Stargate SG-1: Yaralı tarafımız mavi bir kristale dönüşürse

Stargate SG-1: Yaralı tarafımız mavi bir kristale dönüşürse
  • 0
    0
    0
    0
  • Antik Mısır tanrıları ve uzaylılar arasındaki bağ hakkında, bizi gezegenler arası dolaştıran 1994 yapımı bir bilim kurgu dizisi var, Stargate SG-1. Başlığa yazdığım konuyu muazzam işleyen “Cold Lazarus” bölümünden bahsedeceğim. Önce diziyi izlememiş olanlar için biraz bilgi vermek istiyorum.

    Dizide SG-1 ekibi, her bölümde bizi farklı bir gezegene doğru yolculuğa çıkarıyor. Biz de her bölümde bu gezegenlerin içerisinde yer alan farklı düşünme biçimleri, savaş stratejileri, hastalıklar, inanışlar, ırklar, kültürler ile tanışıyoruz. Zaman zaman bu gezegenlerin içindeki yapıların, Dünya gezegenindeki antik sembolleri, mimarileri içerdiğini de fark ediyoruz. Elbette tüm bunlar, bazı bağlantılar sebebiyle oluyor. Ekipte Albay Jack O'Neill, astrofizik uzmanı Yüzbaşı Samanta Carter, arkeolog ve dil bilimci Dr. Daniel Jackson ve Chulak gezegeninden gelen, eski bir Jaffa savaşçısı Teal’c görev alıyor. 

    Bu ufak anlatıdan sonra, Cold Lazarus bölümüne geçebiliriz.

    İndikleri P3X-562 gezegeninde ekip, mavi kristallerle dolu kum tepelerini görür. Kristaller parçalanmış, etrafa dağılmış haldedir. Albay O’Neill ekipten ayrılır ve etrafı keşfetmek için yola çıkar. Kum tepelerini aşar, başka mavi kristal kümelerini görür ve içlerinde parçalanmamış, büyük bir tanesine yakınlaşır. Bu sırada kristal O’Neill’i uzağa fırlatır. O’Neill bayılır. 

    Bir süre sonra albay yerinden kalkar, ve kendisinin kumlar üzerinde uzanan baygın bedenini görür. Bedeni klonlanmıştır. Fakat karakteri tanıyanlar fark eder ki albayın davranışları biraz değişmiştir. Sessiz, olanları anlamaya çalışan, kafası karışık ve biraz da düşmanca tavrını geride bırakmış birine dönüşmüştür. Ekiple bir araya gelirler ve albayın klonu, albayı gezegende baygın halde bırakarak ekiple birlikte geçitten geçer, Dünya’ya dönüş yapar.

    Etrafındakiler albayda bir tuhaflık olduğunu sezer ama anlamlandıramaz. O ise döndüğü gibi üsteki dolabını açar. Eski eşinin ve bir zamanlar evdeki silah ile oynarken kendisini vurmuş olan oğlunun fotoğraflarına bakar. Kafası karışmış halde üssü terk eder ve eski evine döner. Uzun zaman sonraki bu dönüşü eşi tuhaf bulur. Üstelik albay sanki aralarında hiçbir sorun yokmuş gibi, özlemle, dostça eşine bakmaktadır. Eşi ise başta sert davransa da sonradan albayın duygusal ve üzgün bir halde olduğunu fark eder. Albay, oğlunun odasına çıkar ve eşyalarına bakar. O sırada zihninde bazı güzel anılar birer fotoğraf karesi gibi gelip giderek O’Neill’i afallatır. Ağlamaya başlar. Yine karakteri tanıyanlar bilir ki, normalde O’Neill’in böylesine duygusal olması mümkün değildir. Her zaman katı, sert ve ne kendisinin, ne de diğer insanların duyguları ile ilgilenen biridir.

    İkisi bir süre odada konuştuktan sonra beraber parka giderler. Jack, Sara’yı dinleyen, anlamaya çalışan, büyük çıkışları olmayan ve acısı olsa da duygularını saklamak zorunda hissetmeyen, iletişime açık bir insana dönüşmüştür. Sara ise hala bu duruma şaşkındır fakat daha fazla irdelemeyerek beraber güzelce konuşurlar. Fakat O’Neill’ın hafızasında, oğlunun öldüğü bilgisi yoktur. Sara (eşi) bunu söylediğinde albay parkta aniden yere düşer. Elektrik çarpmaya başlar, mavi kıvılcımlar çıkarır ve kriz geçirir.

    Bu sırada Carter, kristal parçalarını analiz eder ve onların bir zamanlar Goa’uld tarafından yok edilmeye çalışılan bir uzaylı ırkı olduğunu anlar. Kristal Carter'a kendisini “enerji, birlik” olarak tanıtır. Kristal yüz biçimini alır ve, gezegenlerinden uzak oldukları için enerjilerinin tükenmeye başladığını, radyoaktif bir reaksiyon olabileceğini söyler. Bu sırada diğer gezegende bayılmış olan O’Neill geçitten geçerek Dünya’ya gelir ve hırçın bir şekilde ekibe, kendisini neden beklemediklerini, neden bırakıp gittiklerini sorar. Ekip şaşkına döner ve bunun bir tehdit olabileceğini düşünerek gelen albayı hücreye kapatır. O’Neill hücreyi zorlayarak çıkmaya çalışır, isyan eder, bağırır. Bu kişinin, asıl Jack olduğunu henüz bilmemektedirler. Bu sırada Sara, kriz geçiren O'Neill'i hastaneye götürmüştür fakat radyoaktif tepkime sonucu hastanede elektrikler gider, bina boşaltılırken, içinde gerçek O'Neill'ın da olduğu ekip üssü terk edip hastaneye doğru yol alır. Binaya girerler. SG-1 içeri girer girmez, kristal Jack'i köşede yığılmış, ölmek üzereyken bulur.

    Detaylarını geçerek, albayın, kristal olan albay ile karşılaşmasını anlatmak istiyorum. 

    Albay, kristal olana yaklaşır, neden dünyaya geldiğini sorar. Kristal O’Neill şöyle yanıt verir:

    “Enerjim sana zarar verdiğinde, seni iyileştirmeye çalıştım. Ama yaranı anlayamadım. O zaman zihnine baktım. Bir savaşçının zihnini gördüm. Irkımızı öldürenlerden korktuğum gibi korktum. Hatam fark edilmeden, seni iyileştirmeye çalıştım. Diğerleri geri gelip beni öldürmeden önce. Şimdi anlıyorum, en derin acın, benim sebep olduğum fiziki yara değildi. Yaran, bir zamanlar Charlie’nin doldurduğu ama şimdi boş olan kalbindeki bir yerden kaynaklanıyor.”

    Kristal O’Neill, asıl O'Neill'ın kalbine dokunur ve şöyle der: “Charlie burada.”

    “Goa’uld’un dünyamı yerle bir ettiği gün olanları nasıl değiştiremiyorsam, sen de o gün olanları değiştiremezsin.”

    Bu olaydan sonra Neill ve Sara sarılırlar, sonra O'Neill kristal Jack'i gezegenine bırakır.

    Bizi sarsacak, derin bir olay yaşadığımızda, incinen parçamız içimizde bir yere saklanabilir. Onu görmemek adına, onu yaşatmamayı seçebiliriz. O dizginleri eline almadığında, bizi daha güçsüz, kırılgan göstermediğinde işin büyük kısmını hallettiğimizi düşünebilir, hayata devam edebiliriz. Fakat hala o parçamız orada, görünmeyi beklıyor olabilir. Bir çocuk görülmediğinde, sevilmediğini hissettiğinde nasıl hırçınlaşırsa / ya da içine kapanırsa, o parçamız da bize bunu yapar. İki durumda da benzer bir durum açığa çıkar. Kendimizi dış dünyaya kapatırız. Hatta bazen, kendimize de. “Ulaşılmazlık, erişemezlik”, acıdan korunmanın tek yolu olur. Ne hüzün hissedebiliriz, ne dolu dolu bir sevinç. Bunu hüzün hissedemediğimizde değil, hayat grileştiğinde fark ederiz. Renk paletimiz eksilir. John ve Helen Watkins tarafından geliştirilen Ego State yaklaşımı da bundan bahseder. 

    İçimizde birçok "ego durumu" vardır bu yaklaşıma göre. Aslında bunlar aynı zamanda yaratıcı birer kişiliktir. Hepsinin kendisine has duyguları, yetileri, beden duyumları, fantezileri, anıları, hayalleri ve ihtiyaçları vardır. Bu ego durumları birbiriyle iletişim kurabilir, iş birliği halinde çalıştığında yaşamımızda "bütünlüklü" kararlar almaya, yol ayrımlarında neleri seçmek gerektiğine dair karar vermeye yardımcı olurlar. Duygularımızla, hayallerimizle, arzularımızla görece "otantik" bir yaşamın imkanını sunar bize. Fakat çeşitli sebeplerle iletişimleri kesildiğinde, entegre olamadıklarında, bir parça ötekinin sesini bastırdığında, varlığını inkar ettiğinde bazı sorunlara yol açabilir. Tıpkı O'Neill'ın katı, duygusuz, insanları anlamaktan uzak, öfkeli görünümünün yanında, henüz hayatındaki en değerli varlığın, çocuğunun yasını tutmamış olması, belki de akıtmaktan bir savaşçı gibi "ölesiye" korktuğu gözyaşlarının olması gibi. 

    Hatırlarsanız kristal parça, Charlie'yi kaybettiğinin farkında bile değildi. Karısını çok seviyordu ve bunca zaman neden uzak olduklarını bile anlayamıyordu. Fakat eve gitmekten, bu sorunun yanıtını aramaktan, yüzleşmekten de korkmuyordu. Oysa O'Neill, kendisini derinden inciten her şeyden saklamıştı kendisini. Uzaklaşmıştı. Her an tetikte bekleyen, hırçın tavrında, bu kendinden uzak kalmışlık vardı. Bölüme adını veren Lazarus ismiyle acıyı yaşayabilen, taşıyabilen parçanın "dirilişi", bu karşılaşma Jack için bir hediyeydi. Jack'in kayıp parçası, Jack'in kalbine yaklaşmaktan korkmayarak onu iyileştirmişti.

    Paul Valéry şöyle diyor, "İçimizde olanlarla aramıza mesafe koyamayız." Zira onları yadsırken bile, ortaya çıkan tepkiyi yaşıyoruzdur. 

    Belki de yaşamak istediğimiz hayatın, çizmek istediğimiz resmin bu mu olduğunu sormalı. Ve sonra, renk paletimize bakmalı.

    Eylül Salman


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.