Ali Kuşçu; 15. yüzyılda yaşayıp kaleme aldığı eserleri sayesinde kendisinden sonraki devirleri dahi etkileyebilmiş olan çok değerli bir astronomi ve matematik bilginidir. Semerkand’da dünyaya gelen ünlü bilim adamının doğum tarihini tam olarak bilemiyoruz. Ancak babası Muhammed, Timur’un torunu Uluğ Bey’in yanında doğancıbaşı görevini yürüttüğü için “Kuşçu” lakabının kendisine buradan miras kaldığını tahmin ediyoruz.

Uluğ Bey

Uluğ Bey, ilmi faaliyetlere fazlasıyla önem veren bir hükümdar olduğu için Ali Kuşçu’daki yeteneği fark ederek onu bizzat yetiştirecekti. Bu genç adamı özellikle astronomi ve matematik alanında geliştiriyor, onun ismini anarken “Faziletli oğlum” diye bahsediyordu. Bunun yanı sıra dönemin değerli bilginlerinden olan Gıyasüddin el-Kaşi ve Kadızade-i Rumi’den de ders alma şansını yakaladı Ali Kuşçu. Etrafındaki bütün hocaları adeta ilim dolu birer derya gibiydiler fakat o tüm bunlarla yetinmeyerek daha fazlasını istiyordu. Akli bilimlerde olduğu kadar nakli bilimlerde de ilerlemeyi hedeflediği için gizlice İran’ın Kirman şehrine gitmeye karar verdi.

Ali Kuşçu

Kirman’da kaldığı sürede, içerisinde Nasîrüddîn-i Tûsî’nin Tecrîd el-Kelâm adlı eserinin de bulunduğu birçok kitabı okuma ve inceleme fırsatına erişti. Burada Risale Hall el-Eşkâl el-Kameri (Ay’ın Görünümleri Üzerine) isimli eserini kaleme aldı. Şeri bilgilere doyduğunu düşünüp tekrar Semerkand’a döndüğünde ise öncelikle kendisini habersiz bıraktığı için Uluğ Bey’den özür dileyecek ve sonrasında ikili arasında şöyle bir konuşma geçecekti:

“Bana Kirman’dan ne hediye getirdin?”

“Bir risale getirdim ve onda kamerin (Ay’ın) şekillerini hallettim.”

“Getir göreyim, hangi noktaları hallettiğini söyleyeyim.”

Bunun üzerine Ali Kuşçu ayağa kalkarak eserini baştan sona okudu. Duyduklarını dikkatle takip eden Uluğ Bey, son derece memnun olmuş bir şekilde Ali Kuşçu’yu taktir etmekten geri durmadı. Ayrıca Ali Kuşçu ona yine Kirman’da kaldığı sırada yazdığı Risale der İlm-i Hey’e (Astronomi Risalesi) ve Risale der İlm-i Hisâb (Aritmetik Risalesi) adlı iki makaleden de bahsetti.

Devam eden süreçte, Semerkand’daki rasathanenin başında bulunan Kadızade-i Rumi’nin ölümünün ardından bu göreve Ali Kuşçu getirilecek (1421) ve Uluğ Bey’in kaleme almakta olduğu Zîc (yıldızların hareketlerini gösteren cetvel) adlı eserin bitirilmesine de yine Ali Kuşçu yardım edecekti. İçinde bulunduğu ortam kelimenin tam anlamıyla ilime müsait ve de oldukça huzurluydu. Ancak Uluğ Bey 1450 yılında oğlu Abdüllatif’in ihaneti sebebiyle öldürülünce bütün düzen bozuldu. Bu nedenle Ali Kuşçu ailesini de yanına alarak başka bir Türk hükümdarının, yani Akkoyunlu Uzun Hasan’ın yanına gitmeye karar verdi. Orada da fazlasıyla sevilecek ve el üstünde tutulacaktı.

Uzun Hasan, dönemin süper gücü olarak görülen Osmanlı İmparatorluğu ile kendi devletinin arasını iyi tutup çıkarlarını korumak istiyordu. Bunun yegâne yolunun da Fatih Sultan Mehmet ile sulh yapmaktan geçtiğini bildiği için Ali Kuşçu’yu elçi olarak Osmanlı sarayına gönderdi. Sonuç itibariyle Fatih bir bilgine asla zarar vermez ve hatta sözlerine büyük ölçüde itimat ederdi.

Uzun Hasan’ın tahmini doğru çıkmıştı çıkmasına ama Fatih Sultan Mehmet’in Ali Kuşçu’ya duyduğu hayranlık, onu Akkoyunlu Devleti’nden kopartarak İstanbul’a yerleşmesini sağlayacaktı. İstanbul’u bir kültür merkezi haline getirmek isteyen padişah tıpkı Uluğ Bey ve Uzun Hasan’ın da yaptığı gibi ilim adamlarına çok değer veriyordu. Nitekim civar şehirlerdeki bütün bilginleri İstanbul’a toplamak için yoğun bir mesai harcayan hükümdarın Ali Kuşçu gibi bir dehayı elinden kaçırması mümkün değildi. Ona kentte kalması için yaptığı teklif kabul gördü ve Ali Kuşçu öncelikle kendisine verilen görevi ifa edip Tebriz’e gittikten sonra Uzun Hasan ile vedalaşarak İstanbul’a geri döndü.

Fatih Sultan Mehmet

Başkentte büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya’ya müderris olarak atandı. Burada Sahn-ı Seman Medreseleri’nin programlarını hazırlayarak astronomi ve matematik dersleri verdi. Anlattığı dersler büyük bir ilgiyle takip edilecek ve hatta önemli bilim adamları tarafından da izlenecekti. Nitekim dönemin ünlü matematikçilerinden Sinan Paşa bile Molla Lütfi aracılığı ile onun dersleri hakkında bilgi aldı.

Fatih Sultan Mehmet’in Uzun Hasan ile çarpışıp zafer kazandığı Otlukbeli Savaşı’ndan (11 Ağustos 1473) sonra Fethiye isimli bir astronomi kitabı yazdı Ali Kuşçu. Üç bölümden oluşan bu eserin birinci kısmında; gezegenlerin hareketlerinden, ikinci kısmında; yerin şekli ve yedi iklimden, son kısmında ise yere ilişkin ölçüler ve gezegenlerin uzaklıklarından bahsediyor. Bunun yanı sıra Fatih’in adına ithafen kaleme alıp Muhammediye ismini verdiği bir matematik kitabı da var.

Fatih Sultan Mehmet ve Ali Kuşçu

Gerçekleştirdiği bütün bu faaliyetler ile birlikte İstanbul’un boylamını 59 derece, enlemini 41 derece 14 dakika olarak belirledi ve astronomi çalışmalarında güneş saati kullandı. Yetiştirdiği öğrenciler arasında ise Mirim Çelebi ve Molla Lütfi gibi önemli şahsiyetler yer alıyor. Geride bıraktığı eserleri sayesinde yüzyıllar boyunca unutulmayacak olan işlere imza atan bu eşsiz deha, 15 Aralık 1474 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.

 

Kaynak: 1, Hüseyin Gazi Topdemir, “Osmanlı Biliminin Öncülerinden Ali Kuşçu”, Ahmet Kankal, “Ali Kuşçu”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here