Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
51

Modern sanatın en önemli akımlarından biri olan “kübizm” 20. yüzyılın başında Fransa’da ortaya çıkmıştır. Kendinden önceki sanat fikirlerinden tamamen bağımsız, farklı, estetik kaygıdan, mekan algısı ve perspektiften yoksun olmasıyla; doğada bulunan her maddenin geometrik formlara indirgenebileceği fikriyle sanatta bir devrim yaratmıştır. Kübizmde yapıcı planlar, tuvalin dik ve yatay çizgilerle kurulan geometrik çatısı kompozisyonun temelidir. Kübizm ismi ise Georges Braque‘ın bir tablosunu gören bir sanat eleştirmeni olan Louis Vauxcelles‘in bu tablo için “küçük küpler” sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Önde gelen kübist sanatçılar; Pablo Picasso, Georges Braque, Juan Gris ve Fernand Leger‘dir. Kübizmi açıklamaya yönelik kuramsal çalışmaların odak noktası dördüncü boyuttur. Şair Guillaume Apollinaire, dördüncü boyutun ressamların ilgisini çektiğini şöyle dile getirir:

“Bilimde üç boyutun ötesine geçme eğilimi olduğu gibi, ressamlar da bu yeni boyutun peşine düştüler, yani dördüncü boyutun. Ondokuncu yüzyılın sonunda ortaya atılan Öklid’si (Euclid) olmayan geometri ve yirminci yüzyıl başındaki Einstein’ın
görecelik kuramı ile gündeme gelen dördüncü boyut ressamların ilgisini çekti.”

1- Paul Cezanne – Yıkananlar

“Sanatın Babası” olarak adlandırılan Paul Cezanne’nin en ünlü eseri Yıkananlar” ya da “Büyük Yıkananlar”, her ne kadar izlenimci bir tablo olsa da kübizmi ve kübizmin felsefesini anlamak için başvuracağımız ilk tablodur. Çünkü her şeyin ötesinde 20. yüzyıl içinde doğan ve önemli ölçüde etkinlik kazanan bir akım olan Kübizm, Cezanne’nin doğadaki her şeyin geometrik bir biçimde ifade edilebileceği fikrinden kaynak almaktadır.

Klasik anlamdaki form anlayışına tam anlamıyla sırtlarını dönen kübistler, görünen nesne veya nesnelerin direkt bir tasviri değil, onların değişik bölüm ve görüntülerinin bir araya getirilmesinden oluşmuş bütünü eserlerine aktarmayı hedeflemişlerdir. Yani görünen cismin göründüğü anki biçimi dışlanarak, aynı cisim için geçerli bulunan değişik köşeler, yüzeyler ve bölümlerin gerçekçi algılamadan uzaklaşarak, mantık yoluyla geometrik formlar halinde yeni bir bütün teşkil edecek şekilde yeniden kurulmasını sağlamışlar, tek bir görüntü değil çeşitli görüntüleri bir araya getiren eserler meydana getirmişlerdir.

2- Pablo Picasso – Avignonlu Kızlar

Kompozisyon ve renk olarak“Avignon’lu Kızlar” Cezanne’nin Yıkananlar‘dan da etkiler taşır. Picasso’nun mekan ve figür açısından bu resimden bir şeyler öğrendiği anlaşılır. Cezanne’nin büyük boyutlu insan figürü kullanımı Picasso’nun bu anıtsal resminde de gözlenir. Farklı duruşlar içindeki beş çıplak figür kompozisyonda dengeli bir şekilde dağılmışlar. Derinliğin olmadığı yerdeki kadınlardan en soldaki mavi bir perdeyi aralar. Anatomik
özeliklerde çarpıtma ve deforme etme belirgindir.

Avignonlu Kızlar, sanat tarihinin bir eşine daha rastlamadığı tam bir kopma, köklü bir yenilenme diyebileceğimiz kübist devrimi başlatmıştır. Yön değişikliği o derece tamdır ki, bütün yenilikler; vücutların çizilişi, kompozisyon, tablo alanı aynı zamanda formülleştirilmiştir. Tablo kübizm akımının manifestosu olarak kabul edilir.

3- Georges Braque – Keman ve Palet

Çözümsel Kübist ressamların konuları genellikle atölye içi, nesneler ve kişilerdir. O resimlerdeki nesneler ve gruplaşmalar sıklıkla karşımıza çıkar. Picasso ve Braque’ın kübist resimlerini modele bakmadan yaptıkları genellikle doğrudur. Bu noktayı belirtmekte yarar vardır çünkü kübizmin Cezanne’nin sanatından kaynaklandığı ve nesneleri değişik açılardan yanılsamayı gerektirdiği söylenir.

Bunun diğer bir örneğini Braque’ın “Keman ve Palet” adlı resminde de görürüz. Bu resimde kemanın açıkça değiştirildiği görülür. Kemanın sağ ve solunda hiçbir anlam taşımayan fakat Avignonlu Kızlar’daki titreşen perdeleri anımsatan zikzaklı yüzeyler vardır. Daha yukarıda ise bazı portreleri kağıdın dışına taşan nota ve bir çiviye asılı palet görülür. Bu çivi başka türden bir resme ait gibidir. Burada açıkça betimlenen tek nesne bu çividir. Bu nesnenin ne olduğunu, nerede olduğunu, duvarla arasındaki açıyı ve büyüklüğünü, üstüne yukarıdan, sağdan ışık vurduğunu söyleyebiliriz. Böylece çivinin gerçekliği vurgulanmakta, resmin geri kalan bölümünde ise böyle bir gerçekliğe rastlanmamaktadır.

 4– Juan Gris – Kitap Pipo Ve Bardaklar

Kübistler, empresyonizmin kavramlardan yoksun olan duyumsallığını, yüzeysel kaldığı için bir tür körlük olarak görüyorlardı. Buna karşılık Kübistlerin kavram ressamlığı “boş” değildi, duyulardan ne kadar soyutlanmış olursa olsun, optik düzeyde bir düşünce ressamlığıydı ve duyulardan büsbütün yoksun değildi. Juan Gris, kübizm akımının üçüncü büyük ustası, “çivi kavramı olmadan bir çivi bile yapamam” diyordu. Kendisi görüntüyü değil görüneni, çiviyi değil çivi kavramını, gerçeğin
özünü, değişmeyen gerçeği, ideayı vermek istiyordu. Gris “Bireşimsel Kübizm”den açıkça geometrik, neredeyse armacılığı anımsatan bir sanat oluşturdu. Gris’in resimlerindeki geniş yatık düzlemler çatışarak birbirini dengelerler. Bir düzlemdeki uzay ve hareket belirtisi karşılığını öbür düzlemde de bulur. Bunun yanı sıra Gris’in titiz düzen duygusu ve süsleme kaygısı, resimlerine dingin bir yetkinlik verir.

5- Piet Mondrian – Kavanozlu Natürmort II

Bazı ressamlara göre kübizm açıkça tam soyutlamaya giden bir yoldu. Bu ressamlar bu yolun sonuna kadar gitmek isteyenleri, sanata betimleme geleneğinden ayrılmaktan korkmakla suçluyorlardı. Hollandalı ressam Piet Mondrian kübizmden önce yıllarca izlenimci bir ressam olarak çalışmıştı. Hollanda manzaraları onu dikey ve yatay unsurları vurgulamaya böylece elde ettiği iki boyutlu yapının, derinlik özelliğiyle oluşturduğu gerilimden yararlanmaya yönlendirdi.

1910 ve 1911 yıllarında kübist ressamları inceleme fırsatı bulan Mondrian renk çeşitlerini azaltarak resimlere daha çok çizgisel yapılar olarak düzenlemeye başladı. “Kavanozlu Natürmort II” adlı tablosunda kavanozun yuvarlak biçimini korur ve bu biçimin , kompozisyonun başka yerlerinde de yankılanmasını sağlar.  Ancak bunun dışında resmin tamamı Çözümsel Kübizmi anımsatan bir çizgi düzenlemesidir. Mondrian bundan sonraki süreçte kübizmi çözümleyerek, soyutlama sürecini daha da ileri götürür ve neoplastisizm adını verdiği akım ile sanat dilini değiştirir. Bu süreç kübizmin, modern sanat için devrim niteliğinde olduğunun kanıtıdır.

Kaynak:

1- Norbert LYNTON, Modern Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi,2015 syf: 52-76

2- BUTLER Christopher, Modernizm, Dost Kitabevi, 2013, syf:11-15, 26-40

3- GOMBRICH, E. H., Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, 2014

4, 5

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
51

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here