Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

İngiliz edebiyat tarihinin en etkileyici yazarlarından olan Aldous Huxley, kaleme aldığı eserleriyle yirminci yüzyılın unutulmaz değerleri arasına girdi. Genellikle eleştirel bir üslubu kullanarak toplumu doğrudan etkilemeyi isteyen bir yazardı. Muazzam bir toplum gözlemcisi olan Huxley, ailesinden gelen entelektüel kişiliği ve sivri zekasının bir sonucu olarak ele aldığı Brave New World (1932) eseriyle kendi başyapıtını yarattı. Dilimize Cesur Yeni Dünya olarak çevrilen bu romanın adı, Barış Özcan’ın da şu kısa videosunda dile getirdiği gibi aslında “Güzel Yeni Dünya” anlamını taşıyor. Huxley’nin bu başyapıtı ise bir distopya: 26. Yüzyıl Londra’sında geçen roman, gelişen teknolojiyle birlikte insanlığın sağlık ve barış içinde yaşadığı bir insanlığı ele alıyor. Uzaktan bakıldığında mükemmel olarak nitelendirilebilecek bu düzen, aslında bireyciliğin de yok olmasıyla birlikte aile, kültür ve sanat gibi değerlerin de var olmadığı hazcı bir yapı. Huxley ise bu eserden 26 yıl sonra, esasen Özgürlüğün Düşmanları ismiyle kaleme aldığı Brave New World Revisited denemesinde oldukça kritik eleştiriler yapıyor.

İngiliz yazar, Brave New World Revisited yayımlandıktan sonra 1958 yılında verdiği şu videodaki röportaj ile birlikte aslında gelecek için birçok olası gerçeği öngören çıkarımlarda bulunuyor. Huxley, “Özgürlük Düşmanları” olarak nitelendirdiği bir kesimin, bizi gerçek hayatta bir Cesur Yeni Dünya düzenine sürüklediğini dile getiriyor. Bu senaryonun gerçek olma ihtimalini ise yine başka bir distopya ile karşılaştırarak ifade ediyor: Distopya kelimesini duyduğumuzda aklımıza ilk gelen roman olan George Orwell’in 1984 (1949) isimli kitabının hangi zaman diliminde yazıldığının önemine dikkat çekiyor. Bu harika distopyanın merkezinde, Stalin ve Hitler dönemleri gibi diktatöryel rejimlerin çağında kaleme alındığı için şiddetin olduğunun altı çiziliyor. Huxley, o romandan daha önce kaleme aldığı kendi eserinde ise öngördüğü distopik düzenin kaynağının yönetilenin iradesi olduğunu belirtiyor: Ona göre, yaratılan rejim tam anlamıyla güçlü olmak istiyorsa, yönetilen kitlenin tam desteği ve isteği sayesinde bu gerçekleşebilir; şiddetle değil.

Huxley’nin düzenindeki rejim, yönetimin halkı uyuşturucu ilaçlar ve bazı propaganda teknikleri sayesinde kontrol ettiği bir düzene sahip. Bu sayede de insanlar, aslında kendi hür iradeleriyle kendi özgürlüklerini kısıtlayıp neyin esas olduğunu unutuyorlar. Hatta yazar, “Öyle ki, insanlar köleliği sever hale gelecek.” diyor. Onun bizi 60 yıl önce uyardığı gibi aslında biz de özgürlüğe düşmanlaşan bir gidişat içinde gibi gözüküyoruz: Şuradaki haberde ele alındığı gibi, Özgür Yürü Vakfı‘nın (Walk Free Foundation) Küresel Kölelik Endeksi raporuna göre, dünya üzerinde 40 milyon modern köle bulunuyor. “Modern kölelik” kavramı, kimilerine göre insanlığın en ciddi sorunlarından biri, kimilerine göre ise sadece bir illüzyon. Ancak bir gerçek var ki insanlık, ister stereotip ister basmakalıp ya da klişe deyin, kısaca tekdüzeleştirilmiş bir hale evriliyor.

Aldous Huxley, bu konuda fazla liberal bir düşünceye sahip: Yazar, bireysel değerleri vurgulamak önemli olduğundan eğitimin de çok değerli olduğundan bahsediyor. Ayrıca, her insanın genetik olarak DNA’sının -çok ufak bir yüzdeyle de olsa- farklı olduğunu ifade ediyor. Bu nedenle de bireyci özgürlüğün fikri de bu temele dayanıyor. Hatta yönetim sisteminde de bu sebeple bir Adem-i Merkeziyetçilik taraftarı olduğunu belirtiyor. Ona göre, “En iyi yönetim, en az yönetimdir.” An itibariyle dünya üzerinde bu sistemi kısmen de uygulayan birçok devlet var. Ancak, özellikle ülkemizde, anayasamızın 123. Maddesinde de belirtildiği üzere “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.” şeklinde bir merkezi yönetim sistemi hakim. Hukuk devleti ilkelerince sağlıklı bir biçimde uygulandığı (daha doğrusu uygulanabildiği) takdirde de ülkemiz özelinde esas olan bu.

Huxley’nin bireyciliğin kökenleri doğrultusunda bizleri uyardığı esas husus ise özümüzü kaybetmememiz. Gelişen teknolojiyle birlikte insanlıktan yavaş yavaş çıkarak kendi özgürlüğümüzü fark etmeden de olsa kaybedeceğimiz bir yola girmememiz gerekli. Gerek özel hayatımızdaki gündelik kararlarımızda gerek de siyasi toplumlardaki seçimlerimizde özgürlüğümüze düşman olmamalıyız!

Kaynak: 12.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here