Hem senarist, hem oyuncu, hem yönetmen, hem müzisyen Onur Ünlü… “İnsan bu kadar şeyi aynı anda nasıl olabilir?” demeyin. İnsan belki de bunca şeyi aynı anda olduğunda şair oluyordur.

Onur Ünlü, üniversite yıllarını ‘öğrenci şehri’ olarak bilinen Eskişehir’de yaşadı. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yüksek tahsilini tamamlamak üzere İstanbul’a yola koyuldu.

Eskişehir’den ayrılmadan evvel de Porsuk Nehri’nde bir şiir yüzdürdü, kayıklara bindirip:

“hala porsuk’ta
kaçıncı bu
dumansızdır tütünüm
yazdığım senaryolar anlatsın seni.”

 

Bir sabah namluyu şiirlerinin alnına dayadı.

Onur Ünlü, yüksek lisansını da İletişim Ana Bilim Dalı üzerine tamamlamasıyla alanında fikir üretmeye başladı. Her birimizin tutkuyla izlediği Leyla ile Mecnun dizisinin yönetmenliği Ünlü’ye aittir. Bununla beraber Altın Koza’da üç ödül aldı. Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013) filminin senaryosunu yazdı.

Bu sebeple yönetmenliği, senaristliği, oyunculuğu hiç yabancı gelmeyecektir bize. Şairliği ise hepimizin tüylerini diken etmeyi başardı.

Çok nükteli, muazzam kafiyeli şiirleri olduğu için değil, başka bir hoparlörden anons ettiği için balkonlara! Başka bir kulaktan dinlemek gerektiği için onu. Yani öyle bilindik mısralar değil bunlar, hakkında kendisine şizofren diyen de var, pek akıllı bulan da.

Bana kalırsa; böyle insanın bam teline basan, acımasız şeyler yazmak için biraz delirmek lazım.

Yaş almış amcalarımıza sorun, böyle eksantrik şeyler yazmak için biraz da marjinal olmak lazım gelecektir. Ancak Muhsin Ünlü ne bana ne de dedelerimize sordu, ansızın şairlik hayatına son verdi.

Evet!

4 Eylül 1998 sabahı on biri yirmi geçe çekti tetiği.

Muhsin Ünlü’nün şairlik hayatına son veriş hikayesi, Afilli Filintalar kitabında şöyle anlatılıyor:

“22 Haziran 1993 günü akşamı, saat altıya çeyrek kala başladığı şiir çalışmalarına, 4 Eylül 1998 sabahı on biri yirmi geçe son verdi. Kendisi tekrar şiire başlamak için uygun koşulların oluşmasını ummak istiyor.”

Ah Muhsin Ünlü biraz daha karalasaydın olmaz mıydı, hatırlat da bi’ ara, sırf bu yüzden gençliğimizi yakalım.

İkinci Yeni şairlerine ‘Ah’ ettiren şiirleri

Önce şunu açıklığa kavuşturalım, niye bu adamın adının önüne sürekli ‘Ah’ diye ağıt yakıyoruz? Onur Ünlü bir röportajında, Muhsin lakabının oyuncak kedisinin adı olduğunu ve şiir yazmaya başlayınca bunu mahlası olarak kullandığını, sonra niyeyse insanların isminin başına bir ‘nida kırıntısı’ eklediklerini söylüyor.

Niyeyse mi? İnsanlar ne okuyorsa artık, ne yazdıysan sen onlara!

Aslında şiirlerindeki hayranlık uyandıran hissi şöyle açıklayabiliriz; O çok acıklı, dokunaklı şeyler yazmadı, sadece İkinci Yeni’yi temsil etti. Fakat ilginç bir yoldan…

İkinci Yeni şairlerini belli ki, bizim sevdiğimiz kadar seviyor Muhsin Ünlü. Çünkü sıkça dizelerinde onlara atıfta bulunuyor. Bir bakıyorsunuz Süreya’ya laf sokmuş, bir dönüyorsunuz Zarifoğlu’yla alay ediyor.

Yani bir şairin şiirlerinin ilhamı, diğer şairler oluyor…

Bu kopyacılık değil, öyle olsa bizi “Ah be” diyecek kadar etkiler miydi? O belli ki diğerleriyle çoktan ahbap olmuş, hatta espriyle laf dokunduracak kadar da münasebetleri var. Bize de okuması kalsın…

Bir ‘Ah’ problemi

Ah Muhsin Ünlü’nün toplam tam 35 şiiri var. Bu şiirlerde ortalama dört adet kıta var. Her kıtada dört dize olduğunu var sayarsak, bu adam bize kaç kez “Ah” dedirtmiştir sizce?

Bir de üstüne bir şiiri birkaç kalemle yazmak lazımmış Muhsin Ünlü’ye göre…

Ama zaten kırılmış bir kızsın, diyor Bağzıları ve ekliyor, şimdi dövülmüş bir av…

Muhsin Ünlü’de diyor ki, “Şiirden anlayan bir kadını öyle alelade bir şekilde sevemezsiniz.” Çünkü biliyorsunuz işte, bu işin bir raconu vardır. Okunmadık şiir bırakmamak gerekir, hatta mümkünse bu şiirleri amuda kalkarak falan seslendirmek gerekir. Öyle alelade değil.

Birazdan dinleyecek olduğunuz şiir, öyle alelade bir şekilde sevilmiş bir kadının ağzından, amuda kalkarak okunmuştur. Keyifli dinlemeler.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here