Alev Almış Bir Genç Kızın Portesi (Portrait of a Lady On Fire), devrim öncesi 18. Yüzyıl Fransa’sında geçen bir aşk hikâyesini konu alıyor. Cannes Film Festivali’nde adından çokça duyuran ve Altın Küre Ödülleri’nde de “Yabancı Dilde En İyi Film” ödülüne aday gösterilen yapım, Celine Sciamma’ya, Cannes film festivalinde “En İyi Senaryo” ödülünü getirdi. Filmin başrollerinde ise Adéle Haenel ve Noémie Merlant yer alıyor. Filmin hikâyesi kısaca şöyle; genç bir kadın ressam olan Marianne, aristokrat bir ailenin evlendirilmesi planlanan kızı Heloise’in, taliplisine verilmek üzere çizilecek portresini yapmakla görevlendirilir. Ne var ki evlendirilmek istemeyen genç kız poz vermeyi reddettiğinden, Marianne ona bir refakatçi kılığında yakınlaşıp gizlice portresini çizmek zorundadır. Bunun için bir sandalla adaya varan Marianne, bir süre sonra kendisini, portreyi çizmeyi imkânsız hâle getiren tutkulu bir aşkın içinde bulur.

Film, her şeyden önce feminist bir başkaldırı, kadın bir yönetmen olan Celine Sciamma’nın elinden çıkan bir 18. Yüzyıl yansıması. İlk ve son sekanslar dışında filmde hiçbir erkek karakter yer almıyor. Fakat erkek egemen toplum, erkekler fiilen var olsalar da olmasalar da etkisini gösteriyor. Filmin her saniyesinde, karakterlerin mutluluğunun önüne geçen bir erkek silüetin varlığını hissediyoruz. Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, göreceli olarak özgür bir ortamda hissedilen baskıyı illüzyonlara geçit vermeden aktarmayı çok iyi başarıyor.

Film alabildiğine duygusal, hem naif hem tutkulu, hem cüretkâr hem ürkek, hem samimi hem de Fransız resmiyetinin bütün diyaloglara işlediği, her yönüyle tezatlıkların oluşturduğu mükemmel bir bütün. Bu kargaşa, seyirciyi de duygusal bir karmaşaya itiyor. Fakat film bittiğinde oluşturduğu bütünlük, adeta bir portre bittiğinde hissedilen tatmin duygusu gibi… Marianne’in, Heloise’e söylediği gibi; “bir zaman sonra durman gerekiyor.” Filmin seyirci üzerinde yaptığı etki, ressamın eserini yaratmayı bitirirken yaşadığı tereddüt, yarattığı, doğurduğu eserden ayrılmak zorunda olduğunu bilişi kadar hassas. Karakterler seyirciye tanıtılmıyor, yalnızca sunuluyor ve önemsediğimiz, iyiliklerini istediğimiz o insanlar hakkında aslında pek az şey biliyoruz. Filmdeki kadınlar, adeta 18. Yüzyıl tablolarından fırlamış gibi, Hollywood’un güzellik kalıplarına uymayan fakat kendi güzelliklerini yaratan, çekici karakterler olarak tasarlanmış. Oyuncu seçimleri o kadar iyi ki günümüzde sokakta yürüyor olsalar yadırganmayacak fakat dönemin insanını, 18. Yüzyılın sanatsal yönünü yansıtmayı çok iyi başaran karakterler yaratılmış.

Sciamma’nın senaryoya yer yer yedirdiği metaforlar, filmin felsefi ve sanatsal bir bütünlüğe ulaşması bakımından önem taşıyor. Hitchock’un, Rebecca ve Vertigo filmlerine yer yer yapılan göndermeler, tablodaki kadının göğsünün, kalbinin olduğu yerden alev alması, Orpheus mitinin kullanımı gibi birçok ince detay, Marianne’in bakış açısından olayı anlamamıza, karakterlere daha yakından bakmamıza yardımcı oluyor. Geniş kamera açıları ve 8K kamera kullanımı ile renklerin mümkün olan en canlı biçiminde sunulduğu ve görsel açıdan donanımlı bir kompozisyonun oluşturulduğu,  bu yönüyle ironik olarak bir sanat eseri havası veren, kadını kutsayan (yine ironik olarak anne rolünde değil), 18. Yüzyılın aristokratik havasını ve erkek egemen toplumun baskıcılığını keskin biçimde işleyen fakat filmin asıl güçlü noktası olmak üzere belki de yılın en iyi aşk hikâyesini anlatan Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, 21. Yüzyılın en başarılı yapımlarından biri.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here