Mağara Resimleri

Arkeolog Marcelino Sanz de Sautuola, 1876 yılında İspanya’daki Altamira mağarasına girdiğinde binlerce yıllık mağara resimleri gün yüzüne çıkmış oldu. 13.000 yıl önce düşen kayalarla kapanan mağara girişi, arkeoloğun gelmesinden bir süre önce devrilen bir ağacın kayaları yerinden oynatmasıyla açılmıştı. Odun kömürü ve aşı boyası kullanılarak yapılan mağara resimlerinde geyik, at, bizon gibi hayvanlar göze çarpıyordu. Ayrıca mağaranın duvarlarında insanlara ait el izleri bulunuyordu.

Resimler öylesine zarif ve ayrıntılıydı ki Sautuola kimilerince sahtekârlıkla suçlanmıştı. Fakat sonradan resimlerin orijinal olduğu ve 35.000 yıl önce yapıldığı anlaşıldı. Radyokarbon tarihlendirme tekniği, bu resimlerin tek seferde değil 20.000 yılı bulan zaman zarfında tamamlandığını gösteriyordu. Yani eski insanlar binlerce yıl boyunca resimler çizmiş ve kendi figürlerini eklemişti.

İnsan nefesindeki karbondioksit resimlere zarar verebileceği için mağara halkın ziyaretine kapatılmış ve tıpatıp kopyaları yapılıp mağaranın dışında sergilenmeye başlanmıştır.

Bu ilk keşiften sonra sadece Avrupa’da 300’den fazla aynı tür mağara bulunmuştur. İspanya’daki Cueva de El Castillo mağarasında 40.800 yıl öncesine uzandığı düşünülen basit kırmızı küreler ve el izlerinin şimdiye kadar keşfedilmiş en eski resimler olduğu düşünülüyor. Fransa’daki Chauvet mağarasında bulunanlar ise daha karmaşıktır. Bu resimler yapılmadan önce duvardaki döküntüler temizlenmiş ve bazı figürlerin yanındaki yüzey kazınıp resme üç boyutlu bir hava kazandırılmıştır. Fransa’daki bir diğer mağara Lascaux’da, biri 5.18 metre uzunluğunda dev bir boğa olan yaklaşık 2000 figür vardır. Picasso bu mağaradaki resimleri ilk gördüğünde, “On iki bin yıldır yeni hiçbir şey öğrenmemişiz” demiştir.

Hayvan kılından fırçalar bulunsa da çoğu mağara resmi muhtemelen boyaların ağızla ya da küçük borularla mağara duvarlarına püskürtülmesiyle yapılmıştır. Bunun yanında eski insanlar, taşlar ve diğer araçlarla birleşen desenler yapmak için parmaklarını da kullanmışlardır.

Fransa’daki Chauvet mağarasında bulunan kemikler arasında bir parça dahi insana ait kemik bulunamamıştır. Kemiklerin birçoğu ayılara ve az bir kısmı diğer vahşi hayvanlara aittir. Bu da gösteriyor ki insanlar bu mağarada yaşamadı. Bilim insanlarına göre eski insanlar, yalnızca resim yapmak ve muhtemelen çeşitli ritüellerini gerçekleştirmek için bu mağaraları kullandılar.

Bu resimlerin niçin yapıldığıyla ilgili birçok teori bulunmakta. Bazı antropologlar resimlerin dini anlamlar taşıdığını düşünmektedir ve buna dayanak olarak insan temsilini yasaklayan tabuları öne sürerler. Bu teoriye göre ilk kutsal adamlar, rüyaya yatmak için mağaraya inzivaya çekilmiş ve rüyalarında gördüklerini duvarlara resmetmişlerdir. El izleri ise bu işlemin bir tür ergenliğe geçiş ritüeli sonucu olduğu düşüncesini doğurmuştur. Rüştünü ispatlayan kabile üyelerinin mağara duvarlarına el izlerini bıraktıkları düşünülüyor. Diğer taraftan, bu resimlerin hikâye anlatmak için kullanıldığını savunanlar da var. Bu teoriyi savunanlardan birisi Lascaux Müze Müdürü Jean-Michel Geneste. “Bugün, tüm mağarayı aydınlattığınızda tüm sahneyi öldürürsünüz ki bu aptalca.” diyor Geneste. Daha da kötüsü, birçok insan, yalnızca beyaz ve güçlü ışıklarla eşit bir şekilde aydınlanmış mağara resimlerinin kırpılmış fotoğraflarını görüyor. Geneste’e göre bu, görselleri, anlatmak istenen hikâyenin bağlamından koparır ve resimlerdeki renkleri, Paleolitik dönem insanlarının onları gördüğünden daha soğuk ve daha mavi görmemize neden olur.

Orijinal yağ lambalarının yeniden yapılması, mağaradaki birçok görselden daha büyük olmayan, yaklaşık 3 metre çapında bir ışık çemberi üretir. Geneste’ye göre o dönemdeki sanatçılar bu küçük ışıklı alanı bir hikâye anlatma aracı olarak kullandılar. “Şunlar çok önemlidir: karanlığın varlığı, sarı ışığın yeri ve içindeki bir, iki veya üç hayvan. Bu anlatı yapısında bir araçtır.” Işık çemberiyle genellikle bir fikir açıklanır, yağ lambasından gelen ışık hikâyenin tek bir parçasını aydınlatır. Lascaux tarihe karışmış olsa da, bir kişinin elinde alevli lambasını duvarlar boyunca hareket ettirdiğini ve karanlığı, duvara vuran ışık çemberinin çevresinde çerçeve gibi kullanarak hikâyeyi adım adım aydınlattığını hayal etmek güç değil.

Geneste bu hipotezini çeşitli boyutlardaki hayvan figürlerini örnek göstererek destekliyor: “Eğer anlatı ilişkisinde birkaç hayvana sahip olmak istiyorsan onların küçük olması gerekir. Eğer sadece bir hayvan istiyorsan, onları büyük resmedersin.”

İlk Animasyonlar

Fransa’daki mağara resimlerindeki hayvanların uzuvları kusurlu ve fazla çizilmiş gibi görünebilir. Örneğin bir atta ikiden fazla ön bacak veya bir gergedana birden fazla boynuz çizilmiş olabilir. Bu durum arkeologları oldukça şaşırtmıştır. Fakat Toulouse Üniversitesinden Paleolitik araştırmacısı ve film yapımcısı olan Marc Azéma, bu çizimlerin ilkel animasyonlar olduğunu düşünmekte ve küçük bir ateşin veya fenerin yaydığı ışıkla mağara resimlerine bakıldığında figürlerin hareket ettiğini savunmaktadır.

Azéma, hareketli olduğuna dair işaretler bulunan onlarca eski resim üzerinde çalıştı ve Paleolitik Dönem sanatçılarının bu resimleri yapmak için kullandığı başlıca iki teknik buldu. Birincisi, ardışık görüntülerin yan yana durması, ikincisi ise sürempresyon (üst üste bindirme) tekniği.

Sürempresyon tekniğiyle bir görüntünün varyasyonları sırayla gösterilmek yerine üst üste bindirilir ve hareketlilik hissi kazandırılır. Bu teknik daha çok Fransa ve İspanya’daki mağaralarda görülür ve en eski örneklerinden bazılarına Fransa’nın Ardèche bölgesinde rastlanır. Chauvet duvarları boyunca görülen yanmış odun ve kömür izleri, kamp ateşinin ve çam meşalelerinin mağarayı aydınlattığını gösteriyor.

Chauvet mağarasındaki 32.000 yıllık en eski mağara resimleri, Lascaux’dakilerden yaklaşık 10.000 yıl daha eski olsa da daha az başarılı değildir. Mağaranın en geniş görüntülerinden birisi; aslan, gergedan, bizon, at ve tüylü mamutları gösteren “Büyük Panneau” panelidir. Azéma’ya göre bu panel, avlarını takip eden aslanları anlatan iki farklı hikâyeyle ilişkili. Panelin merkezine yakın, kömürle çizilmiş 7-8 boynuza ve birkaç sırta sahip gergedan figürleri bulunur. Gergedanlar üst üste binmiş gibi görünmektedir fakat Azéma’ya göre bu görüntünün her bir bölümü, aslında bir gergedanın çeşitli pozisyonlarını göstermektedir. Sürempresyon tekniğine göre gergedanın boynuzu aşağı yukarı hareket etmektedir. Azéma bu görüntüleri sinemanın başlangıcı olarak ifade eder çünkü bu görüntüler harekete ve bir anlatıma sahiptir.