Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

20’nci yüzyılın ilk yıllarında New Orleans birçok farklı kesimden insanın, ırk, din, cinsiyet gözetmeksizin bir arada yaşadığı bir kent idi. ABD tarafından satın alınmadan önce Kent ve Louissiana eyaletleri, İspanyol sömürgesi altındaydı. O zamanlarda bu bölgede Afrika’dan getirilmiş olan çok sayıda zenci kölelerin torunları yaşamaktaydı. Ülkeye gelmiş olan zorunlu ve gönüllü göçmenler genellikle geldikleri bölgenin müziklerini yapıyorlardı. Böylece müziği sürekli ayakta ve canlı tutuyorlardı. İspanyol dansları, Fransız halk ezgileri ve bale müzikleri, Askeri bandoların marşları ile eşlik edilirdi.

New Orleans’ta yapılmakta olan müzik, insanları ve şefleri öyle bir kendini sevdirmiş olmalı ki, o dönemlerde yaklaşık 30 küsur orkestra varlığını sürdürmüştür. İşin ilginç yanı şudur; o zamanlarda bu kentte yaşayan insanlar yalnızca iki yüz bin civarındaydı. Az nüfuslu bir kentte müzik yapabilen, sürekli bir devamlılık halinde olan, gelişmekte olan ve doğaçlama yapabilen yaklaşık otuz orkestranın olması çok büyük bir durumdu.

Dünyanın birçok yerinden gelen gezginler sayesinde New Orleans’ta egzotik romantizm gelişti. Söylentiler çıkmaya başladı. Bir çok insan caz müziğin bu kentte ortaya çıktığını söylüyordu. Tabi ki bu laflar safsata’dan daha öteye gitmedi. Çünkü New Orleans caz müziğin parladığı bir yer olmuştu. Kırsal bölgelerde siyahların yapmış oldukları müzik, çalışırken yapmış oldukları müzik bir diğer deyişle worksongs, açık havada yapılan spirituals ve yapılmakta olan ilkel blues liedler yani blues şarkılar, cazın doğuşu için bir arada bulundular.

Blues bestecisi olan William Christopher Handy, 1905 yılında

“Memphis’te aynı dönemde New Orleans’ta aynı müziğin yapıldığını biz 1917’de öğrendik ve sevilen her sirk grubu bu tarz çalardı. Mississipi’nin dört bir yanı yeni tınılarla dolmuştu. Caz için hem nehir, hem de kent aynı ölçüde önemliydi.” der.

Bu dönemde müzik yapan İki siyah halk grubu, kreol ve Amerikalı siyahlar (Afro Amerikanlar) vardı. Kreol siyahlar Fransız kültürünü barındırıyorlardı ve dilleri kreolce idi. Fransızca isimler ve bozulmuş Fransızca dilini kullanıyorlardı. Buna karşıt olarak afro Amerikanlar daha afrikalıydılar. Anglosakson kökenliydiler. Kreolların, beyazların siyahlara yaklaşımından daha ön yargılı davrandıkları söylenmekteydi. Bu sebepten dolayı New Orleans müzisyenleri arasında zıt iki grup vardı ve bu zıtlıklar yapmış oldukları müziğe yansımaktaydı. Kreolların temel müzik eğitimleri daha iyiydi, Amerikanların ise yaptıkları müzik daha canlı ve kuşaktan kuşağa aktarılmış bir müzikti.

King Oliver’s Creole Jazz Band

Yapılmakta olan bu iki müziği birleştiren bir isim vardı. Piyanist, besteci ve şef, Jelly Roll Morton. İki geleneği bir araya getiren başarılı bir müzisyendi. New Orleans’ta çeşitli etnik grupların ve müzik topluluklarının bir araya gelmesiyle New Orleans stili doğdu. İlk başlarda New Orleans ritmi Avrupa’nın marş ritmine çok benziyordu. O dönemlerde ortaya çıkan bir diğer unsur da hot çalış idi. Şöyle açıklayabiliriz; müzisyenlerin enstrümanı çalmaktan ziyade enstrüman ile konuşarak duygularını yansıtması olayına hot çalış denmekteydi.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here