Her jenerasyonun çocukken severek izlediği bazı unutulmaz dizi ve çizgi filmler vardır. ’90 nesline böyle bir sorgulama yapacak olursanız eğer alacağınız cevabın kıyısında köşesinde bir şekilde yer alacaktır Zeyna. Bu güçlü kadın; savaşçı prenses kostümü, fırlattığı demir halkaları, aşırı soğukkanlı duruşu ve müthiş dövüş teknikleri sayesinde her yaştan insanın dikkatini çekmeyi başarıyordu. Kötülere haddini bildirerek iyiliğe ve güzelliğe hizmet ediyordu. Böylesine etkileyici bir süper kahraman karakterinin özellikle kadın olarak seçilmesi ise bizim için oldukça önemliydi. Çünkü Zeyna yapılamayanı yapıyor, yerleşmiş olan “sadece erkekler güçlüdür” algısını yıkıyordu fütursuzca. Gelin, zamanının çok ötesinde ilerleyen bu efsanevi dizinin detaylarını hep birlikte inceleyelim.

 

Lucy Lawless

1995-2001 yılları arasında Yeni Zelanda’da çekilen dizinin başrollerinde Lucy Lawless (Zeyna) ve Renêe O’Connor (Gabrielle) yer alıyor. Yapımcı Robert Tapert’ın aynı zamanda Lucy Lawless’ın eşi olduğunu biliyoruz. Dizinin sezon sayısı 6, bölüm sayısı ise 134. Konusuna gelecek olursak; zalim bir savaşçı prenses olan Zeyna, sıradan halka çok büyük acılar çektirmiştir. Köyleri yakıp yıkan, karşılaştığı herkesi kılıçtan geçiren ve kimseye acımayarak arkasında sadece ölüm bırakan bu sert kadın, ailesini kaybettikten sonra bol aksiyonlu bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Bu yolculuk sırasında insanları yakından tanıyıp içindeki merhamet duygusunu uyandıracak, eskiden yaptığı zulümlerden ötürü büyük pişmanlık duyacaktır. Artık tek amacı gördüğü bütün haksızlıkları yok ederek masumları korumak ve kötüleri cezalandırmak olur.

Dizinin her bölümünde ayrı bir aksiyon, ayrı bir mizah, ayrı bir mitolojik olgu var. Pandora’nın kutusunu, savaş tanrısı Ares’in çapkınlıklarını ve Herkül’ün maceralarını bile izleme şansı elde ediyoruz. Zeyna teker teker hepsiyle karşılaşıp enteresan olaylara imza atıyor. Bir de yanından hiç ayrılmayan biricik dostu Gabrielle’den bahsetmek gerekiyor tabii ki. Kendisi sıradan bir köylü kızıyken Zeyna ile yollarının kesişmesi sayesinde onun peşine takılarak profesyonelce dövüşmeyi öğrenecek ve rüyasında dahi göremeyeceği kişilerle aynı hikayeler içerisinde yer alacaktır. Savaşçı prensesimiz başlarda Gabrielle’e karşı soğuktur ama zaman içerisinde saflığından etkilenip kimselere belli edemediği iyiliğini daha hızlı çıkartır kalbinden. Tekrar tekrar merhameti tecrübe eder ve birini korumanın, onun için endişelenmenin güzelliğini tadar. (Bazı kaynaklarda ikilinin lezbiyen olduğu iddia ediliyor.)

Gabrielle ve Zeyna

Son derece heybetli bir kadın olan Lucy Lawless; mavi gözleri, beyaz teni ve simsiyah saçları ile adeta Zeyna karakterini oynamak için yaratılmış gibi görünüyor. Tüm bu fiziksel özelliklerine delici bakışları ile muhteşem performansı da eklenince bir bütün tamamlanıyor sanki. Ona hayran kalmamak mümkün değil. Ayrıca dövüş sahnelerindeki başarısı da dönemine göre son derece taktire şayan! 90’lardaki kız çocukları onun hareketlerine özenerek gücünü ve ağırbaşlılığını kendilerine örnek alıyorlardı.

Bugün ise maalesef televizyonlarımızda hala bu kalitede bir yapım yok. Birbirinin kopyası olan yemek, cinayet ve magazin programlarıyla savrulup duruyoruz. Oysa bir zamanlar sadece 40 dakikalık mitolojik bir diziyle bile ufkumuzu ne kadar genişletebiliyorduk. Aslında bu bize gösteriyor ki inanılmaz efektlere veya dev bir bütçeye gerek duymadan özgün bir senaryo ile pek çok şey başarılabilir.

Türk televizyonlarındaki diziler daha çok saf-fakir kız ve zengin-yakışıklı erkek ikileminde sıkışıp kalmış durumda. Biz de yazımızı noktalarken bu çürümüş klişelerin bir an önce yok olmasını diliyor, sizi Zeyna’nın o unutulmaz jeneriği ile baş başa bırakıyoruz.

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here