Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
33

İnsanlık tarihinde dönüm noktası olarak sayabileceğimiz iki olaydan bahsedebiliriz. İlki, Orta Asya başta olmak üzere Mezopotamya merkezli, M.Ö. 800 ile 2.000 yılları arasında yaşanmış olan Tarım Devrimi, bir diğeri ise 18.yy. sonlarında ortaya çıkmış, 19.yy’da ise sıçrama yapmış olan Endüstri Devrimi’dir.

İnsanlar, tarihin her aşamasında edindikleri yeni bilgiler ile kendilerini bulundukları noktadan daha ileriye taşıyacak atılımlar gerçekleştirmişlerdir. Bu atılımlar, belirli koşullar içerisinde gelişir. Mesela, Tarım Devrimi’nin Mezopotamya’da gelişmiş olmasını, o bölgede bulunan verimli topraklara ve su kaynağı olan nehirlere bağlayabiliriz. O halde, Endüstri Devrimi’nin de İngiltere’de gelişmiş olmasını sağlayacak bazı elverişli durumlar vardı. Aksi takdirde bu dönüm noktası olarak saydığımız olay İngiltere’de değil, başka bir yerde gerçekleşirdi.

Peki öyleyse, İngiltere’de Sanayi Devrimi’ne yol açan bu elverişli ortam nasıl oluşmuştu? Tarihte yaşanan her olay bir önceki olayın sonucudur ve kendisinden sonra gerçekleşecek olan olayın ise sebebidir. Bu yüzden temel olarak, İngiltere’de gelişen mutlakiyet/meşrutiyet savaşına bakmamız gerekir. Bu nedenle yazımızda Sanayi Devrimi’ne değil de ona özellikle ortam hazırlayan İngiliz demokrasisinin tarihteki gelişimine göz atacağız. Nitekim, İngiltere’yi diğer ülkelerden farklı kılan da bu özelliğidir.

  • İlk Parlamentonun Ortaya Çıkışıhistory of parliament in england ile ilgili görsel sonucu1066’da Normanlar’ın istilasına kadar ülkede Anglo-Saksonlar bulunuyordu. Anglo-Saksonlara göre hukukun kaynağı örf ve adetlerdi. Bu konuda kralın söz sahibi olabilmesi için bilge kişilerden oluşan Witenagemot adlı meclise danışması gerekirdi. Normanlar’ın istilası ile yeni gelen kral William the Conqueror bu meclise dokunmadı. Bilakis meclisin kurallarına uydu ve kendini meclisin kralı ilan etti. Ancak William’ın ölümü ile beraber çocukları arasında yaşanan taht kavgası sonucu meclis bu dönemde muhteşem bir şekilde güçlendi. Merkezi otorite boşluğundan yararlanan Witenagemot meclisi, bir danışma meclisi olmaktan çıkıp hüküm verebilecek nitelikte güçlü bir yapı olmaya başladı. Ayrıca bu dönemde meclisin ağı da genişliyordu. Asilzadeler, feodal beyler ve din adamlarından oluşan bu meclise artık Magnum Consilium denilirdi. İlk kez 1230 yılında Magnum Consilium için “parlamento” kelimesi kullanıldı. Bununla da kalmayıp Kral Henry III ve Edward I zamanlarında bu meclis hemen herkesi temsil edecek bir nitelik kazandı. Asil ve etkili kişiler dışında, şehir ve kazalardan da seçilmiş temsilciler artık bu meclisin içerisinde yer alıyordu. Bu şekilde genişletilmiş olan bu meclise “Model Parlamento” adı verildi. İngiltere’de bugünkü anlamı ile parlamentonun kuruluşu “model parlamento” baz alınarak 1295 olarak kabul edilir. Meşrutiyet yolunda çok büyük bir atılım olan parlamento İngiltere’de bu şekilde kendi varlığını gerçekleştirmişti.
  • Magna Carta Libertatumİlgili resimDemokrasi ve hukuk alanında sayabileceğimiz en büyük atılımlardan biridir Magna Carta. Bir yanda Magnum Consilium gelişirken diğer yanda 1215’te, görece erken bir zamanda dünyada bir kişinin söz hakkı olduğu sistemler mevcut iken, İngiltere’de kral Yurtsuz John, bu bildiriyi imzalayarak birtakım haklarından vazgeçmişti. Elbette bu olayda İngiliz soylularının yani baronların katkısı yadsınamayacak derecede büyüktür.
    1200’lü yılların başında tahta çıkan Kral Yurtsuz John, ülkeyi keyfiyete bağlı olarak yönetiyordu. Bu kötü yönetimi sonucunda John, bir yanda kendini Fransa ile savaşta öteki yanda ise baronlar ile arası bozuk bir halde buldu. Kilise ile de anlaşmazlığa düşen John, bir süre sonra Fransa’ya da yenilmişti. Ardından baronların ayaklanması ile kral, bu belgeyi imzalamak durumunda kaldı. Türkçe’ye Büyük Hürriyet Fermanı olarak geçen bu bildirge ile kral; keyfiyete bağlı vergi alamayacak ve vergi oranlarını artıramayacak, bir kimseyi haksız yere tutuklayamayacak ya da mal ve mülkünden yoksun hale getiremeyecekti. Ayrıca eğer kral, Magna Carta’da yazan kuralları ihlal ediyor ise 25 kişilik bir meclis tarafından denetlenecekti.
    Bu muazzam gelişmeler sonucunda İngiltere’deki mutlakiyete bağlı yönetim havası değişmişti.
  • Merkezi Yönetimi Ele Alan Mutlakiyetçi Hanedanlarİlgili resimBuraya kadar her şey güzel giderken, Kral Yurtsuz John’dan sonraki dönemlerde yaşanan Lancester ve York Hanedanları arasındaki savaşın (Wars of Roses) ardından durumlar değişmeye başladı. Wars of Roses’ın galibi Lancester Hanedanı idi. 1485 yılında VII. Henry’nin tahta çıkması ile merkezi otorite önemli bir şekilde büyüdü. Büyük bir savaşın ardından kralın yapmak istediği ülkede mutlakiyeti sağlamak ve olası tehditleri böylece yok etmekti. Bu amaçla da aristokrasiyi silahsızlandıran VII. Henry’nin oğlu VIII. Henry de babası ile aynı yoldan devam etti. Bundan sonraki dönemlerde Glorious Revolution’a kadar ülkede, yönetimde tekleşme görüldüğü kadar ekonomide de tekelleşme göze çarptı. Tahta gelen kral, çevresinde bulunan girişimcileri destekliyor ve o kolda tekelleşmeyi sağlıyordu ki böylelikle kendisi de istediği vergiyi elde edebiliyordu. Bu, kral ve çevresindekiler için iyi bir durumdu belki ama ülke ekonomisi için oldukça kötüydü. Aşırı tekelleşmeyi sağlayan elitler, piyasadaki fiyatı belirliyor ve halkı istedikleri gibi sömürüyorlardı. En sonunda 1625’te tahta çıkmış olan Kral I. Charles’ın toplantılara parlamentoyu çağırmama ve piyasadan zorunlu krediler alma ve geri ödememe gibi hareketleri sonucu durum haddini aşmıştı. I. Charles, Oliver Cromwell’ın da müdahalesi ile yargılandı ve infaz edildi. Cromwell başta monarşiyi yıkmak istiyormuş gibi davransa da, yönetimi ele geçirdiği dönemden ölümüne kadar ülkeyi diktatörvari bir şekilde yönetti. Cromwell’ın ölümü ile birkaç kez daha el değiştiren tahtı, en sonunda 1685’te II. James ele geçirdi. Bir önceki yönetimlerin yaptığından farklı bir şey yapmayan, aynı mutlak monarşi anlayışını benimseyen II. James’in sonu ise iç savaşlar sonucu ortaya çıkan Glorious Revolution ile geldi.
  • Görkemli Devrim

İlgili resim

Tahta her gelen kral ayrı bir sistem uyguluyor ama amacı aynı oluyordu. Her biri tek kişinin yönetimine dayalı, yönetici olarak yalnızca monarkın bulunduğu mutlak monarşiyi ülkede sert bir şekilde uygulamaya çalışıyordu. Bu süreçten defalarca kez zarar görmüş olan parlamento, en sonunda II. James’i devirmiş ve yerine Hollanda’dan Orange Hanedanı prensi William’ı çağırmıştır. Büyük bir ordu ile gelen William, James’i yenilgiye uğratır. Bu olaylarda William’ı destekleyen parlamentonun amacı istedikleri birine taç giydirerek ipleri kendi ellerine almaktır. O nedenle işi meşrulaştırmak, kralın hangi şartlar ile saltanat süreceğini belirlemek amacı ile Haklar Kanunu’nu(Bill of Rights) ilan edilir. Bu kanun ile İngiltere krallığı tam manasıyla bir meşrutiyet olduğunu kanıtlamıştır.
Aslında bu devrime monark/aristokrasi ile burjuvazinin kavgası demek mümkün. Burjuva, ekonomik bakımdan yüksek olan özgürlüğünü, devlet yönetimi gibi önemli alanlarda da kullanmak istiyor ancak her zaman soylu olma engeline takılıyordu. Tabii yine de, günümüz demokrasisinin anahtar kavramları olan parlamento, meclis, özgürlük, hak gibi olgulardan bahsedebiliyorsak bunu İngiltere’de gelişen bu aşamalara borçluyuz.

İlgili resim

Sanayi Devrimi ile burjuvazinin inanılmaz bir şekilde güçlendiği açık bir gerçek. Burjuva dediğimiz soylu olmayan ama ekonomik zenginliği bulunan bu kesim, tarihten bu yana kendini devlet yönetiminde göstermeye çalışmış, bir şekilde baskın gelmiş ve siyasi haklarını kazanması ile tüm dünyada etkisini gösterecek olaylara sebebiyet vermiştir. İşte Sanayi Devrimi dediğimiz olayın öncelikle İngiltere’de görülmüş olması bu yüzdendir. İngiltere’deki burjuva kesimi, kendi hak ve özgürlüklerini elde etme konusunda Avrupa’daki diğer ülkelere göre çok daha fazla etkilidir. Çünkü İngiltere tarihi buna müsaittir. İngiltere’de tarihten bu yana monarşinin yumuşatılması, soylu olmayanların kendini gösterebilmesine fırsat tanımıştır. Ayrıca bu dönemde İngiltere’de anayasal meşrutiyeti ve cumhuriyeti savunan John Locke gibi düşünürler de bu aşamada oldukça etkilidir.

Bireysel hak ve özgürlüklerin, mülkiyet hakkının bulunduğu İngiltere aynı zamanda 18.yy. dünyası içerisinde ekonominin kalbinin attığı yer olarak biliniyordu. Borsa ve bankacılık sektörü bu topraklarda çok daha ileri düzeyde idi. Emperyalist özellik gösteren İngiltere, parlamentonun da kapitalist uygulamaları sayesinde kendi iç piyasasında önemli ölçüde özgürdü. Yukarıda anlattığımız tekelleşme meselesiyle gelişen, ülkeye ithal mal almama durumu İngiltere’nin kendi tekelleşmiş üreticisine zarar vermemeyi amaçlıyordu. Böylelikle ekonomideki hemen her sektörde söz sahibi olabiliyorlardı. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak bilinen İngiltere, belki uluslararası alanda iyi ekonomisi ile piyasaya yön veriyordu ancak ülkedeki bu tekelleşme durumundan ötürü, sektörde söz sahibi firmalar fiyat yapıcı tek otorite olduklarından malların maliyeti oldukça yüksekti. Bu nedenle emperyalist güç olan İngiltere’nin kendi halkı sefillik içerisinde hayatını idame ettirmeye çalışıyordu. Sanayi Devrimi’nden sonra da başkent Londra’da bile, işçi sınıfının durumu içler acısıydı. Ekonomideki gelişmişliğinin ve emperyalist özellikler göstermesinin sonucu olarak İngiltere, büyük bir hammadde pazar ağına sahipti. Zaten kendi toprakları içerisinde bulunan kömür ve demir dışında ihtiyacı olabilecek diğer maddelere de kolayca ulaşabilirdi. Sahip olduğu bu özellikleri dışında; güçlü donanması, taşımacılıktaki ve denizlerdeki gelişmişliği, kıta Avrupası’ndan uzakta oluşu böylelikle mezhep kavgaları, feodal düzen sorunlarından uzakta kalmış yalnız kendi iç sorunlarına yönelmesini sağlamıştır. Bu açıdan kendine dönük bir ülke oluşu, onların lehine gelişme göstermiştir ki 1215 gibi çok erken bir tarihten itibaren, İngiltere’de monarşinin kısıtlanma çabaları ortaya çıkmıştır.

İngiltere’nin sahip olduğu birçok özellik(dokumacılıkta gelişmiş olması, ekonomide üstünlük, güçlü donanma, hammadde) dışında asıl yazımızın konusu olan İngiltere’de demokratik hareketlerin tarihsel süreçte ortaya çıkışı, Sanayi Devrimi’ni hazırlayan en büyük etkendir. Özellikle de dikkat ederseniz, kazanılan bu güçlerin uzunca bir süreç içerisinde, hazmederek elde edilmesi bir anda gerçekleşmemiş olması, olayların birbiri ile sebep-sonuç ilişkisiyle bağlantılı olması sonucu kazanılan bu haklar ve meşrutiyete giden bu yol çok daha sağlam temeller üzerine oturmuştur.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
33

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here