Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1023

Geçtiğimiz birkaç yılın Akademi’ye getirilerine “Trump Amerika’sı” gerçeği eklenince Oscar Ödülleri’nin geldiği nokta hemen her kesim tarafından farklı açılardan tartışılmaya kıyasıya devam ederken adaylar arasında en çok dikkat çekenlerden Lady Bird, bu hafta ülkemizde de vizyona giriyor. Zaman, “politik doğruculuk”un zorlama adayı olduğu gerekçesiyle kimilerince geldiği noktayı hak etmediği savunulan Lady Bird’i inceleme zamanıdır.

Lady Bird, her şeyden önce bir “coming of age” hikâyesi. Kendine verdiği adıyla Lady Bird’in hayatından kısa bir kesit ile seyirciye geçim sıkıntısı içerisinde bir ailede büyümenin zorlukları, büyük arkadaşlıklar ve küçük ilişkilerin karmaşası, bir yere ait olamama hissinin fevriliği, gelecek kaygısı ve çok daha fazlasını sunuyor. Bu noktada filme gelen eleştirilerden en temeliyle karşı karşıya kalıyoruz: Lady Bird seyirciye ne vaat ediyor ki Oscar adayı olabiliyor? Benzerleri The Perks of Being Wallflower veya The Edge of Seventeen zamanında herhangi bir Oscar adaylığı alamamışken Lady Bird’de farklı olan ne? İlk sorunun cevabı aslında ne beklediğiniz ile ilgili. Lady Bird, sahici bir hayat kesitinden fazlasını vaat etmiyor. Daha da önemlisi vaat ettiğini iddia da etmiyor. Onu kendi halinde güzel bir iş yapan da bu büyüklük taslamama hissi. Peki ya ikinci sorunun cevabı? O noktada bir başka büyük tartışmaya geçmemiz gerekiyor. Politik doğruculuk bu işin neresinde?

Bu konu aslında oldukça rahatsız edici bir hal almış durumda. Yönetmen Greta Gerwig‘in ilk uzun metrajlı filmi Lady Bird’in aldığı adaylıklarının tamamının sebebini Akademi’nin bir kadın yönetmeni ve filmini aday göstererek kendini aklama ya da en azından bir duruş sahibi olmaya çalışmasına bağlayan argümanı şiddetle savunanlar tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Elbetteki bu argüman Gerwig’in yaptığı işe haddinden fazla gölge düşürüyor ve hâlihazırda alınabilecek tüm ödüllere karşı devasa bir ön yargıya sebep oluyor. Peki şapkamızı önümüze koyup düşündüğümüzde sonuç ne? Akademi’nin böyle bir niyetinin olması şaşırtıcı olmayacaktır elbette, ancak Lady Bird’in bu şartlar altında damgalanıyor olması da gerçek hiçbir sinema sever tarafından hoş karşılanmayacak bir tutum.

Lady Bird hâlihazırda beş dalda Oscar yarışının içinde (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu). Ancak tahminlerde hiçbirinde doğrudan favori gösterilmiyor. En kuvvetli adayının En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında tiyatro kökenli oyuncusu Laurie Metcalf olduğunu söyleyebiliriz. Metcalf, duru ve abartısız oyunculuğu ile rakibi Allison Janney (I, Tonya)‘nin önüne bir ihtimal geçip ödülü kucaklayabilir. Benzer durumun En İyi Kadın Oyuncu dalında filmin yıldızı Saoirse Ronan için geçerli olduğunu söylemek oldukça zor. Ronan, 2015 yılında Brooklyn‘le aynı dalda aday olduğundaki performansından fazlasını vaat etmiyor. Yerli yerinde bir oyunculuk ama Frances McDormand ve Margot Robbie‘nin ışıltılı performanslarına yetişmesi söz konusu değil.

Peki tüm bunların ışığında Lady Bird için ne söylebiliriz? Film her şeyden öncesi bağımsız sinemanın başarılı bir temsilcisi olarak seyircinin ilgisini hak ediyor. Onu güzel kılan ise sadeliği. Olayları dramatize etmeden, herkesin az ya da çok kendi büyüme hikâyesinden bir şeyler bulacağı bir senaryoya sahip olması. Ufak ayrıntılarla sizi “nostaljik sızılar” yaşatabilmesi, görsel anlamda dinginliği ve bir “oyuncu” filmi olmasıyla öne çıkan Lady Bird, son tahlilde oldukça kişisel bir film. Fazlası da eksiği de yok. Evet, beyazperde de bir devrim yaratmıyor ama hislerinize hitap etmekten ötesini de vaat etmiyor. Oscar yarışının ona getirisi-götürüsü ne olur bilinmez ama geriye dönüp baktığımız zaman Lady Bird’i başarılı bir “ilk yönetmenlik filmi” olarak anacağımız kesin.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1023

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here