“Çocukken evdekilere gizli mektuplar yazıp, kapı altlarından atardım. Sonra büyüyünce bu tip soytarılıklar yapmak komik kaçmaya başladı. Bende o zaman şiir yazmaya başladım. Bu yüzden şiir sanırım bende hep bir çocukluk alışkanlığı olarak kaldı. Bir tür muziplik olarak kaldı. Kibritle oynayan bir çocuğun muzipliğini hissettim hep şiir yazarken ve genelde de yangın çıktı. Birileri hep kaçmamı söyledi, yanan yeri bırakıp kaçmamı söyledi ama ben hep o yanan yeri grapon kâğıtları ile süslemeye çalıştım.“

Şiir ile tanışıklığını bu sözler ile anlatıyor Didem Madak. Bir çocuğun yaşı gereği yaptığı türlü oyunlar ya da anlaşılmamanın getirdiği harekete geçme isteği, yıllar sonra kelebek etkisi nedir sorusunun cevabı oluveriyor.

Şiiri ve şiirini tanımlamak için ise şu cümleleri kuruyor:

“Benim için şiir, tehlikeyi güzelleştirme sanatıdır. Ben Yılmaz Güney’in Umutsuzlar filmini çok severim. O filmde Fırat, ya silahı ya aşkı seçmek zorundadır. Sonunda aşkı seçer ama vurulur. Ben şiirimde Fırat’ın vurulduğu anı yazdığımı düşünüyorum. Bunun dışında çocukken bir ilkokul arkadaşım vardı. O sınıfta genelde zengin ve şımarık çocuklar vardı bir de müstahdemin oğlu vardı. Biz ona hep muziplik yapar eziyet ederdik. Bir gün soğuk bir kış gününde mataramızdaki suyu başından aşağı boşalttık ve göz göze geldim. Gözleri çok kara ve büyüktü. Onun gözlerindeki acıyı gördüm ve benim için şiir yazmak onun gözlerindeki o kocaman ve kara acıdan bir çeşit özür dileme biçimi.”

En yalın haliyle hayatından bahsedecek olursak, şair İzmir de doğar ve çocukluk yılları çoğunlukla burada geçer. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bıraktıktan sonra tezgâhtarlık, sekreterlik gibi işlerde çalışır. Henüz 13 yaşındayken annesini beyin kanserinden kaybetmesi aslında onu şiire iten en büyük etkendir. Bu acısını şöyle dile getirir Madak:

“Ölen her kadın için şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim,
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne!”

Kendisinden altı yaş küçük bir de kardeşi vardır Madak’ın; Işıl. Onun da adı geçer şiirlerinde. Adı geçmese, acısı geçer. Krapon kâğıtlarındaki acı yalnızca kendinin değildir elbette. Bir gün Işıl’la annesinden geriye hiçbir şey kalmamasına yakınırlarken, teyzeleri onlara bir hediye verir. Annesinin şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonu. Yukarıda bahsettiğim itme kuvvetinin arkasında bu hatıra yatar.

Üniversite yıllarında babasının yeni eşiyle sorunlar yaşayan şair, çareyi evden kaçmakta bulur ve okulda tanıştığı biriyle evlenir. Sonrasında işler iyi gitmez, boşanır ve yalnız başına kalır. Bu dönem bir apartmanın bodrum katında yaşadığı ve çeşitli işlerde (anketörlük, tezgâhtarlık vs.) çalıştığı döneme denk düşer. Üç yıl ortadan kaybolduktan sonra bir gün Işıl’ın karşısına örtünmüş olarak çıkar. Tasavvuf ile ilgileniyordur artık. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirir.

Allah ile arasındaki bağı ise Varlık Dergisi’ne verdiği bir röportajda şöyle açıklıyor: “Kendime dur demem gerekiyordu. İnsan ya ölerek ya da yaşamaya karar vererek kendini durdurabilir. Ben yaşamaya karar verdim. Bu yüzden Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimse kalmadığı için, konuştuğumdu”

Bir gün kardeşi Işıl, sohbet esnasında İnkılâp Kitabevi Şiir Yarışması’ndan bahseder. Şair pek kulak asmayınca kardeşi bütün şiirleri toplayıp yarışmaya gönderir ve “Krapon Kâğıtları” dosyasının yarışmayı kazandığı haberi gelir bir süre sonra.

Ödül töreni için İstanbul’a giden Madak, yarışma öncesi örtüsünü çıkarır. Sonrasında İstanbul’da yaşamaya başlar ve tekrar evlenip kızı Füsun’u dünyaya getirir. O da şiirlerinin bir ferdine dönüşecektir kısa bir süre sonra.

Didem Madak, bir bakıma döneminden önceki edebiyat dünyasında “erkek egemenliğine” bir delik açmıştır. Yaşadığı acıları da her şiirinin içine “toz şeker” gibi dağıtarak imgelem dersi vermiştir.

Yine bir röportajında bizler için kurduğu bir cümle var:
“Bu kadar çok ah dediğim için okurdan af dilerim. Vesselam.”

Yazdığı her dize için şaire teşekkürlerimi sunuyorken, sizin için seslendirdiğim şiirlerinden birini aşağıya bırakıyorum.

Şiir : Bıktığım Şeyler Ve Yeşil Fanila
Fon : Efkan Şeşen – Concerto D`Aranjuez Joaguin Rodrigo Enstrümantal

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here