Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

1950 yılının soğuk Aralık ayında takvimler yılın son gününü gösterirken sıcak evlerin köşe başında herkes radyolarına üşüşmüştü. Radyonun cızırtılı sesine rağmen, biraz sonra çıkacak olan sanatçı heyecanla bekleniyordu. Sonra bir ses duyuldu o zamanın büyülü kutusundan.

“Sayın Seyirciler;

Sanatkârımız ani olarak rahatsızlandığından size onun yerine yepyeni bir sanatkâr takdim ediyorum. Zeki Müren.”

diyen sunucu farkında olmadan geleceğin en parlak sanatçılarından birini takdim etmişti.

İşte böyle başlayan hikâye, düşen bir yaprakla sonu gelmeyen koca bir çınarın, Zeki Müren’in hikâyesi.

Zeki Müren, 6 Aralık 1931’de Bursa’da açar gözlerini dünyaya. Ailesinin tek çocuğu olmasından dolayı yalnız bir çocukluk geçirmiş olsa da, hayal dünyası onu hiç terk etmez. Hatta bir belgeselde karton mukavvalardan yuvarlaklar keserek üstüne renkli kâğıtlar yapıştırdığını ve o renkli kâğıtlara da “Okuyan Zeki Müren” yazdığını anlatır. Müziğe olan ilgisi ortaokul yıllarında keşfedilince böylelikle heyecanı da perçinlenir.

18 yaşına geldiğinde ise “Zehretme Hayatı Bana Cananım” parçasını besteleyip radyoya gönderir. Her zaman radyonun başında olan Zeki Müren, şarkısının söyleneceği günü merakla bekler. Ve bir gün, o dönemin ünlü sanatçılarından Suzan Güven’in parçasını yorumladığını fark eder. O an yaşadıklarını ise şöyle anlatır;

“Adeta gökyüzünde uçuyorum gibiydi. Hele radyoda okunduğu gün, Kapalıçarşı’da şöyle bir dolaştım.”

Bu güzel icranın ardından Suzan Güven onu okulunda ziyaret ederek İstanbul Radyosu’nun yapacağı sınava çağırır. Katıldığı bu yarışmada 186 aday arasından birinci seçilir ve o büyülü Aralık akşamına gelindiğinde Refik Fersan tarafından acilen radyoya çağrılan genç Zeki Müren, büyük bir heyecanla okur repertuvarındaki parçaları.

Bu gecenin ardından gelense koca bir sevgi seli olur. Radyoya o gece telefonlar yağar ve Hamiyet Yüceses kendisini arayarak tebrik eder. Bu başarılı gece sonrasında, Şükrü Tunar bestesi olan “Bir Muhabbet Kuşu” parçasını plağa okur ve bu sayede radyo yayınlarını dinleyemeyen insanlara ulaşır.

Lisenin ardından Güzel Sanatlar Akademisi’nde Dekoratif Sanatlar Bölümü’nü kazanır ve akademiye başlar. Bu yıllarda Müzeyyen Senar sayesinde birçok sanatçı ile tanışma ve çalışma imkânı bulur. Kariyerinin ilk zamanlarında Müzeyyen Senar’ın bu yadsınamayacak katkısı hayatının dönüm noktası olur.

1954 yılı gelip çattığında, kendi bestesi olan “Beklenen Şarkı” ile aynı adı taşıyan filmde Cahide Sonku ile birlikte kamera karşısına geçer ve film gişe rekorları kırar. 1955 yılında ise “Manolyam” adlı şarkısını seslendiren sanatçı, bu şarkı ile ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nün sahibi olur. Kendi deyimiyle çocukluğunda mukavvalardan kestiği karton plakları artık altın plaklara dönüşmüştür.

“Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam.”

1954 İzmir Fuarı’nda ilk kez sahneye çıkan Zeki Müren, 26 Mayıs 1955’te Küçükçiftlik Park’da seslendirir şarkılarını. Artık öyle bir döneme gelinmiştir ki; Zeki Müren’in yer aldığı filmler kapalı gişe oynamaya, plakları rekorlar kırmaya başlar.

“Veda Busesi”, güftesi ve bestesi kendisine ait olan “Şimdi Uzaklardasın” ve daha nice güzel parça ardı ardına gelir. 1960 yılında ise birbirinden değerli sanatçılara ev sahipliği yapacak olan Maksim Gazinosu açılır ve ilk assolisti elbette Zeki Müren olur. Burada yıldızı daha da parlayan sanatçı, artık sektördeki egemenliğinin de etkisiyle sahnesinde değişikliklere gitmeye başlar.

Onun için önemli olan hayranlarıyla, dostlarıyla daha yakın ve mütevazı bir iletişim kurmaktır. Bunun için türlü yöntemler geliştirir. Arka masalara daha iyi erişebilmek için T podyum yapısını kurdurur. Onunla sahneye çıkan saz ekibine tek tip kıyafetler giydirilir. Renkli ark ışıklarının sahneye yansıtılmasını da bilhassa kendisi ister. Yurt dışında gittiği konserlerde fark ettiği eko sistemini döndüğünde kendi sahnesine de taşır. Artık sahnesinde kendine özgü ögeler barındıran sanatçı, Türk toplumunda kendi yerini sağlamlaştırır.

Bu yeniliklere bir yenisini daha eklemeyi planlayan Zeki Müren, 1963 yılında yaptığı Amerika ziyaretinde Libarece’yi sahnesinde izleme imkânı bulur. Onun kostümlerinden etkilenerek, döndüğünde yakaları işlenmiş ceketler, modern desenler ile süslenmiş pullu ve payetli kostümler tasarlamaya başlar. Bunların arasında pelerinler, kısa şortlar dahi vardır. Kıyafetler o kadar özgündür ki; Müren, her birine özel bir isim verir. Hatta kostüm isimleri artık afişlerde yer almaya başlar.

Ardından “Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun”, “İşte Benim Zeki Müren” parçaları ve dahası gelir. 1965 yılında müzik dışındaki diğer ilgi alanlarına yönelerek desen ve resim sergileri açmaya başlar. “Bıldırcın Yağmuru” adlı ilk ve tek şiir kitabı yayımlanır. Bundan bir yıl sonra da Ajda Pekkan ile “İki Yabancı” adlı parçanın düetinde buluşur ve şarkı hayranları tarafından çok beğenilir. Bu başarılarının ardından 1976 yılında Royal Albert Hall’da sahne alarak burada konser veren ilk Türk sanatçı olur.

Hız kesmeden devam eden sanat hayatı gün geçtikçe yenilenir. 80’li yıllar geldiğinde, içinde bulunduğu toplumun eğilimlerini göz önünde bulundurarak, arabesk kültürüne cevaben bu tarzda şarkılar söylemeye başlar. “Kalbime Borçlusun”, Türkiye’de o zamana kadar seslendirilmiş en uzun şarkı olan “Kahır Mektubu” ve ardından gelen, müziği Selami Şahin’e ait olan “Eskimeyen Dost” parçası herkesin ilgisini çeker. Genç yaşlı herkes dört bir yandan onun şarkılarını mırıldanır. Bu başarının ardından Selami Şahin ile yapılan 4 albüm daha gelir.

“Gitme Sana Muhtacım” ve “Gündüzüm Seninle Gecem Seninle” parçalarıyla sahneleri kasıp kavuran sanatçı, artık bu yoğun temponun getirdiği yorgunluğun etkisi ile dinlenmeye ihtiyaç duyar. 1983 yılında sağlık kontrolü için gittiği Amerika’dan döndüğünde doktorlar artık sahneye çıkmasını yasaklamışlardır. Buradan döndükten sonra Bodrum’a yerleşerek ömrünün geriye kalanını burada geçirir. Bodrum halkı ile o kadar özdeşleşir ki; “Bodrum’un Paşası” olarak anılmaya başlar. Burada olduğu yıllarda Bodrum Kalesi’nde senede bir kere verdiği konserler, yılın olayına dönüşür.

Onu sahnede izleme şerefine nail olanlar onun naifliğinden, asaletinden söz etmeden geçemez. Yürek titreten sesi ve halkına, müziğe, sanata olan sonsuz sevgisi, insanlarla arasında kopması güç bir bağ kurulmasını sağlamıştır. Her ne kadar güçlü bağlar kurmuş olsa da halkıyla, Bodrum’da geçirdiği son zamanlarında inzivaya çekilmiş gibidir. Çoğu insanla görüşmez, kameralar karşısına çıkmaz. Ancak takvimler 1996 yılını gösterdiğinde, Savaş Ay’ın sunduğu A Takımı programında canlı yayına bağlanır. İyi olduğundan, halkını ve müziğini ne kadar özlediğinden bahseder.

Yine aynı yıl kendi hayatının anlatılacağı “Batmayan Güneş Zeki Müren” belgeselinin çekimleri için TRT Stüdyoları’na davet edilir. Zeki Müren, Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy’un da kendisine eşlik etmesini isteyerek teklifi kabul eder. Çekimler için geldiği stüdyolarda kendisine, kariyerinin başlarında önünde şarkılar söylediği mikrofonu hediye edilir. Bu anlardan sonra yanındakilerle kulise geçen Zeki Müren, kalp krizi geçirerek burada hayatını kaybeder.

Ölümünün ardından tüm hayranları derin bir yasa boğulur. Artık hayranları onunla sadece şarkılarda buluşacak olmanın ince sızısıyla son yolculuğuna uğurlarlar onu.

Ölümünden 20 yıl sonra belgesel yönetmeni Beyza Boyacıoğlu’nun yapımını üstlendiği “Zeki Müren Hattı Projesi” hayata geçer. Hatta bağlandığınızda onun zarif sesi; “Alo, buyurun efenim.” diyerek size yönelir.  Zeki Müren Hattı’na açık kaldığı süre zarfında yüzlerce insan bağlanır ve söylemek istediklerini dile getirirler.

Bu hat sayesinde ona ulaşan yüzlerce insan da gösteriyor ki; Zeki Müren sadece bir devrin değil, tüm zamanların sanatçısıdır. Ruhu her yere sirayet etmiş bu adama; bir köşe başında, deniz kenarında ya da bir aşk acısında rastlamamak ne mümkün.

Kaynak: 1, 2,

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here