2002 İspanyol yapımı Los Lunes Al Sol, çalıştıkları tershanenin kapılmasının ardından işsiz kalan bir grubun hikâyesini beyaz perdeye taşıyor. Los Lunes Al Sol aynı zamanda Loving Pablo, A Perfect Day, Amador gibi filmleriyle aşina olduğumuz Fernando León de Aranoa‘nın yönetmenlik performansını sergilediği ilk dönem filmlerinden. 17. Goya Ödülleri’nde 5 ödül toplamayı başaran film, oyunculuk performansları ve hikâyesi ile göz doldurmayı da başarıyor. Ayrıca filmin başrollerinde Javier Bardem, Luis Tosar, Jose Angel Egidove, Enrique Villen‘in oluşu, sinema izleyicisi için filmi daha cazip bir hâle getiriyor.

İspanya’daki bir liman kenti olan Vigo’daki tershanenin kapatılmasının ardından, çalışanlar uzun süren bir işsizlik bunalımı içinde hayatlarını sürdürmeye çalışır. Yoksulluk ve beraberinde gelen tüm sorunlarla yüzleşmeye çalışan bu arkadaş grubu, umutsuzluk sınırını çoktan aşmıştır. Tershanenin kapatılmasını zaten tüm çalışanlara büyük bir haksızlık olan gören eski işçiler, hem bu adaletsizliği hazmetme çabasında hem de dikiş tutturamadıkları hayatlarında yön bulma telaşı içinde kaybolmuştur.

Toplum yararına olacak büyük değişimler için ses çıkarmaya gönüllü, kuralları yıkmaktan çekinmeyen ve mutluluğunu çok uzakta bulacağına inanan filmin en kilit ismi Santa oluyor. Arkadaş grubunun en asisi Santa, eski işi için savaşmaya ve arkadaşlarıyla birlik olmaya çalışmış ancak istediğini bulamayınca kaderine boyun eğmek zorunda kalmış bir karakter. Bunun yanında tüm olumsuzluklara rağmen hayattan zevk almak için çabalamaktan da asla vazgeçmiyor. İçinde bulunduğu durum yüzünden sisteme olan öfkesi bir türlü dinmeyen Santa, düzene dair sorgulamalarını ise her fırsatta dile getiriyor.

Jose ise bunalımını en derinden yaşayan karakterlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun temelinden ise karısının fabrikada saatlerce çalışmasına karşılık, kendisinin tüm gününü bomboş geçirerek eve bir katkı sağlayamaması. Toplum tarafından kendisine yüklenen “kocalık vazifelerini” yerine getirememek, aşağılık kompleksine neden oluyor ve Jose duruma olan öfkesini kimi zaman açığa çıkartmaktan kurtulamıyor. Yaşadıklarının çaresizliği ve ezikliği altında şu an sahip olduklarını elinde tutabilmek ise hayattan en büyük arzusunu oluyor.

Lino ise iş bulmak için en çok çaba sarf eden karakter. Elbetti ki oğlu ve karısının hayatını idame ettirebilmek ve yaşının getirdiği sorumluluk bilinci bunun en büyük etkeni. Genç görünmek için saçını boyayan, bilgisayar öğrenerek kendini gelişmek isteyen Lino, bir yandan da orta yaş krizi ile başa çıkmaya çalışıyor. Tüm bu dönemlerden çoktan geçmiş olan ve umutsuzluğun vücut bulmuş hâli olan Amador ise yaşamını bir gölge gibi sürdürüyor. İşini kaybettikten sonra ailesini de kaybeden Amador’un hayatı tam bir trajedi hâlini alıyor.

Pazartesi günlerini güneşte geçirenlerin hikâyesini izlediğimiz film, Avrupa işçi sınıfına dair derin gözlemler sunuyor. Tüm bu işsizlik sürecini arkadaşlarının barında oturarak geçiren tershane mağdurları, tüm hüzünlerini ve eğlencelerini birlikte yaşıyor. Reina‘nın inşaata arkadaşlarını maç izlemeye çağırması, Santa’nın çocuk bakıcılığı yaptığı evde herkesi toplaması ve daha pek çok anıyı. Ortak sorunların bir araya getirdiği bu insanlar, çözümlerini yine birlikte arama yoluna gitse de başarıya dair umutları çok geride kalıyor.

Sonuç olarak filmde her bir karakter kapitalizm dalgasından nasibini almış, çaresizlik içinde çıkış yolu arıyor. Los Lunes Al Sol, çevremizden, belki de bizim hayatlarımızdan alınan kesitlerden oluşuyor. Film sınıfsal ayrımlar tarafından belirlenmiş hayat tarzları içinde sıkışıp kalan insanların yoksulluk ve umutsuzlukla olan mücadelesini tüm doğallığı ile sinema izleyicisine sunuyor. Gerçekliği zaman zaman izleyiciyi boğsa da filmin sıradanlığı aslında en büyük silahı.

Lucio Godoy‘un müzikleri ise filmde oldukça etkili kullanılmış. Görsel açıdan baktığımızda ise filmde tamamen pastel tonların hakim olduğunu görüyoruz. Karakterlerin umutsuzluklarını ve vazgeçmişliklerini temsilen, pastelin en iç bayıcı tonları kullanılarak izleyiciye bu bunalım hissi derinden veriliyor. Basit gibi görünen vurucu replikleri ile büyüleyen filmde, karakterlerin anlattığı hikâyeler ise aslında kendi yaşamlarına bağlanıyor. Müziklerinden görsellerine, repliklerinden hikâyelerine filmin her parçası birbiri ile bir bütün hâline getirilmiş.

Bariz bir sonuca varamayan Los Lunes Al Sol, işsizlik bunalımını çok yalın bir perspektiften işliyor. Zaten filmden büyük sürprizler beklemeyen izleyici için en doyurucu kısım, değindiği toplumsal sorunlar ile her karakterin apayrı hikâyesi. Özellikle Javier Bardem’in etkileyici oyunculuğu ile büyüleyen film, ince mizah dokunuşları da yaparak derdini anlatmayı başarıyor. Tüm bu yalın hikâyenin içinde gerçeklikle yüzleşmek ise izleyici için kaçınılmaz son oluyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here