Bu sahnede sürekli gülümseyen maske altında acı çeken ve ağlayan devrimci ve aşık karakter yattığı ironisi çok güzel vurgulanmıştır. Filmde V’nin yüzü hiç görülmez.

4. Die Welle

Yönetmen : Dennis Gansel

Almanya’da bir okulda öğretmen olan Rainer Wenger, bir hafta süren proje haftasında “Anarşi” dersine girmek istemesine rağmen, kendisine “Otokrasi” verilir. Derste, günümüz Almanya’sında otokrasi yönetiminin Hitler ardından bir daha söz konusu dahi olmayacağını düşünen öğrencileriyle farklı bir ders işleyip derse olan ilgilerini arttırmak için onlara farklı bir tecrübe yaşatmayı amaçlayan öğretmen, onları sosyal bir gruba dönüştürmeye başlar. Kendisini lider ilan eden Wenger, önce birey olarak değil, grup olarak hareket etmeyi öğretir. Bunu haddinden fazla benimseyen öğrenciler, bir gruba ait olmanın sevinciyle farklı bir oluşuma dönüşmeye başlarlar: herkesin beyaz gömlek giymesi, grubun bir logosunun olması, hatta bir çeşit selamlaşmanın bile bulunmasıyla Dalga üyeleri arasındaki tüm farklar neredeyse yok olur. Öğrencilerin lider vasfıyla seslendikleri Herr Wenger, deneyinin ulaştığı noktanın zarar vermeye başladığını ilk başta karısının onu terk etmesiyle fark eder. Öğrencilerin Dalga hareketiyle ile ilgili yorumlarını okuduğunda, genç ergenlerin olaya kendilerini ne kadar kaptırdığını anlar ve geç olmadan yarattığı hareketi bitirmeye karar verse de, bu o kadar da kolay değildir.

3. The Pianist

Yönetmen : Roman Polanski

Ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman‘ın hayatını anlattığı aynı isimli kitaptan uyarlanan film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altında olan Polonya’da yaşamanın zorluğunu anlatılır ve karakter özgür hareket etmekten yoksun bir dönemde olmasına rağmen esir kampına gitmekten kurtulur. Hayatta kalma mücadelesi içinde olan piyanist, bir şekilde bazı umutlar kazanmayı ve hayatına devam etmeyi başarır. Filmin müziklerinin çoğu Chopin’in nocturnelerinden oluşur. İlk beş dakikasında Nocturne in C Sharp Minor duyulur.

En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında Oscar ödülleri alan film, başarılarıyla ne kadar iyi bir film olduğunu da kanıtlıyor.

2. Soul Kitchen

Yönetmen : Fatih Akın 

Filmde, restoranında sunduğu özensiz ve ucuz yemeklerden para kazanamadığı için başı derde girdiği bir dönemde, sevgilisiyle de hem duygusal hem fiziki olarak arası açılan Zinos’un, yetenekli bir aşçıyı işe alarak nasıl yeni bir müşteri kitlesine kavuştuğu, son derece esprili bir dille anlatılıyor. Filmde işlenen ana tema, gelenekselle yeniliğin ezelî zıtlaşması. Yenilik eğer iyi yönetilirse, başarılı oluyor. Yönetmenliğini Türk asıllı Alman yönetmen ve senarist Fatih Akın‘ın yaptığı film, Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünün de sahibi olmuştur.

1. Fight Club

Yönetmen : David Fincher

Fight ClubChuck Palahniuk tarafından yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen kült filmdir. 1999 yapımı olan film, David Fincher tarafından yönetilmiştir ve başrollerde Brad PittEdward Norton ve Helena Bonham Carter rol almıştır.

Oregon Üniversitesi’nde yüksek lisansını yapan Chuck Palahniuk‘un uzak olmayan bir gelecekte geçen ve kafası karışık genç bir erkeği konu alan romanından yola çıkılarak çekilen Fight Club‘da filmi anlatan, ünlü bir otomobil firmasında iyi bir işe sahiptir. Tekdüze yaşamı kronik uykusuzluk sorunuyla çekilmez bir hale gelmiştir. Ailesi ve yakın bir arkadaşı olmayan anlatıcı, doktorunun tavsiyesi üzerine kanserli hastaların terapi grubuna katılır. Bu toplantılar esnasında Marla ile tanışır, o da genç adam gibi hasta olmadığı halde grubun toplantılarına katılmaktadır. Anlatıcının ve Marla‘nın çabaları, tüketici kültürünün anlamsızlığına karşı bir duruştur adeta, kariyer sahibi ama yalnız insanların bir tepkisi. Anlatıcının jenerasyonu ölü bir jenerasyondur. Bir yolculuk sonrası evinin yanmış olduğunu gördüğünde arayabileceği tek kişinin yolculuk sırasında tanıştığı sabun satıcısı Tyler olması da adeta bunun bir kanıtıdır. İçilen birkaç biranın ardından park yerinde Tyler, kahramanımızı kendine vurması için kışkırtacaktır.

Aralarında başlayan bu kavga, anlatıcının hayatını değiştirecektir. Bir süre sonra Anlatıcı, Tyler’ın yanına taşınır. Tyler’ın liderliğinde bir dövüş kulübünün kuruluşuyla bu kulüpte sayıları elliyi aşmamak kaydıyla genç erkekler birbirleriyle dövüşmeye başlayacaklardır. Kısa sürede popüler hale gelen kulüp ve Tyler, hızlı bir şekilde bu ölü jenerasyonun mesihi haline gelir. Durum gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştır. Tyler ve anlatıcının olaylara verdikleri tepkiler paralellik kazanmaya başlar. Kurdukları kulüp ise kapital dünyada kendini önemsiz ve dışlanmış hissedenler için bir buluşma noktası olma özelliğini edinir, gün geçtikçe üye sayısı ve derinliği artar. Anlatıcı, bu olaylar olurken Tyler’ın kendisine bilerek bilgi vermediği bir Kıyamet Projesi’nden haberdar olur ve Tyler’ın onu yalnız bırakması ile şok geçirir. Onu bulabilmek için birçok dünya şehrine gider ve gittiği her şehirde kulübün ne kadar geliştiğini ve o şehirlere de yayıldığını görür. Artık kontrol edilemeyen bu ilerleyişe son vermek isteyen anlatıcı, harekete geçer ve Kıyamet Projesi’ni polise anlatır. Kıyamet Projesi büyük bankaların merkezlerinin havaya uçurularak bütün hesapların silinmesi ve insanların borçsuz olarak yeni bir hayata başlamasını esas alır.

Kaynak: 1, 2, 3, 4, 5

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here