Sinemanın zamansız olduğuna inanan ve 70’lerin sinemasında gezinmeyi sevenler için A Clockwork Orange (1971), The Godfather Part II (1974) ve Taxi Driver (1976)’dan fazlası gerekir. Eğer siz de geçmişe yolculuk yapmak ve kült haline gelmiş filmlerden fazlasını izlemek istiyorsanız bu liste tam size göre!

Tabii izleyebilmek için biraz sabırlı olmak ve şimdiki teknolojinin yokluğunun farkında olmak gerek. Ne kadar fazla nostalji, o kadar az teknoloji..

1. Rocky (1976)

Rocky Balboa (Sylvester Stallone), boş zamanlarında yaşadığı şehrin yerel kulüplerinden birinde boks yapan amatör bir boksördür. O dönemin Amerika’sında boks maçları programları tamamlanmak üzeredir fakat yenilmez ve başarılı bir boksör olarak ün salmış olan Apollo Creed (Carl Weathers) sakatlanmıştır. Bu nedenle turnuvaya henüz tanınmayan ve amatör olan Rocky çıkacaktır. Yılın en önemli maçını kazanmasında antrenörü Mickey (Burgess Meredith) ve en büyük aşkı Adrian (Talia Shire) ona yardımcı olacaktır.

İlk filminde izleyiciler tarafından çok sevilen Rocky’nin 5 adet devam filmi var ve hepsi de Rocky Balboa’nın kariyerine odaklanıyor. Biyografi filmlerinin en sürükleyici yanının gerçekten yaşanmış olması durumu olduğunu bilenlere bu film epey sürükleyici gelecek!

2. The Great Gatsby (1974)

Solda 1974 yapımı The Great Gatsby’den bir sahne, sağda ise 2012 yapımı filmden bir sahne.

The Great Gatsby denildiğinde akıllara ne kadar Leonardo DiCaprio ve Tobey Maguire gelse de, bu film ihtişamını 1974 yapımlı The Great Gatsby’den almıştır.

F.Scott Fitzgerald‘ın romanından uyarlanmış olan filmde, Amerikan rüyasının çöküşü anlatılır. Yazar olmanın hayalini kuran Nick Carraway (Sam Waterston), 1920’lerin eğlence hayatının merkezi olan New York’a taşınır. Bu göz alıcı şehir ona bir kariyerden fazlasını verecektir. Yan komşusu olan ünlü ve gizemli milyarder Jay Gatsby (Robert Redford) ile yolları kesişir. Gatsby’yi tanıdıkça ona olan hayranlığı artar. Aşkını, geçmişini ve hayallerini ilk elden duyan kişi olur. Öte yanda da Gatsby’nin unutulmaz aşkı Daisy (Mira Farrow) vardır. Bu üçlü, eğlence dünyasında beraber yer alacak ve dost olacaklardır fakat gerçek hayat “Amerikan Rüyası” sandıkları konseptten çok uzaktır.

Bu film aslında kostümlere, kişilere ve partilere kendini kaptırırken acı gerçekle karşılaşanların hikâyesi. Yani gerçek bir dram filmi.

3. The Tin Drum (1979) 

Alman yazar Günter Grass’ın 1959 tarihli aynı adlı kitabından uyarlanan film, Matzareth ailesinin küçük üyesi Oskar’ın (David Bennent) doğum gününde hiç büyümemeye karar vermesiyle başlar. 1920’li yıllarda Danzig’de, birçok azınlığın yaşadığı yoksul bir bölgede annesi ve hangisinin babası olduğunu tam olarak bilmediği iki adam arasında çevresini gözlemleyerek hayatına devam eden Oskar, gerçekten de dilediği gibi fiziksel olarak hiç büyümeyecektir. Fakat bu saf ve algıları açık olan çocuğun dünyası sürekli bir devinim halindedir. Nazizm, soykırım, savaş ve ölüme tanık olmaya başlar. Oskar, bu kirli ve çirkin dünyaya büyümemek üzere gelmiş bir çocuk olarak başkaldırır. Büyümenin gözündeki çirkinliği artarken, çocuk kalmanın saflığı hep sabit kalacaktır.

2 saatlik süre içerisinde döneme, siyasete ve insan olmakla ilgili birçok konuya değinen The Tin Drum, izleyene çocuk olmayı özletecek filmlerden.

4. Chinatown (1974)

Film, Ida Sessions (Diane Ladd) isimli bir kadının, mühendis kocası Hollis Mulwray’in (Darrel Zwerling) kendisini aldatıp aldatmadığını öğrenmek amacıyla özel dedektif Jake Gittes’tan (Jack Nicholson) yardım istemesiyle başlar. Kadının amacı kocasını takip ettirip gerçeği öğrenmektir. Olaylar izleyicinin beklediği gibi gelişir. Dedektif, Sessions’ın kocasını bir kadınla yakalar, fotoğraflarını çeker ve dedektifçilik oyunu son bulur. Fakat çok kısa bir süre sonra Mulwray’in öldürülmesi dedektifte şüphe uyandırır. Davayı üstlenen Dedektif Gittes, kendisini kiralayan Ida Sessions başta olmak birçok gizemle karşılaşır. Olaylar dedektifin sandığından çok daha farklıdır.

Chinatown, küçüklüğünden beri dedektifçilik oynamayı sevenlerin vazgeçilmezi olacak!

5. The Sting (1973)

The Sting, 30’lu yılların Chicago’sunda kumarbaz bir gangster tarafından öldürülen arkadaşlarının intikamını almak isteyen iki gangsterin hikâyesini konu alıyor. Bir gangsterden kolay kolay intikam alınamayacağını bilen iki kafadar, arkadaşlarının intikamı için incelikli bir plan hazırlarlar. Fakat planı uygulamak beklenildiği kadar kolay olmayacaktır.
1974 yılında tam tamına 10 dalda Oscar’a aday olan ve 7 Oscar sahibi olan The Sting’in başrollerinde,  gibi usta oyuncular bulunuyor. Film, gangster yaşamını mizahi bir şekilde ele alarak arka sokaklardaki yaşam tarzına farklı bir bakış açısı getiriyor.
70’lerin kostümünde, makyajında ve kamerasında kaybolun. İyi seyirler!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here