Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

29. Ankara Uluslararası Film Festivali, 19 Nisan 2018’de gerçekleştirilen açılış töreniyle başladı. Bu yazı festivalde izlemiş olduğumuz 3 film hakkındaki görüşlerimizi içeriyor.

Gabriel e a Montanha ile ilgili görsel sonucu

Gabriel ve Dağ (Gabriel e a Montanha)

2017 Cannes Film Festivali’nde yarışmış olan filmin hikayesini yönetmen Fellipe Barbosa, Gabriel Buchmann’ın yaşamının son bir yılından senaryoya uyarlamış. Gezmeyi, farklı kültürleri, insanları ve ülkeleri tanımayı çok seven Gabriel, üniversiteye başlamadan önceki bir yılını dünyayı dolaşmaya ayırır. Film hem bu seyahatin Afrika’da gerçekleşen son bölümünü hem de Gabriel’in hayatının son aylarını ele alıyor. Filmin belgesel ve kurmaca türlerini kaynaştıran bir yapısı olduğu söylenebilir. Yönetmen durağan bir akışa sahip olan ve kayda değer pek bir olayın yaşanmadığı filmde seyirciyi oldukça zorluyor. 130 dakikalık sürede filmin aleyhine işlemiş. Kesinlikle filmin en büyük artısı, başrol oyuncusu Alex Alembe. Film için 127 Hours’un ağır tempolu, minimal ve sıkıcı versiyonu denilebilir.

Matar a Dios ile ilgili görsel sonucu

İlahi Cinayet (Matar a Dios)

Prömiyerini en ünlü fantastik film festivallerinden biri olan Sitges – Catalonian Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştirmiş olan film, Caye Casas ve Albert Pintó’nun ilk uzun metrajlı filmleri. Film, yeni yılı kutlamak için tutulan bir evde bir araya gelen sorunlu bir ailenin, kendisinin Tanrı olduğunu söyleyen bir cüce tarafından ziyaret edilmesini konu alıyor. Cüce, gün doğduğunda onların belirleyeceği iki kişi dışında tüm insanların öleceğini söylemektedir. Film açılışında ve çeşitli anlarında bir korku filmi izleyeceğimizi ima ederek seyirciyi yanıltıyor. Filmde hafif bir absürt komedi sosuyla hayatta kalacak isimleri belirleme sürecinde sorunlu aile bireylerinin birbirleriyle ve kendileriyle hesaplaşmalarını izliyoruz. Finale doğru gelen oldukça kanlı sahne dışında, filmin seyirciyi gerdiği ya da korkuttuğu pek söylenemez. Yine de nispeten farklı olduğu söylenebilecek konusuyla ve iyi yönetmenliğiyle türü sevenleri tatmin edebilir.

Easy Rider ile ilgili görsel sonucu

Özgürlüğün Bedeli (Easy Rider)

Usta oyuncu ve yönetmen Dennis Hopper’ın yönetip, Peter Fonda ile başrollerini paylaştığı 1969 yapımı klasik filmi, Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında sinema perdesinde izleme imkanı bulduk. Film, iki hippi olan Wyatt ve Billy’nin uyuşturucu satarak kazandıkları parayla Amerika’yı motosikletleriyle kat etmelerini konu alıyor. Sıkı bir kapitalizm ve orta sınıf ahlakı eleştirisi olan filmde, karakterler seyahatleri boyunca karşılaştıkları çeşitli yaşantılar aracılığıyla insanlığın karanlığına ve aydınlığına tanık oluyorlar. Filmde alışıldık şekilde bir olay akışı olduğunu söylemek zor. Karakterlerimizin yol boyunca yaşadıkları olaylar ve karşılaştıkları insanlar sayesinde yaşadıkları dönüşüm başarılı bir şekilde verilmiş filmde. Filmin başarısında müzik kullanımının etkisinden bahsetmeden olmaz. Seyircide özgürlük hissinin oluşmasında etkili müzik ve şarkı kullanımı da en az uçsuz bucaksız yol görüntüleri kadar etkili. Usta aktörler Dennis Hopper, Peter Fonda ve yolda sonradan onlara katılan Jack Nicholson’un etkili ve karizmatik oyunculuklarından bahsetmeye bile gerek yok. Vurucu finalde ise acımasız ve kötücül yanımız boğazımızda bir yumru oluşturuyor.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here