Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8045

Japon Sinema ile başlayıp Dünya Sineması’nın en önemli isimlerinden olan Akira Kurosawa hakkında önceki yazımızda bahsetmiş, kendisi hakkında genel bir bilgi edinmiştik. Sinema tarihine damga vuran yönetmenin başarılı olmasının arkasında elbette ki sinemaya yaklaşımı vardır. Akira Kurosawa’yı daha iyi tanımak ve eşsiz eserlerini yorumlamak için ilk olarak O’nun sinema anlayışını bilmemiz gerekir şüphesiz ki.

Bu yazımızda Akira Kurosawa’nın kendi ağzından duyduğumuz, okullarda ders olarak okutulması gereken sinemaya bakışını ve kendi sinematografik tarzına değiniyoruz.

Akira Kurosawa (1910-1998)

Kökün Yeşerip Bir Ağaç Olmasını “Senaryo“, Çiçeklenip Meyve Vermesini İse “Yönetmen” Sağlar

Bana bir prodüktör ya da bir film şirketi tarafından dikte edilen hiçbir filmi yönetmedim. Benim filmlerim, belirli zamanlarda, belirli yerlerde kendi düşüncelerimden filizlenir. Bence bütün filmlerin kökünde bir şeyi içgüdüsel olarak açıklama isteği vardır. Bu kökün yeşerip bir ağaç olmasını senaryo, çiçeklenip meyve vermesini ise yönetmen sağlar.

Bir yönetmen; oyuncuların yönlendirilmesi, kamera, seslendirme, dekor, müzik, montaj ve dublaj aşamalarının tamamından sorumludur. Bunlar ayrı ayrı uzmanlık alanları olarak görünse bile bağımsız değillerdir. Sonunda bütün bu fonksiyonlar yönetmenin elinde toplanır. 

Büyük Senaryoları Okuyup, Büyük Yönetmenlerin Teorilerine Kulak Vermelisiniz 

Bir senaryo yazmaya başladığımda filmimin yapısını düşünmem. Japonya’da genellikle sahneler bölüm bölüm çekiliyor. Önce birini sonra ötekini çekerler. Bense birinci sahneyi yazarım, kendimi düş gücüne bırakıveririm. Sahne büyür ve gelişir. 

İyi bir senaryo yazabilmek için büyük yazarların roman ve oyunlarını okumak gerekir. Bunların neden büyük olduklarını düşünmeniz senaryo yazmanızda yararlı olacaktır. Okurken duygularınız yoğunlaştığında durup, bunun nedenini düşünmelisiniz. İsim yapmış filmleri izlemek de yararlı olacaktır. Büyük senaryoları okuyup, büyük yönetmenlerin teorilerine kulak vermelisiniz.

Amacınız Bir Film Yönetmeni Olmaksa, Önce Senaryo Konusunda Bir Uzman Olmalısınız

İyi bir yönetmen, iyi bir senaryoyla başyapıtlar üretebilir. Aynı senaryo ile vasat bir yönetmen ancak sıradan bir film yapabilir. Fakat kötü bir senaryo ile, çok iyi bir yönetmen bile iyi bir film yapamaz. İyi bir senaryonun yapısı değişik tempolarda üç veya dört bölüm gerektiren senfonilere benzer. 

Boş bir bellekle hiçbir şey yapmak olası değildir. Bunun için çok genç yaştan itibaren okuduğum kitaplarla ilgili notlar aldığım defterlerim var. Her kitap için kendi düşüncelerimi ve hangi bölümlerin beni neden etkilediklerini yazarım. Bu defterlerden yığınla birikmiştir. Yeni bir senaryo yazacağım zaman onları gözden geçiririm. Bir yerlerde mutlaka bir başlangıç yapacak bir düşünceye rastlarım. Hatta bazen tek satırlık diyaloglar için bile bu defterlerden yararlanırım.

En iyi senaryolar, açıklama bölümü en az olan senaryolardır. Senaryo yazarken zaten kendisini anlatan bölümlere açıklamalar eklemek, düşünebileceğiniz en tehlikeli tuzaktır. Herhangi bir noktada bir karakterin psikolojik durumunu açıklamak çok kolaydır ama bir sorunu açıklamalarla değil de ince nüanslar ve diyaloglarla örmeye çalışmak güçtür. Ancak güç olması, olanaksız olduğunu göstermez.

Kamera Adım Adım Oyuncuyu Takip Etmeli

Birçokları oyuncuların hareketini zoom ile takip etmeyi yeğler. Bu konudaki en doğal yaklaşım, oyuncu hareket ederken kamerayı da aynı hızla oyuncu ile birlikte hareket ettirmek olmalıdır. Oysa çoğu zaman oyuncu hareket ederken kamera bekler ve sonra zoom ile oyuncuya yaklaşır. Bunun büyük bir hata olduğunu söyleyebilirim. Kamera adım adım oyuncuyu takip etmeli ve oyuncu durunca kendisi de durmalıdır. Bu kuralın uygulanmadığı zamanlarda izleyiciler, kameranın farkına varacaktır. 

Ben çoğu zaman bir sahnenin çekiminde birden fazla kamera kullanırım. Bu alışkanlığım “Seven Samurai” (Yedi Samuray) filminin çekimi sırasında başlamıştı.  Çünkü eşkıyaların bardaktan boşalırcasına bir yağmur altında köye saldırdıkları sırada, sahnede neler olacağını anlamak olası değildir. Geleneksel yöntemlere göre tek kamera ile kare kare çekmeye kalksaydım, aynı hareketin tekrar olup olmayacağını garanti edemezdim.

Çok Hüzünlü Bir Sahneye Neşeli Bir Şarkı Eklenirse, Hüzün Olağanüstü Bir Güç Kazanır 

Bana göre film, her şeyden önce görüntülerin ve sesin sentezidir. Benim için en heyecanlandırıcı olan, gerçekten ürperdiğim an; sesi eklediğim andır. Şüphesiz sesi geçirmeden önce sahnenin şu ya da bu sesle meydana getireceği etkiyi tartar, tasarlarım. Ama sesin bütün tahminlerimi aştığı, bir sahnenin etkisini iki katına çıkardığı da olur. İşte o anda ürperirim, çünkü beni özellikle ilgilendiren müzik değil, somut ve gerçek seslerdir. Örneğin; çok hüzünlü bir sahneye neşeli bir şarkı eklenirse, hüzün olağanüstü bir güç kazanır. 

Bir film yönetmeye başladığım andan itibaren, filmin sadece müziğini değil, ses efektlerini de düşünmeye başlarım. Çekimlere başlamadan nerede, nasıl bir müzik ya da ses efekti istediğimi planlarım. “Seven Samurai” ve “Yojimbo” gibi filmlerimde her karakter için ya da karakter grubu için ayrı müzikler denemiştim.

Hayaka Fumio, benim filmlerimde müzik yönetmeni ve besteci olarak çalışmaya başladıktan sonra bendeki müzik yaklaşımı hayli değişti. O güne kadar müziği sadece bir aksesuar olarak düşünürdüm. Örneğin, acıklı sahnelerde hüzünlü bir şeyler çalmak gibi. Ne yazık ki yönetmenlerin müziğe yaklaşımları çoğunlukla böyledir. Fakat bu, hiçbir zaman yeterli bir yaklaşım değildir. Drunken Angel filmimden itibaren müziği daha etkili şekilde kullanmaya karar verdim.

Bütün Çabalarınıza Karşın Çekim İlginç Olmamışsa Fazla Üzülmeye Gerek Yoktur 

İyi bir montaj yapabilmenin en önemli koşulu, montajı yapacağınız filme objektif bir gözle bakabilmektir. O çekimi yaparken ne büyük çabalar harcadığınızı izleyici hiçbir zaman bilemez. Bütün çabalarınıza karşın çekim ilginç olmamışsa fazla üzülmeye gerek yoktur. Bu sahneyi bütün coşkularla çekmiş olabilirsiniz ama aynı coşkuları filmi izlerken göremiyorsanız yapılabilecek tek şey, objektif bir göz ile bakarak bütün harcadığınız çabaları ve çekim sırasındaki coşkuyu unutup bu sahneyi çıkarmaktır. 

Montaj çok ilginç bir çalışmadır. Çekimler bittikten sonra elimdeki ham malzemeyi ekibime nadiren gösteririm. Aksine her gün çekim çalışmalarından sonra montaj odasına girer, üç saat kurgucu ile oturup ortaya bir taslak çıkartır ve ancak bu taslağı ekibe izletirim. Bu şekilde taslakla çalışma şevkimi kamçılamak mümkün. Bazen neyi neden çektiklerinin farkında değillerdir ya da özel bir çekim için neden on gün harcadıklarını bilmezler. Büyük emekler vererek çektikleri filmleri, montajı bitirip her şeyi yerli yerine oturduktan sonra izlemeleri, büyük bir coşku seline neden olacaktır. 

Son olarak Akira Kurosawa’nın kendi sesinden sinema tavsiyeleri alalım:

 

Kaynak: Akira Kurosawa – Kurbağa Yağı Satıcısı – Afa Yayınları – 1994 -İstanbul

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8045

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here