“Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz.”
-Konfüçyus

İnsanlık tarihinde birçok kere tecrübe edilmiş bir duygudur acı. Acı, uzun süre üzüntü içinde bulunmaktır. Tecrübe edilen bu duygu üzerine geçmişten günümüze binlerce fikir paylaşılmış, kitaplar yazılmış ve sözler söylenmiştir hatta belki birçok da şarkılar yazılmıştır. Bazen gerçekten bu duygunun tarifini edemezken bazen de anlata anlata bitiremiyoruz. Acı çekmek insanın bir parçasıdır. İnsan ise felsefenin temel taşıdır. Kurulan bu doğru orantıdan hareketle felsefenin bu konuyu ele aldığını söyleyebiliriz.

İspanyol filozof UnamunoYaşamın Trajik Duygusu” ismini verdiği eserinde bu konunun üzerinde uzunca durmuştur. Filozof bu kitabında bilincin tümünün, ölümle ve acı çekmekle ilgili bilinçten ibaret olduğunu söyler. Acı duygusunu insan birçok kere tecrübe ettiği için bu konuyu aynı zamanda dinler de ele almıştır. Örneğin Siddhartha Gautama, acı çekmenin insan hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyler. İspanyol filozof ile Gautama’nın fikirleri benzermiş gibi görünsede aslında Unamuno’nun acıya bakışı daha farklıdır.

Unamuno’ya göre acı üstesinden gelinmesi gereken bir sorun değildir. O acıyı, bir insan olarak varoluşun anlamının gerekli bir parçası ve hayati bir deneyim olarak görür. Bilinç bizi insan yapan ve diğer canlılardan ayıran bir farktır. Ve insanın tüm bilinci, insanın ölümlülüğü ve acı çekmesinin bilincinden oluşur. O zaman der Unamuno, hayatlarımızı bir tür ağırlık ve töze hasretmenin tek yolu bu acıyı kucaklamaktır. Eğer acıyı görmezden gelir ve ona sırtımızı dönersek aslında bizleri insan yapan şeye yani bilince sırtımızı dönmüş oluruz. Aslında acı bilinci canlı tutan yegane şey ve hatta aynı zamanda bilincin kendisidir. Acı, bizi insan kılar.

Filozof eserinde konuyla ilgili şöyle söylüyor: “Gerçek şu ki acı çekmeden zevke yer yoktur ve zevk yetisi acı yetisiyle birdir. Soğuğu hissetmeyenin sıcağı hissetmediği gibi, acı çekmeyen de zevk alamaz.”

Acıyı kabullenmemizi söyleyen filozof aynı zamanda bu konunun farklı bir boyutuna daha değinir. Acımızı kabullendiğimiz müddetçe acı duygusunu tecrübe eden diğer canlıları sevebiliriz. Çünkü kendi acımızla yüzleşebilmemiz diğer canlılara karşı empati duygumuzu geliştirir. Bu durum ise bize bir seçim şansı tanır. Buna göre ya acıyı yok sayar ve mutluluğu tercih ederiz ya da acımızı çekmeyi deneriz ve onu sevmeye çalışırız. Bakıldığında ilk şık daha kolay bir kaçış yolu olarak gözüküyor. Ancak nihayetinde bu şık bizi sınırlar; aslında bizi kendimizin gerekli bir kısmından koparır. İkinci seçenek daha zordur ancak derinliği ve önemi bir hayat olasılığının kapısını bizlere aralar.

Konu ile ilgili Viktor Frankl İnsanın Anlam Arayışı isimli kitabında şunlara değiniyor:

“Umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile, yaşamda bir anlam bulabileceğimizi asla unutmayalım. Çünkü o zaman önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere, kendi zor durumunu bir insan başarısına dönüştürmektir. Her nasılsa acı, bir anlam bulduğu anda acı olmaktan çıkıyor.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here