Günümüzde okuduğumuz bir kitabın yazarının kadın mı yoksa erkek mi olduğunu ne kadar önemseriz? Çok da önemsemeyeceğimizi biliyorum. Hatta birçoğumuz kitap satın alırken yazara değil kitabın ismine ya da kapak resmine bakar. Eğer kapakta gördüğümüz isim bir kadına aitse de kitabın içeriği ilgimizi çekiyorsa o kitabı satın alırız. Fakat iki yüz yıl önce durum tam olarak böyle değildi. İlk kadın yazar adayları edebiyat dünyasına uydurma erkek isimleriyle adım attılar. Dönemin acımasız edebiyat eleştirmenlerinden korunma yolu olarak çaresiz böyle bir yol seçtiler. Yaşadıkları ülkenin yoz düşüncelerinden saklanmak için üstlerine örttükleri bu örtü onları uzun yıllar cinsiyetçi eleştirmenlerin ve toplumun zehirli dilinden korudu. Onlarsa takma isimleriyle tasarladıkları sahte kimlikleri sayesinde kurdukları küçük krallıkta yıllarca hüküm sürdüler. Bu küçük krallığın birer üyesi olan Bronte kardeşlerin trajik ama ilham verici hayat hikayelerini anlatacağım şimdi size.

Charlotte Bronte’nin Jane Eyre isimli eserinde kurguladığı Jane’in dik başlı karakterini devamlı törpülemeye çalışan iyi yürekli Helen’i ne kadar tanırsınız bilmiyorum. Helen’i tanıyorsanız Bronte kardeşlerin en büyüğü olan Maria’yı da tanıyorsunuz demektir. Bronte kardeşlerin anneleri Maria Branwell kanserden dolayı vefat edince bu beş kardeşe annelik yapma görevi küçük Maria’ya ve teyzesine düşer. Öğretmeni Bayan Andrews’a göre iyi bir hayal gücü ve sıra dışı yeteneklere sahip bir öğrenciydi. Dönemin kötü şartları ve yalnızca on bir yaşında olmasına rağmen hayata karşı gösterdiği yaşından büyük mücadele küçük Maria’yı erken yaşlandırır.  Tüm okula yayılan hastalık salgını Maria’nın ve aynı okulda birlikte okuduğu Elizabeth, Charlotte, Anne ve Emily’nin sağlığını kötü yönde etkiler ve küçük kızlar apar topar evlerine gönderilir. Maria evinde üç ay yaşadıktan sonra kısacık hayatına veda eder. Bu ölümden en çok etkilenen kardeşin Charlotte olduğu söylenir. Bu durum Maria’nın yıllar sonra Helen Burns olarak tekrar doğmasına sebep olur. Ablası Maria’nın ölümünden altı hafta sonra da, küçük Elizabeth on yaşında hayata gözlerini yumar. Okulda altında yaşadıkları bu zor koşullar diğer kız kardeşlerinin sağlıklarının ömür boyu hiçbir zaman çok iyi olmamasına sebep olacaktır. Art arda yaşanan bu yıkıcı kayıpların kasveti yıllar boyunca kardeşlerin üzerinden dağılmaz. Fakat doğada yittiğini sandığımız her şeyin aslında tahmin bile edemeyeceğimiz kadar bambaşka bir duruma dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu kaçınılmaz durum kardeşleri ileriki yıllarda birer sanatçı olmaya itecektir.

Okuduğu okulda veremden dolayı kaybettiği iki kız kardeşi ve okuldaki kötü yaşam yüzünden Charlotte okuldan hiçbir zaman hoşlanmamıştır. Jane Eyre isimli eserinde geçen okul Lowood, çocukken kendi okuduğu ve iki kardeşini kaybettiği okulun hayal dünyasındaki tezahürü olarak karşımıza çıkar. En büyük iki kardeşin vefatından sonra kalan dört kardeş Charlotte, Branwell, Anne ve Emily sürekli babalarının kütüphanelerinde vakit geçirmeye başlarlar. Kitaplarla geçirilen bir çocukluk, Brontelere o dönem için alışılmadık, yıllar sonra bile okunduğunda insanların etkileyici bulduğu bir edebi vizyon katmıştır. Charlotte bilinen ilk şiirini on üç yaşındayken yazar. Sonrasında iki yüzü aşkın şiir daha yazacaktır. Çocukken yazdığı şiirlerini ev yapımı bir dergi olan Branwell’s Blackwood’s Magazine’de yayımladı. İlerleyen yıllarda şair olma isteğiyle ilgili Laureate Robert Southey’e yazdığı mektuba, edebiyatın kadın işi olmadığı cevabını aldı. Kadın olarak edebiyat dünyasında kendini kabul ettirmenin zorluğunu yaşayan abla Bronte, kardeşleriyle birlikte erkek takma isimleri kullanarak karma bir şiir kitabı yayımladılar ancak bu kitap yalnızca iki adet sattı. Bu başarısız girişime karşılık pes etmek istemeyen Bronte kardeşler ilk romanları için bir önceki şiir kitaplarında kullandıkları takma erkek isimleriyle roman yazma işine giriştiler. Bu altı haftalık yorucu süreçten sonra Charlotte; Currer, Emily; Ellis, Anne; Acton takma isimleriyle ilk romanlarını yayımladılar.

Kısa bir süre sonra uzun zamandır alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla boğuşan erkek kardeş Branwell, bu bağımlılıkların veremini tetiklemesiyle hayata veda etti. Birkaç ay sonra Emily, bir yıl sonra da Anne veremden hayata gözlerini yumdu.

Anne’nın vefatından beş yıl sonra evlenen Charlotte, hamileliği sırasında yaşadığı komplikasyonlar sebebiyle öldü. Yüzyıllar sonra bile Charlotte’nin, Emily’nin ya da Anne’nın acılarını sayfalarda hissedebiliyoruz. Belki de bu üç kardeş sanatın ya da sanatçının ölümsüz olduğunun bir kanıtıdır kim bilir?

 

 

 

2 YORUMLAR

  1. Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler.Kitaplarını severek okuduğumuz yazarların eserlerinin ardında kendi yaşamlarını bilmek ayrı bir zevk veriyor insana.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here